Müftü İmran Kılıç'tan Ramazan Köşesi
Grup Sayfamız için

HZ. PEYGAMBER(s.a.v) DEN  DUALAR

DUA: Sözlükte "çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamına gelen dua, din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah'a yönelerek maddî ve manevî isteklerini O'na arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi insanın Allah'a halini arzetmesi ve O'na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır. Bir başka deyişle dua sınırlı, sonlu ve âciz olan varlığın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür. Kur'ân'da yirmi yerde dua kelimesi geçmekte, ayrıca pek çok âyet ve hadiste dua kökünden fiiller yer almaktadır.
 
1. "Allah'ım! Senin iznin ve yardımınla sabahladık ve akşamladık. Yine senin izin ve yardımınla yaşar ve ölürüz.. Sonunda dönüş yalnız, sanadır." (EbûDâvûd, "Edeb", 110;Tirmizî, "Deavât", 13; İbnMâce, "Dua", 14)

2. "Allah'ım! Öfkenden rızana; cezandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Sana övgüyü saymakla bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin." (Müslim, "Salât", 222)

3. "Allah'ıml Nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin (nimet ve sağlığın) bozulmasından, ansızın cezalandırmandan ve öfkene sebep olan her şeyden sana sığınırım." (Müslim, "Zikir", 96)

4. "Allah'ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından sana sığınırım." (EbûDavud, "Sâlat", 367; Ayrıca bh Buhân, "Et'ıme", 28, "Deavât", 40, Tirmizî, "Deavât", 70; Nesâî, "İstiâze", 7, 8, 25)

5. "Allah'ım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım; zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırım."(Buhârî, "Deavât", 40; Ebû Dâvûd, "Vitr" , 32, Nesâî, "İstiâze", 7, 8, 25)

6. "Allah'ım! Dalalete (sapıklığa) düşmekten veya (başkalarını) dalalete düşürmekten, hataya düşmekten veya (başkasını) hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan, sana sığınırım."   (EbûDâvûd, "Edeb",112)

7. "Allah'ıml Korkaklıktan sana sığınırım. Ömrün en düşük çağının zorluklarından, dünya fitnelerinden ve kabir azabından da sana sığınırım." (Buhârî, "Cihad", 25; Tirmizî, "Deavât", 113;Nesâî, "İstiâze", 27)

8.  "Allah'ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım işlerin şerrinden sana sığınırım."(Müslim, "Zikir" 65, 66)

9. "Allah'ım! Cehenneme götüren fitneden, Cehennemin azabından , zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım." (Ebu Dâvûd, "Vitr", 32)

10. "Allah'ım! Açlıktan sana sığınırım. Çünkü açlık, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten de sana sığınırım. Çünkü hainlik, ne kötü bir sırdaştır."  (Ebu Dâvûd, "Vitr", 32;Nesai, "İstiâze", 19,20; İbn Mâce, "Et'ime", 53)
 
11. "Allah'ım! Bedenime sağlık ver, gözüme sağlık ver, sağlığı benim varisim kıl (son nefesime kadar beni sağlıklı eyle)Halîm ve Kerîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ulu arşın sahbi Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. (Tirmizî, "Deavât",66)

12. Senden hidayet, takva, (sorumluluk bilinci) iffet ve (gönül) zenginliği isterim." (Müslim, "Zikir", 72)

13.  "Allah'ım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver." (Müslim, "Zikir", 35)

14. "Allah'ım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır, bana fayda verecek ilmi öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah'a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah'a sığınırım." (Tirmizî, "Deavât", 129)

15. "Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan,  doymayan nefisten sana sığınınm. (Müslim, "Zikir", 73)

16. "Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah'ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl." (Tirmizî, "Deavât", 124)

17. "...Allah'ım! Nefsime takvasını (günahlardan sakınma duygusu) ver ve onu (her türlü günahtan) temizle, Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Onun koruyucusu ve efendisi de sensin.." (Müslim, "Zikir", 73)

18. "Allah'ım! Beni iyilik işledikleri zaman sevinen ve kötülük yaptıkları zaman bağışlanma dileyen kullarından eyle." (İbnMâce,"Edeb",57)

19. "Ey Allah'ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle baş başa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur." (EbuDâvûd, "Edeb", 110)

20. "Allah'ım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın." (Buhârî, "Tıb", 37; Ayrıca bk. Müslim, "Selam" 46; EbûDavud, "Tıb", 17 Tirmizî, "Deavât",111)

21. "Allah'ım! Yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlâkımı da güzelleştir" (İbn Hanbel,el-Müsned,I,403)

22.  "Allah'ım! (haktan) ayrılmaktan, iki yüzlülükten ve kötü ahlâktan sana sığınırım." (Ebû Dâvûd, "Vitr", 32; Nesaî, "İstiâze" , 21)
 
23. "Allah'ım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet." (Tirmizî, "Deavât", 89)

24. "Allah'ım! Bana kendi sevgini ve Senin yanında sevgisi bana fayda verecek kimsenin sevgisini ver." (Tirmizî, "Deavât", 73)

25. "Allah'ım! Harama bulaşmaktansa, helalinle yetineyim. Beni lütfunla (zengin kılarak) Senden başkasına muhtaç etme." (Tirmizî, "Deavât", 110)

26. "Allah'ım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et."
(Ebu Dâvûd, "Salât", 361;Nesâî, "Sehv" 60; İbn Hanbel, el-Müsned, V, 245.)

27. "Allah'ım! Mal, aile, çocuk olarak insanlara verdiklerinin hayırlısını dilerim, sapıtan ve saptıranları değil." (Tirmizî, "Deavât", 124)

28. "Allah'ın adıyla... O'nun adıyla (hareket edildiğinde) yerde ve gökte hiçbir şeyin zararı dokunmaz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." (Tirmizî, "Deavât", 13)

29. "Bizi doyurup içiren ve bizi Müslümanlardan eyleyen Allah'a hamdolsun." (EbuDâvûd, "Etime", 53;Tirmizî, "Deavat", 56 )

30. "Allah'ım! (rahmetini) umarak, (azabından) korkarak kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Senden başka sığınak, senden başka dayanak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım." (Buharı, "Vudu", 75, "Deavât", 6, 9; Müslim, "Zikir", 56)           

31. "Allah'ım! Kalplerimizi birleştir. Aramızı düzelt ve bizi kurtuluş yollarına ilet. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar ve büyük günahların açığından da gizlisinden de uzaklaştır." (EbuDâvûd, "Salât", 182)

32. "Allah'ım! Dinimi güzelce yaşat ki o benim güvencemdir. Dünyamı düzelt ki o benim geçim kaynağımdır. Ahiretimi hazırla ki o benim son durağımdır. Hayatımda her türlü hayrı ziyadesiyle ihsan eyle. Ölümümü de her türlü şerlerden muhafaza eyle."   (Müslim, "Zikir", 71)

33. "Allah'ım! Günahlarımın küçüğünü büyüğünü, öncesini sonunu, açığını ve gizlisini, hepsini bağışla."(Müslim, "Salât", 216)

34. Allah'ım! Şüphesiz ben nefsime çok zulmettim, günahları bağışlayacak olan yalnız Sensin. Öyleyse katından bir af ile beni bağışla. Bana merhamet et, çünkü bağışlaması ve rahmeti çok olan sadece Sensin" (Buhârî, "Ezan", 149; Müslim, "Zikir", 48)
 
35. "Allah'ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum. Gücüm yettiğince (ezelde) sana verdiğim Sözümde ve vaadimde durmaktayım. İşlediğim günahların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin, nimetlerini itiraf ederim, günahımı da i'tirâf ederim. Beni affet çünkü günahları ancak Sen affedersin" (Buhârî,"Deavât",2,15)

36. "Allah'ım! Hatalarımı kar ve soğuk su ile temizle. Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi kalbimi de hatalardan arındır. (Nesâî, "Taharet", 49; Ayrıca bk. Buhârî, "Deavât", 38, 43-45; Müslim, "Zikir", 49)

37.  Allah’ım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, işimdeki aşırılıkları ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı bağışla.  Allah’ım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle. Bütün bu kusurların hepsi bende vardır.  Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle. Öne geçirende sen, geride bırakan da Sensin. Senin her şeye gücün yeter. (Buhârî, “Deavât”, 60; Müslim, “Zikir”, 70.)

38.  “Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah’ım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli kıl.” (Tirmizî, “Deavât”,73.)

39. "Allah'ım! Senin rızân için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açıyorum." (Ebû Dâvûd, "Savm",22)

40. "Allah'ım! Bütün işlerimizin sonucunu güzel eyle, dünyada rezil olmaktan ve ahiret azabından bizi koru." (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/ 181)

 
***
KUR’ÂN-I KERİM’DEKİ PEYGAMBER DUALARI


Peygamber kelimesi, Farsça kökenli olup "haberci", yani "Allah'tan haber getiren demektir. Dilimizde bu kelimeyi "elçi" sözü karşılamaktadır. Yüce Allah'ın lütfunun ve rahmetinin bir sonucu olarak, beşeriyete O'nun ülûhiyetini tanıtmak, insanları hakka irşad etmek ve kemale ulaştırmak için kendi içlerinden peygamber seçip göndermesi son derece uygundur.

Bu durum akl-ı selime de aykırı değildir. Zira Allah insanları kendisine ibadet etmek için yarattığını açıklamıştır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56) O halde insanların Allah'a nasıl ibadet ve itaat edecekleri hususunda rehberlik yapmak üzere kendi içlerinden bir peygamber seçilmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Peygamberlik Allah vergisidir. Çok çalışmakla elde edilemez. İmam Gazzalî insanların peygamberlere olan ihtiyacını hastaların doktorlara olan ihtiyacına benzetmiştir. Şu kadar ki tıbbın doğruluğu tecrübe ile peygamberlerin doğruluğu ise, Allah'ın görevlendirmesi ve bu görevlendirilenin mucize izhar etmesiyle bilinir.

Hem Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret ve sakın gāfillerden olma!( Sûre-i A’râf, 205)

(Ey Resûlüm!) De ki: “Eğer duânız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?”( Sûre-i Furkân, 77)
İnsanlara her cihette rehber olarak gönderilen peygamberler, duâyı hayatlarının her safhasında, vazgeçilmez bir ubudiyet olarak talakki etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm peygamber kıssalarından bahsederken, onların yaptıkları duâları da zikreder. Şimdi bazı peygamberlerin Kur’ân’da geçen duâlarından misaller verelim:

Hz. Âdem (as)’ın duâsı

Hz. Adem (as) ve Havva validemiz, işledikleri hatalarından dolayı çok gözyaşı dökerek: “Rabbimiz! (Biz) kendimize zulmettik; artık bize mağfiret etmez ve bize merhamet etmezsen, mutlakā hüsrâna uğrayanlardan oluruz.”( Sûre-i A’râf, 23) diye yakarışta bulunmuşlardır.

Hz. Nuh (as)’ın duâsı
Hz. Nuh (as), uzun süre yaptığı tebliğ vazifesine mukabil, çok az kişi tabi olması karşısında:
“Gerçekten ben mağlûbum (bu müşriklere karşı çâresizim); artık (bana) yardım et!” (Sûre-i Kamer, 10 ) diyerek Allah’a münacatta bulunur.
Hz. Nuh (as) kendisine tabi olanlarla birlikte gemiye yerleşince Allah, Nuh (as)’a şöyle duâ etmesini emreder:

O hâlde sen, yanında bulunanlarla berâber gemiye yerleştiğin zaman artık de ki: “Bizi o zâlimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamd olsun!” Ve (yine) de ki: “Rabbim! Beni mübârek bir menzile indir; çünkü sen, indirenlerin en hayırlısısın!” (Sûre-i Mü’minûn, 28-29)



Hz. İbrahim (as)’ın duâsı
Rabbim! Bana hikmet ihsan buyur ve beni sâlih kimseler arasına kat! Sonraki (ümmet)ler içinde benim için bir lisân-ı sıdk (güzel bir medihle anılmayı) nasîb eyle! Ve beni Naîm Cennetinin vârislerinden kıl! Babama da mağfiret eyle; çünkü o dalâlete düşenlerdendir.

Ve (insanların) diriltilecekleri gün, beni utandırma! O gün ki, (onda) ne mal fayda verir, ne de evlâd! Ancak Allah’a selîm (sağlam) bir kalble gelen müstesnâ. (Sûre-i Şuarâ,83-89)

Hz. Eyyûb (as)’ın duâsı
Sabır kahramanı olarak bilinen Eyyûb (as), musibetlere öyle sabretti ki, Allah’dan hiç şekvada bulunmadı. Tâ kurtlar, zikrin mahali olan kalbine ve lisanına ilişinceye kadar…
“Zarar gerçekten bana dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin” (Sûre-i Enbiyâ, 83) diyerek nida etmiştir.

Hz. Yusuf (as)’ın duâsı
Hz. Yusuf (as) zindana atılmak veya Züleyha’nın dediğini yapmakla karşı karşıya kalınca: “Rabbim! Zindan bana, bunların beni kendisine da‘vet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden def’ etmezsen, onlara meyleder ve câhillerden olurum” (Sûre-i Yûsuf, 33 ) demiştir.

Nice sıkıntıdan sonra, dünyada istenilebilecek bütün saadetlere mazhar olan Hz. Yusuf (as), bu dünya saadetini istemeyip, gerçek saadetin olduğu bekâ âlemini ister ve şu duâyı yapar: “Rabbim! Bana mülkden (bir nasib) verdin ve bana rüyâların ta‘bîrinden (bir ilim) öğrettin.
Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da âhirette de benim velîmsin (gerçek
dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlih kimseler arasına kat! (Sûre-i Yûsuf, 101)

Hz. Musa (as)’ın duâsı
“Firavun’a git! Çünkü o iyice azdı” emrini alınca Cenab-ı Hakk’a şöyle niyaz etmiş:
Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver! Ve işimi bana kolaylaştır! Dilimden de düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar! Ve âilemden kardeşim Hârûn’u bana yardımcı kıl! Onunla gücümü takviye et ve onu vazîfeme ortak yap ki, seni çok tesbîh edelim ve seni çok zikredelim! Muhakkak ki sen, bizi hakkıyla görensin.” (Sûre-i Tâ-Hâ, 25-35)

Hz. Süleyman (as)’ın duâsı
Dedi ki: “Rabbim! Bana mağfiret buyur ve bana, benden sonra hiç kimseye nasîb olmayacak bir saltanat ihsân et! Şübhesiz ki Vehhâb (çok ihsân edici) olan ancak sensin!” (Sûre-i Sâd, 35)
Bunun üzerine (Süleymân) onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve dedi ki: “Rabbim! Beni ve ana-babamı ni‘metlendirdiğin ni‘metine şükretmemi ve râzı olacağın sâlih ameller işlememi bana ilhâm eyle ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına kat!” (Sûre-i Neml, 19)

Hz. Yunus (as)’ın duâsı
Yunus (as), balığın karnında karanlıklar içinde kalıp: Senden başka ilah yoktur; seni tenzîh ederim! Gerçekten ben (nefsine) zulmedenlerden oldum!” (Sûre-i Enbiyâ, 87) diye nidâ etmiştir.

Hz. Zekeriyya (as)’ın duâsı
Zekeriyya (as) kendisinden sonra bir varis bulunmamasından endişe ederek demiş: “Rabbim! Gerçekten ben (o hâldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş(ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana duâ (etmek) ile hiçbir zaman mahrûm olmadım.”

“Ve doğrusu ben, arkamdan (yerime geçecek) yakınlarımdan (din husûsunda) endişe ediyorum; hanımım da kısırdır; artık (sen) kendi katından bana bir halef (bir oğul) ihsân eyle!” “Ki (ilim ve nübüvvette) hem bana vâris olsun, hem de Ya’kūb âilesine vâris olsun! Ve onu rızâya mazhar buyur ey Rabbim!” (dedi). (Sûre-i Meryem, 4-6)

Hz. İsa (as)’ın duası
Havariler kalplerinin mutmain olması için İsa (as)’dan, gökten bir sofra indirmesini istediler. O da şöyle duâ etmiştir:

‘Ey Rabbimiz olan Allah! Bize gökten bir mâide (bir sofra) indir ki, (o iniş günü) bizim için, hem evvelimiz, hem âhirimiz (sonra gelenlerimiz) için bir bayram ve senden bir mu‘cize olsun! Bizi rızıklandır; çünkü sen, rızık verenlerin en hayırlısısın’(Sûre-i Mâide, 114)

Hz. Muhammed (asm)’ın duâsı
Kur’ân-ı Kerim’de Peygamberimiz (asm) ile alakalı pek çok duâ zikredilmiştir. Bu duâların hemen hepsi “kul” yani “deki” ifadesi ile başlamaktadır.

(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Ey mülkün (gerçek) sâhibi olan Allah! Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın! Hem dilediğini azîz edersin, dilediğini de zelîl kılarsın! (Her) hayır (ancak senin) elindedir!

Şübhesiz ki sen, herşeye hakkıyla gücü yetensin! Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye katarsın! Hem ölüden diriyi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın! Dilediğini ise hesapsız rızıklandırırsın! (Sûre-i Âl-i İmrân, 26-27)

(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Rabbim! Bağışla! Merhamet eyle! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!” (Sûre-i Mü’minûn, 118) Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca me’nus sadâsıyla çalar; tâ ona açılsın. Öyle de: Biz çaresizler dahi, senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdlerin olan peygamberlerin sadasıyla ve münacatıyla çaldık. O dergâhını onlara açtığın gibi, rahmetinle bize de aç! Âmîn!

***
İNFAK VE SADAKANIN ÖNEMİ


Muhtaç durumda bulunanlara karşılık beklemeden Allah rızası için yapılan maddi yardım ve bağışa sadaka denir. Sadaka kelimesi, sözlükte doğruluk, haberin gerçeğe uygun olması gibi anlamlar taşıyan “sıdk” kökünden türetilmiş olup, dinî bir terim olarak gerek gönüllü yapılan gerekse dinen yapılması zorunlu maddî yardımları ifâde eder.

Sadaka kavramı Kur’an-ı Kerim’de beş ayette tekil, sekiz ayette ise çoğul (sadakât) olarak geçmektedir. Ayrıca pek çok ayette (fiil ve isim şeklinde) türevleri kullanılmıştır. Aynı kullanımlar hadislerde de geniş olarak yar alır.

Kur’an-ı Kerim’de insanların elinde bulunan dünyevi imkânların gerçek sahibinin Allah (c.c.) olduğu, Allah’ın insanlara dünya malını emânet olarak verdiği belirtilerek sadaka vermek gibi yollarla Allah rızası için harcamada bulunmanın gerekliliği, bunun dinî, ahlâkî ve toplumsal bakımlardan yararı üzerinde önemle durulur (Âl-i İmran-26, Nûr-33, Hadid-7). Allah Teâlâ’nın sadaka verenleri bağışlayıp mükâfâtlandıracağı belirtilir (Yusuf-88). Rasûlullah (s.a.v.) da : “Her müslüman için, çalışıp kazanarak sadaka verme ödevini yerine getirebilecek bir maddî güce erişmesinin önemini” açıkça dile getirmiştir. (Buharî)

Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde, sadaka ve hayırlarla insanlar cömertlik yapmaya çağırılmış (Bakara-195, Haşr-9), çalışıp kazanarak kendi ellerinin emeğiyle geçinmenin onurlu bir davranış olduğu vurgulanmış (Necm-53, Cuma-10), yüzsüzlük ederek insanlardan dilenmeyenler övülmüştür (Bakara-273). Hz. Peygamber (s.a.v) de : “Sadakada orta yolun izlenmesini ve en hayırlı sadakanın ihtiyaçtan arta kalan maldan verilen olduğunu” beyan etmiştir (Buharî). Aile fertlerinin geçimi için harcanan paranın da sevabı en büyük olanlardan olup Allah katında sadaka yerine geçeceği belirtilmiştir. (Müsned, Buharî)

Sadakadan umulan sevabın kazanılabilmesi için, bir teşekkür ve karşılık beklemeden gönül hoşluğu ile, Allah rızası için verilmesi, incitip başa kakarak sadakanın boşa çıkarılmaması gerekir. (İnsan-9, Bakara-263-264)

İslâm dininin getirdiği sadaka anlayışının kurumsal bir yapı kazanması şekline “Sadaka-i Cariye” denir. Sadaka-i cariye, sosyal içerikli (cami, okul, köprü, aşevi, hastane, bakım evleri ve yurtlar gibi) hizmetler vermesi amacıyla gerçekleştirilmiş hayır kurumları anlamına gelir. (Müslim, Tirmizi)

Ayrıca, iyi söz, faydalı davranış, yararlı iş, başkasına zarar vermemek, insanların arasını bulmak, adâletle hüküm vermek, bilgi öğrenip onu başkasına da öğretmek, güleryüz göstermek, iyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmak, insanlara yol göstermek, yoldan zarar veren şeyleri gidermek, açları doyurup susuzları suya kandırmak, ağaç dikip bir şeyler ekerek üretici olmak, selam vermek, kişinin kendi eşine sevgi ile davranması gibi, her hayırlı iş de sadaka olarak nitelendirilmiştir. (Kütüb-ü Site)

İnfak da hayır yollarından birinde harcama yapmak anlamına gelen ahlâki bir terim olup Kur’an-ı Kerim’de (İsra-100) ayetinde geçmektedir. Ancak “infak” kelimesinden türetilen fiiller değişik kip ve zamanlarda olmak üzere bir çok ayette kullanılmış ve bu ayetlerin hemen tamamında maddî değerlerin hayır yollarında harcanması teşvik edilmiş, harcama mahalleri ve harcamanın şekilleri anlatılmıştır. Bu kelime geniş kapsamlı olup zekât ve fıtır sadakası gibi farz ve vacip olan malî ibadetlerin yanı sıra, mendup olarak nitelenen gönüllü harcamaları da içine alır.

Kur’an-ı Kerim’de infak hususunda orta yol tavsiye edilmiş (İsra-29) iyi kulların böyleleri olduğu (Furkan-67) ve infakın normal ihtiyaçların karşılanmasından sonra arta kalan maldan yapılması (Bakara-219) belirtilmiştir. Ayrıca infak edilecek kişilerin öncelik sırası açıklanmış (Bakara-215), hadis-i şeriflerde de bu öncelik sırası beyan olunmuştur. (Müslim)

Bütün ibadetler gibi infakın da makbûl olması için, Allah rızası için yapılması (Nisa-38), helâl maldan olması (Bakara-267), bilinçlice ve incitmeden, başa kakmadan yapılması (Âl-i İmran-92, Bakara-267, Zariyat-51, Meâric-24-25) emredilmiştir.

“Nafaka” ile aynı kökten olan “infak” kelimesi, en geniş anlamıyla muhtaç durumda olanların geçimlerini sağlamayı ifâde eder. Rabbimiz şöyle buyurur: “onların malında ihtiyacını arzeden ve arzedemeyen yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat-19, Meâric-24-25) Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Şüphesiz malda zekâttan başka hak vardır.” Buyuruyor.

İslâm alimleri zekâtın dışındaki bu “Vacib hak”ın şu haklara ayrıldığı açıklıyor:
1- Ramazan fıtrası
2- Akrabalık hakkı
3- Kurban bayramında kurban eti hakkı
4- Yemin keffareti
5- Zıhar keffareti
6- Ramazan orucunu kasden bozmanın keffareti
7- Adet halinde cinsi temasta bulunmanın keffareti
8- Yaşlının ve iyileşe ümidi olmayan hastanın oruç fidyesi
9- Hasat zamanında ilk mahsul hakkı
10- Misafir hakkı
11- Fakir için zarûrî ihtiyaçların idare tarafından karşılanması hakkı. “Sahip olduğu imkânlardaki toplum hakkını ödemeyenlerin azabı devamlıdır. Ta ki hakkındaki nihaî hüküm verilinceye kadar.” (M.Mesabih)
               
Yatırımlar yaparak iş yerleri kurup geliştirmek, böylece mümkün olduğu kadar çok sayıda personel istihdam etmek suretiyle insanların nafakalarını yani kesintisiz olarak geçimlerini sağlamalarına imkân hazırlamak da infak kapsamına girer. Esâsen ayet ve hadislerde öngörülen ve insan onuruna uygun düşen de günümüzün ekonomik şartları içinde böyle çalışmaya dayalı bir yardım ve yardımlaşma olsa gerektir.

