''O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes’’
Kurban ibadet maksadıyla belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun bir şekilde boğazlamak ya da bu şekilde boğazlanan hayvan demektir.

Kurban ibadeti yeryüzünün insanlıkla yaşıt en eski, ama asla eskimeyen solmayan ibadetidir.

Ve ilk kurban Hz. Adem‘in oğulları Habil ile Kabil’in Allah’a takdim ettikleri kurbandır. Rahmeti sonsuz Rabbimiz bu kurbanlardan birini kabul eder diğerini ise reddeder, bu gerçeği Rabbimiz şöyle haber verir, “Onlara Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat, hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti, (kurbanı kabul edilmeyen kardeş kıskançlık yüzünden) and olsun seni öldüreceğim dedi, diğeri de Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder dedi.” (Maide 5/27)

Kurbanın kurban olabilmesi için kurbanını Allah’a takdim edenin takva sahibi olması kurbanın kabulünün şartıdır ve takva, hayatı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır, hayatı hoyratça değil Hz. Ömer gibi dikenli yolda yürür gibi dikkatli, şuurlu ve sürekli Allah’ın rızasını hesap ederek yaşamaktır. Kurbanın kabulünün şartıdır takva ve kurbanımızdan Allaha ulaşacak olan ne kurbana ödediğimiz para ne etleri ne de kanlarıdır, Rabbimize ulaşacak olan takvamızdır ve Allaha olan saygı ve bağlılığımızdır. ‘’Allah’ a onların ne etleri ne de kanları ulaşır; fakat sizden Allaha ulaşan yalnızca takvanızdır.” (Hacc 2/37)

Kurban denilince ilk akla gelen İbrahim ve oğlu İsmail’dir. İbrahim ki yıllar yılı evlat hasretiyle yanmış, Allah’a yalvarmış ve artık bütün ümit ve arzularının bittiği tükendiği ve artık benim çocuğum olmaz dediği bir anda hakkında “Bizde ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik’’ (Saffat 37/106) buyrulan İsmail’i bahşetmişti sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz, İbrahim’e.

Ömrü imtihanlarla yoğrulan, ateşlere atılan, yurdundan yuvasından sürülüp hicrete mecbur bırakılan ama her defasında imtihanlardan başarıyla çıkan ateş dağlarını gül bahçesine çeviren hicret ettiği yerleri yeşerten İbrahim bir imtihanla daha karşı karşıyadır. Ve yaratan ondan yıllar sonra sahibi olduğu yavrusunu kurban etmesini ister. Ne müthiş bir imtihan Ya Rab! Kur’an bunu bize şöyle anlatır. “Artık o (İsmail ) beraberinde (işe) koşma çağına erişince (babası); ey yavrucuğum! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; artık (düşün) bak ne dersin?” dedi. Oğlu, Ey babacığım! Emredildiğin şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. (Saffat, 37/102)

Bütün imtihanlardan başarıyla çıkan İbrahim için bir rüya kâfidir.  Allah’ın emrine boyun eğmek için ömrü boyunca; “Deki; şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi Allah içindir.” (En’am, 6/162) nidasıyla yaşayan İbrahim için elbette bir rüya kâfidir. Zira hayatta onundur, ölüm de onundur mal da onun, mülk de onundur, canda onun evlatta onundur ve sonunda da dönüş ona değil mi, onun için neyi kimden kaçıracaksın kimi kimden koruyacaksın. Onun için İbrahim’ de tereddüt yok, neden, niçin yok, nasıl olur Allah’ım, evladımı nasıl boğazlarım yok, tek bir şey var lebbeyk ve teslimiyet, nasıl böyle olmasın ki Allah onu kendisine dost edinmişti  (Nisa 4/125) ve İbrahim Halilürrahman’dır ve böyle bir teslimiyetin sonu Halilurrahman olmaktır. Bazı işari tefsirlerde şöyle bir rivayet vardır; İbrahim muhabbetullahı, Allah sevgisini her daim ispat eder ortaya kordu. Bir gün oğluna (İsmail’e) öyle bir muhabbetle baktı ki yüce sevgili müşterek, ortak bir sevgiye razı olmadı ve ‘’Ey İbrahim sevgimi ve rızamı kazanmak için oğlunu boğazla’’ dedi., İbrahim derhal bıçağı aldı ve oğlunu yatırıp Ya Rabbi onu benden kabul eyle dedi ve o anda Allah “Ey İbrahim bizim muradımız senin oğlunu boğazlaman değil ancak kalbini tekrar bize yöneltmekti ve sen kalbinin tamamını bize yöneltince biz de oğlunu sana bağışladık” diye vahyetti.

Ve İsmail; İsmail de farksızdır İbrahim’den aynen İbrahim gibi tam bir teslimiyetle lebbeyk diyerek, İbrahim’in yavrucuğum hitabına babacığım diyerek mukabele eder. Aynen babası gibi neden, niçin, nasıl yok, bir baba yavrusunu ciğer paresini nasıl boğazlar diye sormak yok. Kahrederek ne yaparsan yap yok tek bir şey var oda lebbeyk ve babacığım sana emredileni yerine getir ben Rabbimin izniyle sabrederim, başka ne diyebilirdi ki.
Allah, onu “(Resulüm) kitapta İsmail’i de an gerçekten o, sözüne sadıktı, Resul ve nebi idi”(Meryem 19/52) diye vasfetmemiş miydi?

