Nelerimiz vardı bizim
Her yeni gün doğan güneş yeni anıları, sevinçleri, hüzünleri , dostlukları beraberinde getirir. Hayatımıza her yeni gün yeni bir şeyler eklenir . aslında  yeni bir gün bir başka günü arkada bırakarak hayatımıza girer. Hiçbirimiz herhalde eskiye  , önceki güne takılıp kalmaz yeni günü yeni yılı yaşar. Onlar artık arkada kalmıştır. Yeni gün neyi gerektiriyorsa bizde öyle hareket ederiz. Eski günleri eski yılları zaman zaman hatırlarız ve bu bizi bazen mutlu eder bazen hüzünlendirir. Keşke o günde olsam da hayat boyu hep o günü yaşasam dediğimiz zamanlarımız olmuştur. Geçenlerde şöyle hafta sonu haftalık Pazar alışverişi için bir uğradım pazara.  Tabi Rabbim ’e de şükrettim böyle bir memlekette yaşadığımız için. Gezinirken kestaneleri görünce şöyle bir gittim eskilere,  evlerimizde ki kuzineleri hatırladım. Kuzinenin sıcaklığını , üstünde bir tarafta ıhlamur- kuşburnu çayı bir tarafında kestane yaptığımızı hatırladım ve anladım ki aslında kuzine ne odayı ne evi ısıtıyordu kuzine yüreklerimiz ısıtıyordu. Ondan dolayı herhalde  eski kestanenin tadı öyle güzel , ıhlamurun rengi , kuşburnunun tadı bir başkaydı. Eskilerin tek demlemede tutturduğu tadı şimdi ne dk. tutarak ne de ölçüp biçerek bulamıyoruz çayımızda. Kestaneyi alırken tıpkı çocukken olduğu gibi umarım yüreklerimiz ısınır diyerek aldım. Evet , ne güzel şeylerimiz vardı bizim eskiden. Her yeni gün gittikçe uzaklaştığımız ve yabancılaştığımız. Ne güzel şeylerimiz vardı bizim,  “aman canım devir değişti şimdi olur mu öyle şey” dediğimiz… yok arkadaş ben o günlerde kalmak isterdim.

Bir kere öldükten sonra bile bize faydası olan sigorta poliçelerimiz vardı. Hem de dedim ya hayat boyu değil ötesine bile etki eden cinsten… yok ya demeyin. Vardı dedim vardı işte…


Doğduğumuz da başlardı, hem de hiç öyle yıllık ücret, yenileme ,kapsam genişletme falanda istemezdi. Doğar doğmaz evin büyüğü kulağımıza ezan ve kamet okuduktan sonra dua ederdi. Anne- babamızın, dede-ninemizin duaları , sadakaları bizi ilahi korumanın güvencesine sokardı. Doğduğumuzda akika keserler hiç olmazsa sadaka veririlerdi büyüklerimiz. İlahi korumanın  kapsamına girerdik hemen. Dualar ve sadakalardı bizim sigortamız… büyüklerimizin duasıydı. Şimdi belki de haftadan haftaya aradığımız anne babalarımızın , dede-ninelerimizin duasıydı bu. Dua ile sallanırdı beşikler, tesbihlerle uyutulurdu bebekler “melekler sabaha kadar korusun” diye… Sabah evden çıkarken , okula giderken , işe başlayacağımız zaman dua ederdi analarımız. Gece namazdan sonra gözü yaşlı dua ederlerdi. Dedelerimiz sabah namazından sonra yatmaz pencere kenarında hani o hafif aydınlıkta böyle iyice yaklaşıp Kuran’ a hafif mırıltıyla  okuduktan sonra dua ederdi bize. Ayağımız daha taşa takılır takılmaz poliçe işlerdi. Hemen bir sadaka verirdi babalarımız “aman bela def edilsin” diye…evlerimizin belki deprem sigortası yoktu ama kapılarımızda bütün kainatı koruyan Rabbimizin “ya hafiz” ismi celili yazardı. İmanı , tevekkülü tam ;  duası makbul büyüklerimiz vardı bizim. Kuran’dan cehennemi anlatan bir ayeti okuyunca hüzünlenen , sohbet dinlerken Rasulullah’ın  (sav) adı anılınca gözü yaşarıp hasretle elini kalbine götürerek salavat getiren büyüklerimizin duasıydı bizi dünyada ayakta tutan. Dedim ya dua edince öyle sade iş, güç için değil taaa ahiretimizi düşünerek dua ederdi büyüklerimiz” Allah sana da cennet yemeği yedirsin yavrum “derdi dedeler , oğullarına ve gelinlerine…” dünya ahiret işin kolay olsun” derlerdi…
Nelerimiz vardı bizim eskiden… belki özel ve güzel hastanelerde seans başına para alan psikologlarımız yoktu ama her evde bir pedagog , çocuk hastalıkları uzmanı , bir  psikolog vardı. Kim miydi? Dedelerimiz; ağzı dualı, yüzü yaşmaklı nenelerimiz…

Edepli, hayalı , utangaç büyüklerimiz vardı. Pamuk elli , zengin gönüllü, kanaatkar, tecrübeli bilginlerdi onlar. Babamız annemiz çok koşturup ses yapıyoruz diye  kızacak olursa devreye girer “ aman yavrum böyle yapma bak çocuk sonra bir daha cesaretli olmaz , serbest bırak hoplasın zıplasın, kemikleri gelişsin, kendine güveni yerine gelsin ; çocuk bu elbette toprakla çamurla oynayacak , enerjisini atacak ,üşüyecek, terleyecek , böyle büyüyüp gelişecek, kısıtlama!” derdi. Annemiz eline terliği alınca “ aman kızım vurma yavrucağa , ani kızgınlıkla hareket etme, çocuk içine kapanır; başkalarının yanında kızma  , gel bakalım sen benimle yavrum konuşalım biraz “ deyip  bizi kurtaran dedelerimiz ninelerimiz vardı. Psikoloğumuz yoktu belki ama bize “ aman annene babana karşı gelme , üzme, dualarını al; senin neyin var bu gün yüzün gülmüyor söyle bakalım ha  “diye gönlümüzü alıp moralimizi düzelten bize nasihat eden büyüklerimiz vardı.