Hz. Peygamber (s.a.v.): “infaka önce kendinden, sonra nafakası senin üzerine vacib olan kimselerden başla.” buyurur. (Buharî, Müslim, Neseî)

Hz. Enes (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’e; “Biz ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz. Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?” diye sormuş, Allah elçisi şöyle cevab  vermiştir: “Şüphesiz, onlara ulaşır ve onlar  sizden birinizin hediyeye sevindiği gibi ona sevinirler.” (Sahih-i Müslim)

***
TERAVİH NAMAZI (I
)


Teravih: Arapça bir isim olup "teraviha" kelimesinin çoğuludur.

Terviha, kendini rahatlandırmak ve teravih kıldırmak anlamına geldiği gibi Ramazan gecelerine mahsus olan namazın, dört rekâtında bir oturularak istirahat edildiğinden her bir dört rekâtına bu ad verilmiştir. Teravih namazı; Ramazanın her gecesinde yatsı namazından sonra ve vitirden önce sünnet-i Müekkede olarak kılınan yirmi rekât namazdır. Vakti fecir doğunca devam eder.

Teravihi mükellef olan her erkek ve kadın kılar. Cemaatle kılınması ise sünnet-i kifayedir. Teravihi özürsüz camiye gitmeyip evde kılan kimse cemaat faziletini kaybetmiş olur.

Teravih orucun değil vaktin sünnetidir. Onun için teravih, oruç tutamayana, hastaya ve yolcuya sünnet olduğu gibi, gündüzün sonunda namaz ile mükellef olan kimseye de sünnettir.

Bu namazı, her iki rekâtta bir selam vermek sureti ile tamamlamak daha efdaldir.

Teravihe başlandığı sırada camiye giren kimse önce kendi başına yatsın namazını kılar, sonra cemaate uyup teravihi kılmaya devam eder. Vitri de cemaatle kıldıktan sonra teravihin kalan kısmını kendi başına tamamlar. Teravih, vakti içinde kılınmamışsa kaza edilmez, Ramazanda teravihin cemaatle kılındığı yerde vitirde teravihe kıyasla cemaatle kılınır.

Teravih namazında da acele kılınırken kıraatte kelimeleri tane tane okumalı ve mahreçleri bozmamalıdır. Tertibe riayet etmeli, kerahet işlememelidir.

Beş terviha ile kılınan teravih namazında her iki teraviha arasın da bir terviha miktarı oturmak müstehapdır. Bunun gibi beşinci terviha ile vitir arasında kabul edilmiştir.

İki terviha arasında müstehab olan oturmaya riayet edilen cemaatlerde is-terlerse tesbih ile meşgul olurlar, isterlerse susup beklerler, isterlerse de hamdele ve salvele getirirler.
 
Şafii mezhebinde : hangi sünnet olursa olsun, kılınırken iki rekatta bir selam verilmesi daha da sevaptır. Teravih namazı hem erkekler hem de kadınlar için müekked bir sünnet-i ayndır.

 TERAVİH NAMAZI (II)                                                               

Ramazan süresince erkek ve kadınlara sünnet olan, ruha ve bedene afiyet sunan bedenlerinin arasındaki dengeyi ayakta tutmayı amaçlayan namazlardan biri de TERAVİH'tir.

Rasulullah (s.a.v.) efendimiz Ramazan geceleri ibadette bulunmayı çok teşvik eder, ama bunu bir emir biçiminde hükme bağlamazdı. "Kim Ramazan'da (gece) kalkıp ibadet eder, bu ibadetini (adetten uzak) inanarak ve karşılığını sırf Allah'tan bekleyerek yaparsa, geçmiş günahları (Kul hakkı bir yana) bağışlanır" (Buhari-Müslim) Mealindeki hadis-i şerif, Ramazan gecelerinde kılınan namazın, yapılan ibadetlerin fazilet ve önemini belirtmektedir.

Hz. Ayşe (r.a.) validemiz diyor ki; Allah Rasulü, Ramazanda mescide gece bir namaz kıldı. Sahabelerden çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı, bu kez cemaat daha fazla katıldı ve aynı namazı kıldı.  Üçüncü gece Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Mescide gitmedi. Orayı dolduran cemaat şöyle buyurdu. "Sizin mescide toplanıp namaz için beni beklediğinizi biliyorum. Beni gelmekten alı koyan tek şey, size farz olur endişemdi." (Sünen-i Tirmizi)

Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanlara farz olur düşüncesiyle teravihi cemaatle kılmaktan vaz geçtiler. Bundan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Müslümanlar teravihi yalnız başlarına kıldılar. Hz. Ebü Bekir (r.a.) devrinde de böyle kılındı.
Hz.Ömer (r.a.) devrinin başlangıcında durum aynı iken sonraları bir gün Hz. Ömer (r.a.) Übey İbn Kâb'ı İmam tayin edip cemaati onun arkasında topladı. Böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya başlandı. Başka bir gün Müslümanların dini bir vecd ile namaz kıldıklarını görünce; "Şu teravihin böyle cemaatle kılınması her yönüyle ne güzel adet oldu." (Tecrid-i Sarih) diye sevincini belirtti.