Ve Halilürrahman İbrahim ve kurban İsmail emri yerine getirmek için hazırlanırken bazı tefsirlerde yer alan bir rivayette İsmail kurban babasına şöyle der; babacığım elimi ayağımı iyice bağla ki çırpınmayayım, elbiselerini iyice topla ki üzerine kanım bulaşmasın, annem görür de mahzun olur, bıçağı boğazıma hızlı bir şekilde vur ki kolay bir şekilde can vereyim ve beni yüzükoyun yatır ki yüzüme bakıp ta bana merhamet etmeyesin, ben de bıçağı görüp de telaşlanmayayım, anneme gidince benden selam söyle.

İbrahim’in İsmail’i boğazlamadaki kararlılığını ve teslimiyetini gören Cebrail, Allahu Ekber  Allahu Ekber der.  Cebrail’ in tekbir getirdiğini duyan İsmail kurban; Lailahe İllallahu Vallahu Ekber der, onları işiten Halilürrahman İbrahim ise; Allahu Ekber Velillahil Hamd, der. İşte o günden bugüne her kurban bayramında arife günü sabah namazıyla başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazında biten teşrik tekbirleri o günün ve muhteşem manzaranın Allah’a adanmanın bir hatırası olarak süre gelmiştir.

Ve Hacer; Hacer de İbrahim ve İsmail gibi bu ağır imtihandan başarıyla çıkmış ve kıyamete kadar gelecek bütün kadınlara, Allah’a adanmış bir ana olabilmenin yollarını yaşayarak göstermiştir. Hz. Kaab ve diğer bazı müfessirler de şöyle derler; İbrahim’e rüyasında oğlunun kurban etmesi gösterilince şeytan “And olsun İbrahim ve ailesini bugün yoldan çıkaramazsam bir daha hiç çıkaramam” der. Ve bir adam kılığında İsmail’in anası Hacer’e gelir ve şöyle der; sen biliyor musun İbrahim oğlun İsmail’i nereye götürüyor?, Hacer bilmiyorum der. Şeytan;  İbrahim onu boğazlamaya götürüyor der. Hacer, hayır o çok merhametlidir, o böyle bir şey yapmaz der. Şeytan, İbrahim bunu Rabbinin emrettiğini iddia ediyorsa bunun üzerine Hacer; şayet bunu ona Rabbi emrettiyse onun Rabbinin emrine itaat etmesinden daha güzel ne olabilir der. Daha sonra oğlu İsmail’e gelir ve ondan da aynı şekilde teslimiyetin timsali olan Allah’ın emri, başım gözüm üstüne cevabını alır, daha sonra İbrahim’e gelir ve ondan Allah dostluğunun sırrına ermişliğinin ifadesi olan Allaha and olsun ki Allah’ın emrini yerine getireceğim cevabını alır. İşte o günden bu güne kutsal topraklara giden Rahman’ın misafiri hacılar büyük, orta ve küçük şeytan sembollerini taşlayarak İbrahim, İsmail ve Hacer gibi şeytanı hayatımızdan çıkarmanın mücadelesinin bir provasını yaparak onların hatırasını yad ederler.
İbrahim’in İsmail’ i kurban etmesi aynı zamanda kendisini kurban etmesidir, zira insanın evladı insanın neslinin devamıdır. Müslüman Allah’a kulluğun sırrına ermişse, Allah’ın dostluğunu kazanmışsa, muhabbetullahı hücrelerine kadar hissetmişse, onda fani olmuşsa kendisini de feda eder, yavrusunu da feda eder. Ve Allah İbrahim’i evladıyla imtihan ediyor, bizi de mallarımızla imtihan ediyor. İbrahim asla tereddüt etmiyor bizim ise ellerimiz titriyor, işte onun için İbrahim tek başına da olsa bir ümmet idi. (Nahl 16/ 120)

Kurbanının üçte ikisini yakınlarına, dostlarına ve muhtaçlara ikram edip dağıtan bir Müslüman şunu demek istiyor dostlarına, yakınlarına ve muhtaçlara; Siz ne zaman düşerseniz ben her daim sizinle beraberim, sizin hizmetkârınızım.
Ve kurban yalnızca kurban bayramı günlerinde belli bir hayvanı boğazlamaktan ibaret değildir, o bir semboldür. Kurban Allah ve Resulüne vuslata mani olan engelleri ortadan kaldırmaktır, Allah ve Resulünün razı olmadığı yalan, gıybet, dedikodu, faiz, rüşvet, iltimas, adaletsizlik, zulüm vs. vs, tamamının hayatımızdan çıkarıp boğazlamaktır. Ve kurban engelleri kaldırıp, zincirleri ve prangaları kırıp sevgiliye yaklaştıkça yaklaşmaktır. Ve kurban İbrahim olup içinde bocalayıp durduğumuz, kurtulamadığımız, sahili selamete çıkamadığımız ateş çukurlarını gül bahçesine çevirmektir. İsmail olup her türlü günahları, şeytanın en tesirli oklarını ve şeytanın vesveselerini, keskin bıçakları körelterek tesirsiz hale getirebilmektir.

Hacer olup yalnızca kendisine ve yavrusuna değil, bütün bir insanlığa kıyamet sabahına kadar ab-ı hayat olmaktır, zemzem sunmaktır.

Kurban, sonu Halilullah olmaya çıkan çileli bir yoldur. Velhasıl kurban, İbrahim gibi bir baba, Hacer gibi bir ana ve İsmail gibi bir evlat olabilmenin adıdır ve adresidir.

‘’O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.’’ (Kevser 108/2)

Bu duygu ve düşüncelerle Kurban Bayramınızı en kalbi duygularımla tebrik eder, İslam aleminin ve insanlığın hayır ve huzuruna, müminlerin birlik beraberlik ve kardeşliğine başta Filistin, Gazze, Suriye, Irak, Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlumların ve mağdurların halasına ve necatına, kurbanlarımızın Rabbimize kurbiyyetimize vesile olmasını Rabbimden dua ederim.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.