Mi’racın en can alıcı noktası!
 SECDE’ DEN Mİ’RAC’ A
 
Mübarek üç aylar”, içerisinde bazı özel geceleri barındırıyor. Bunlardan ilki olan Regaib”’i . Receb ayının ilk Cuma gecesinde idrak ve ihya etmiştik. Şimdi ise Yüce Yaratıcımız’ın (CC) Kâinat Serveri Aleyhisselam’ı hayatının çok sıkıntılı bir döneminde, (Allah’ım! Beni kime bırakıyorsun, merhametsizlere mi?) diye Rabbi’ne iltica etmek zorunda bırakıldığı; en çaresiz, en dar zamanlarda kendisinden hiç desteğini esirgemeyen Amcası ve vefa timsali Eşi Hz. Hatice’yi kaybettiği “Hüzün Yılı”nda özel bineklerle çölde serin bir gece yolculuğuyla “Mekke-i Mükerreme” den “Kuds-i Şerif” e ulaştırıp, oradan melekût âleminin de ötesine; “Kabe Kavseyn” e yükselterek, teselli edip hediyelerle biz ümmetine gönderdiği mucize bir gece olan “Mirac” ın eşiğindeyiz.
 
Mirac gecesi de Receb ayının içinde olan müstesna bir gecedir. İslam bilginlerinin çoğuna göre; bu gece Allah’ın sevgili kulu ve Rasûlü Hz.Muhammed (s.a.s.)’i, Mekke’deki Mescid-i Haram‘dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa‘ya ve oradan da göklerin ilâhî derinliklerine yükselttiği gecedir. “Mirac Gecesi”, Yüce Allah’ın Sevgili Peygamberimiz (SAV)’e büyük hakikatlerin lahuti hikmetlerini gösterdiği, vasıtaları kaldırarak ilahî vahye muhatap kıldığı, kendi ayetlerini ve kâinatın sırlarını seyrettirdiği, mü’minlere namazın farz kılındığı ve biz müslümanlar için de sonsuz rahmani lütuf ve ihsanlarını va’dettiği  mübârek bir gecedir.
 
Kur’an-ı Kerîm’in onyedinci sûresi, ilk ayetlerinde Peygamberimizin Miracından bahsedildiği için “gece yürüyüşü” anlamına gelen “İsrâ “adını almıştır.
 
Hz. Peygamber’in Mekke’den Kudüs’e yaptığı Gece Yolculuğu ve ardından Göğe Yükseliş, Medine’ye hicretinden yaklaşık bir buçuk yıl önce gerçekleşmiş olan sırlarla dolu bir tecrübenin iki aşamasıdır. Allah Rasülü’nün gece yolculuğuna çıkarılmasının sebebi, Necm suresinin 18. ayetinde belirtildiği gibi Allah’ın işaret ve ayetlerini, bazı sır ve hakikatlerini göstermek içindir:  “Gerçekten Rabbinin varlığının en büyük ayetlerini görmüştür.”
 
İsrâ ve Mi’rac, Peygamberimizin üstün makamlara yükselişi ve Allah’ın yüce katına kabul edilişi olayıdır. Yüce yaratıcıya yakınlığın en üstün derecesi olan Mi’rac, beşer anlayışı çizgisinin, akıl ve idrakinin ötesinde bir olaydır. Çünkü bu olayın fizik kanunları ile açıklanması mümkün değildir
 
Mirac olayının gerçekleştiği bu gece Müslümanlar tarafından Kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir.
 
Mirac olayının, müslümanlar için en önemli hediyelerinden  birisi, hiç şüphe yok ki, İslâm dininin temel direği ve müminlere bir Mirac hediyesi olan “namaz” dır. Onun içindir ki, “Namaz mü’minin Miracı” olmuştur.
 
Nasıl ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Miraç’ta vasıtalardan arınmış olarak, Mevlâsı ile zaman ve mekân dışı buluştu kavuştu ise; Mü’min de namazda vasıtasız olarak boyutlar ötesi doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar, sadece O’na kulluk etme, O’na sığınma ve sadece O’ndan yardım isteme fırsatı bulur.
 
Namazın beş vakit olmakla birlikte elli vakit sevabı ve ecri olduğu ifade edilir. Bu, “yapılan her hayrın Allah indinde en az on misliyle kabul edileceği”ni tebşir eden âyet-i kerîmeye uygun bir ifadedir : “Kim bir hayır işlerse işte ona bunun on katı var” (En’âm 6/160). Şu halde Resûlullah’a Mî’rac’ta farz edilen beş vakit namaz, mü’minin “amel defteri” ‘ne on misliyle yani elli vakit olarak yazılmaktadır.
 
Rabbimiz, namazın ehemmiyetini gereğince takdir etmemiz için elli vakit olarak farz etmiş, lütfunun, kereminin bolluğunu ifade için de beş vakte indirerek elli vakit olarak değerlendirmeye tabi tutmuştur. Öyle ise, mümin günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Mirac olur ve kul onunla Hakk’a yol bulur.
 
Bakara sûresinin son iki ayeti de, bu ulvi gecenin hediyesidir. “Amenerrasûlü” diye de anılan ve ülkemizde yatsı namazlarından sonra mihrâbiye olarak okunan bu mübarek ayetlerde; ilâhî emirler karşısında; Rasul-i Zişan (AS)’ın Mi’racını kayıtsız şartsız ve duyar duymaz anında tasdik eden Hz.Ebubekr-i Sıddık gibi, mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatleri ifade edilmektedir
 
Mi’racın en can alıcı noktası belki de, Erhamür-Rahimin olan Cenab-ı Mevla’ nın “Ahir Zaman Ümmeti” olarak bizlere merhamet lütuf ve ihsanının en bariz tecellisi olan; Hz. Peygamber (SAV)’in ümmetinden, Allah’a şirk koşanlar dışındakilerin affedilebileceklerinin va’dedilmiş olmasıdır.
 
İnsan bilerek ya da bilmeyerek günah işlemiş olabilir.. İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve Allah’tan affını ve mağfiretini dile(n)mek, bir daha günah işlememeye azmetmek kaydıyla, Allah Teâlâ işlenen büyük küçük bütün günahları affedebilir. Nitekim bu konuda Kur’an-ı Kerim’ inde Nisa Suresi 48. ayette şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bunun dışında kalan (günahlar)ı ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” Zümer/53. ayette de “De ki: Ey nefislerinde israfa giren (haddi aşarak günah işlemekle nefislerine zulmeden) kullarım. ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Muhakkak ki, ALLAH bütün günahları bağışlar. Çünkü  O çok bağışlayan, çok merhamet edendir..”
 
Öyleyse; Mi’minin Mi’rac’ı sayılan namazın farz kılındığı bu mübarek gecede Yüce Yaratıcımıza yönelmeli, O’ndan af ve bağış dilemeliyiz. Birbirimize sevgi ile yaklaşmalı düşmanca davranışlardan uzak durmalıyız. Sağlıkla kavuştuğumuz bu kutlu günleri değerlendirmeli ve Allah’ın lutfettiği sayısız nimetlerine şükretmeliyiz.
 
Kur’ân-ı Kerim okumalı; okuyanları dinlenmeli, okuyup-dinlediğimizi anlamaya çalışmalı, anladığımızı hemen uygalamaya ve hayatımıza hâkim kılmaya gayret göstermeli; Kelamullah‘ a olan sevgi, saygı ve bağlılık duygularımızı yenilemeli, kuvvetlendirmeliyiz.
 
Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun “Sünnet-i Seniyye”’sini, yaşayış biçimini sadece taklitle değil, belki özünü kavrayarak ve çağın idrakine tesir edecek yeni bir anlayışla YaşamTarzı olarak benimsemeli ve böylece, O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuurumuzu tazelemeliyiz.
 
Daima “tefekkür”de bulunmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir ?” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli. Geçmişin muhasebe ve murakabesini yaparak; şimdinin ve geleceğin de plân ve programını çizmeliyiz.
 
Eğer varsa günahlarımıza samimi olarak hemen tevbe ve istiğfar edip; Yüce Rabbimize kulluk vazifelerimizdeki eksik ve kusurlarımızı tamamlamaya çalışmalı; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek, pişmanlıkla yanlış yaptıklarımıza ve doğru yapamadıklarımıza gözyaşı dökmeli,olan “Ayıpları, Günah ve kusurları gizleyen” Cenab’ı Hakk(CC) ‘ın mağfiretine sığınmalıyız.
 
Bol bol zikir, tekbir, tehlil, tesbihat ile meşgul olup; şahsımız, aile efradımız, bütün mü’min kardeşlerimiz, vatanımız, milletimiz, Âlem-i İslam ve tüm insanlık için devamlı duada bulunulmalıyız.
 
Bu duygu ve düşüncelerle cümle mü’min ve mü’mine kardeşlerimin Mi’rac kandillerini kutlar, bu bereket dolu gecenin hepimiz için her türlü hayra, her türlü şerden emin olmaya vesile olmasını, Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.
 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.