İşte o günden beri teravih namazı cemaatle kılınmaya devam edilmiştir.

***

ZEKAT


Zekat, İslam Dini’nin mü’minlere yüklediği temel görevlerden biridir. Menkül ve gayr-ı menkül bütün mallar üzerinde Allah adına belirlenen yerlere verilmesi gereken bir haktır. Verilmesi durumunda cennete götürecek, verilmemesi halinde cehennem azabına sürükleyecek bir ibadettir.

Ferdi ihtirasları dizginleyen, sosyal kaynaşmaya vesile olan zekat, fakir toplum kesiminin tüketim gücünü artıracağından üretimin çoğalmasına sebep olan ve böylece iş gücü imkanları doğuran iktisâdi değeri büyük pek yüce bir ameldir. Zekat fakirlere  bizzat  verilmelidir. Ve tatbikatımız da zaten bu şekildedir.

Zekat zirai mahsüller, hayvanlar, ticaret malları, hisse senetleri, altın ve gümüşler, fabrika ve apartman gelirleri  ve de madenler üzerinden değişik yüzdelerle verilir.

Dinimizde zekatın büyük ölçüde her bir cins maldan ve değişik yüzdelerle verilmesi her tür malda fakirlerin ve acizlerin hakları olduğunu bildirir.

Nisap miktarı mala sahip olan mü’minlerin İslam dininin belirlemiş olduğu hakları tutması ve gizlemesi haramdır.
Bu hakları ödeyenlerin daha çok vermeye çalışmaları ise öğütlenmiştir ve mü’minler için ideal olandır. Özellikle yokluk ve yaygın işsizlik dönemlerinde bu ideal seviyeye ulaşmak için gayret sarf etmelidir.
 
SADAKA-İ FITIR (FİTRE)
 Fitre, sadaka-i fıtır (Fıtır sadakası) olarak da adlandırılır. Yaratılış, yaratılıştaki temizlik ve dini kabul edecek asli temizlik demektir.
              
Dini anlamı ise: Ramazanın sonuna yetişen ve nisaba malik olan her hür müslüman üzerine vacip bir sadakadır.
   
Fitre zekatın farz olmasından önce hicretin  ikinci ( m.624) yılında mü’minler üzerine dinimizce emredilmiş mali bir ibadettir. Fitre ile ilgili Hadisi Şerifleri görelim.

 “ İbn-i Ömer (R.A.) dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Rasûlullah (S.A.V.) fıtır sadakasını müslümanlardan herkese belli miktarlarda vacip kıldı. Ve bu sadakanın, halk bayram namazına çıkmazdan evvel verilmesini emretti.” Buhari)
              
 “Abdurrezak’ın sahih senet ile Sa’lebe ibn-i Suayr (R.A.) den rivayetine göre : Peygamber (S.A.V.) Ramazan bayramından bir veya iki gün önce hitap ederek şöyle buyurdu: Herkesten fıtır sadakası olarak belli miktarlarda veriniz.” (Buhari)
              
Fitrenin bir kimse üzerine vacip olması için üç şart vardır: Müslüman olmak, hür olmak,asli ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olmak. Fitre Ramazan Bayram namazından önce,zekat verebilecek kimselere verilmelidir.
 
***
Beden ve ruh yönünden temizlenmenin bir yolu da oruçtur. Kur’an-ı Kerim’de: “Takva sahibi olmanız için, sizden evvelkiler gibi size de oruç tutmak farz kılınmıştır.” (Bakara-18) buyurulmuştur.

“Allah katında en dğerli olanınız en çok takva sahibi olanınızdır. (Hucurat, 13) buyurulduğuna göre orucun gayesi kâmil faziletli insan tipini oluşturmaktır. Oruç, hem beden hemde ruh temizliğini temin eden bir ibadettir. Oruç tutan kimse sıhhat bulur. Sağlıklı olur. Vücudun sağlıklı kalmasında ve hastalıkların tedavisinde diyetin ve perhizin önemi aşikârdır. Hastalıkların çoğu yiyecek maddelerinden geçer ve mide ile ilgilidir. O’nun için: “Perhiz deva ve ilaçların başıdır” denilmiştir. Oruç ise alınan gıdaların az, öz, temiz olmasını ve dengeli beslenmeyi sağlar, insana yeme ve içme disiplini iştahına hâkim olma alışkanlığı kazandırır. Oburluğa ve netice itibarıyla hastalığa mani olur. Tokluk şişmanlığa, ağırlaşmaya, zihin tutukluğuna ve gönül darlığına sebep olur. Nitekim “Oburluk zekâyı izale eder” denilmiştir. Açlık ise bedeni rahatlatır, çevik ve atak olma yeteneği kazandırır, zihni açar, gönlü ferahlandırır. “Oruç tutunuz ki, sağlıklı olasınız (Acluni) hadisi; orucun bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı olmayı temin ettiğini ifade eder.

Oruç Allah’ın emridir ve peygamber efendimizin gösterdiği gibi ifa edilir. Bunda da yalnız mevlamızın sevgisi ve rızası ölçü tutulur.,

Bir ay olarak farz kılınan ve Ramazan ayına tahsis buyurulan oruç en ziyade ihlâsla yapılabilir bir ibadettir. Oruç kötülüklere karşı bir kalkandır ve onun gibisi yoktur.
 
Oruç Ahlakımızı Güzelleştirir.

Oruç, bize daima Allah (c.c.)'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir, Kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden temizler, başkalarına fenalık yapmaktan korur. Gözleri harama bakmaktan, dili yalan ve çirkin sözlerden, kulakları haram şeyleri dinlemekten, mideyi haram yemekten, elleri kötü iş yapmaktan, ayakları kötü yerlere gitmekten korur.
Orucun farz olmasındaki en temel hikmetlerden biri de kötülüklerden sakınmaktır. Çünkü oruç iradeyi güçlendirerek nefsin yersiz isteklerine gem vurdurur.

Oruç Merhamet ve Yardım Duygularını Geliştirir:

Oruç, Allah için meşakkatlere göğüs germe eğitiminden geçiren, eşitlik duygusunu mü'minlerin ruhlarına aşılayan, mahrumiyette birleştirdiği fertlere, toplum istikrarının müşterek refahla sağlanacağını öğreten bir ibadettir. Hayatında açlık nedir bilmeyen bir kimse, yoksulların çektiği sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Fakat böyle bir kişi oruç tuttuğunda açlığın ne olduğunu anlar ve yoksulların sıkıntılarını yüreğinde daha iyi hisseder, onlara karşı şefkat ve merhamet duyguları uyanır. Bunun sonucu olarak da yoksullara yardım elini uzatır, sıkıntılarını gidermeye çalışır.

Oruç İnsana Nimetlerin kıymetini öğretir:

İnsan elinde olan nimetlerin değerini, ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar, fakat iş işten geçtiği için bunun bir faydası yoktur. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan insanın gözünde bu nimetlerin değeri daha iyi anlaşılır. Bu anlayış insana, onları daha iyi korumasını ve nimetleri kendisine veren Allah (c.c.)'a daha çok şükretmesini öğretir.

Oruç İnsana Sabırlı Olmayı Öğretir:

Oruç tutmakta, belirli bir zaman kendini yememeye, içmemeye alıştıran insan, hayatta karşısına çıkabilecek güçlüklere kolaylıkla sabreder. Acılara ve sıkıntılara dayanır. Hayatın sadece yemek, içmek ve zevkten ibaret olmadığının temrini oruçla yapılır ve böylece ruha kemal yolları açılır.

Oruç Tutmak İnsanı Sağlıklı Kılar:

Tıp ilerledikçe anlaşıldı ki oruç tıbbi bir mucizedir. Oruçla ilgili ayet-i Kerime'nin son cümlesi onun için: "Eğer siz gerçekleri anlıyorsanız" (yani gerçek vücut biyolojisini biliyorsanız) her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır" mealindedir.

Doğumdan ölüme kadar durmadan çalışmak zorunluluğunda olan mide ve bağırsaklar oruç tutma zamanında günde uzunca bir süre mutlak istirahata geçer. Böylece devamlı çalışan fabrikada bazı bakımlar gerektiği gibi vücut da dinlenmek suretiyle yıpranan taraflarını bakım ve onarım imkânına kavuşur.

Çok miktarda ve çeşitli yemekle vücut yükünü artıranlar, bedenlerinde toplanan yağların bir nevi taşıyıcısıdırlar. Vücut kilosunun artırması, dolayısıyla yağlanması, organların çalışmasını güçleştirip, gittikçe vücut enerjisinin azalmasına sebep olacağından, oruçla, gıda alış verişi ve vücut yağ depoları ayarlanmış olur.

İnsanın en önemli uzuvlarından biri muhakkak ki hayat merkezi olan kalbidir. Oruç tutmakla; damar sertliği, sinir yorgunluğu ve midenin devamlı tazyiki en aza indirilir.

Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennemden azad ayı olan mübarek "Ramazan ayı" ve bu aya mahsus olan Ramazan orucunun, maddi ve manevi tekâmülümüze vesile olması temennisiyle Cenab-ı Allah'tan yardım dileriz. O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.