Nelerimiz vardı bizim…bir hayat koçumuz yoktu belki; bize seanslarda uçuk örnekler vererek bir iki günlüğüne  -tabiri caizse- gaz veren…ama bizim hayatı yaşamış tecrübe etmiş inişleri çıkışları görmüş, keskin virajları bilen büyüklerimiz vardı. Yorulunca sıkılınca, derde düşünce elimizden tutan, yanımızda olan,  nasihat edip yönlendiren büyüklerimiz vardı.

Nelerimiz vardı bizim…iletişim uzmanlarımız ve tv’ ler de empati dersi veren uzmanlar yoktu belki ama  eşler  en ufak sıkıntı da şimdiki gibi hemen mahkeme yolunu tutmazdı. Bırakın kavgayı  birbirine kırıldıkları zaman hemen ikisini de ayrı ayrı kenara çekip  nasihat eden , gönül alan kaynanalarımız, kayınpederlerimiz vardı. Anneler gelinlerine “ aman kızım sen kendini üzme bizim oğlan bazen böyle yapar, sen canını sıkma görmezden gel yavrucuğum” derken ; babası da oğluna “sakın kızgınlıkla kötü bir şey deme; aman oğlum bak evde o kadar işle ,çocukla uğraşıyor sende anlayışlı ol” derlerdi.

Nelerimiz vardı bizim… iş danışma uzmanlarımız ve rehberlerimiz yoktu belki ama tecrübeli dostlar vardı. İşe girecek veya iş yeri açılacaksa eş-dost devreye girer etraf araştırılır , sorulur en iyi yer tespit edilir, işe girmesine yardımcı olunurdu.

Nelerimiz varı bizim… öyle prof. ünvanlı bitkisel tedavi uzmanlarımız yoktu belki.. Elimizde not defteri tv karşısında bitkisel karışım tarifi yazmazdık. Etrafta mutlaka bu işleri iyi bilen bir Ahmet amca veya Fatma nine olurdu mutlaka… öyle para falanda almazdı zaten.. Allah rızası için yapardı. İçinden gelen bir hediye bırakırdı. Hiç olmazsa evde çocuk kızamık olunca , suçiçeği çıkarınca bunu anlayıp “ aman kızım bu çocuk su çiçeği çıkarıyor, dikkat et kaşınmasın, tatlı yedirin çabuk atlatır” diye hemen reçeteyi yazan , kışın sobanın üzerinden ıhlamur ve kuşburnu çayını eksik etmeyen dedelerimiz-ninelerimiz vardı bizim… sıcacık tarhana çorbasını hasta olunca yatağımıza getiren “ hadi bakalım şifa niyetine “ diye içene kadar başımızda bekleyen analarımız vardı bizim…sağlıklı beslenme ve diyet uzmanımız yoktu belki ama yazın mis gibi elmayı dalından koparıp getiren, kışlık tarhanayı,  ıhlamuru gönderen; evimizden doğal mis gibi kokulu reçelleri, pekmezleri, pestilleri, kuruları eksik etmeyen hayat uzmanlarımız vardı bizim…

Nelerimiz vardı bizim… oda sayısı öyle çok değildi evlerimizin belki.. Herkesin kendi bazası , çalışma masası yoktu belki ama oda sayısı az da olsa her gün dolup taşan, misafiri ve bereketi eksik olmayan evlerimiz vardı bizim…ramazanlarda misafirsiz iftarı olmayan, kapısı her daim açık olan ; eşyası, erzağı az olan ama cömertliği ve bereketi bol olan evlerimiz vardı bizim…yemeği pişirilirken sure okunan evlerimiz vardı bizim. Odası az; sevgisi, sıcaklığı , mutluluğu, huzuru bol evlerimiz vardı. Kendi bazalarımız , ortopedik yataklarımız yoktu belki ama; yatınca batmayan, sağa sola döndürmeden hemen uyutan sıcacık tutan yün yataklarımız vardı bizim.. Misafir gelince çocukların öyle elinde telefon, tablet olmazdı belki ama saklambacımız, körebemiz, sıcak-soğuk oyunumuz vardı bizim…

Bir kestaneden nerelere geldik demeyin. Anılar ne içindir. Hasreti tazelemek için mi, umutla yüreğimizi doldurmak için mi? Yoksa takılıp kalmak için mi? Uzaklaşmamak ,mesafeyi açmamak, aslımızı kaybetmemek , ruhumuzu tazelemek için bence… Uzaklaşmayalım  aslımızdan, bizi biz yapan değerlerden... Belki eve kuzine kuramayız ama sıcaklığını getirelim evimize… para değil daha çok zamanımızı ve kucağımızın sıcaklığını verebiliriz yavrularımıza ve dualarımızı… haftada bir arayıp değil her gün dua alabiliriz büyüklerimizden. hadi selametle kalın.

Yusuf AYDOĞAN
Korgun İlçe Vaiz
Korgun/ ÇANKIRI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol