Organ Nakli 2 ve 3.bölüm
Grup sayfamız için  

ORGAN NAKLİ: II.Bölüm


7.Canlıdan Yapılan Organ Nakli

Birçok İslam bilgini prensip olarak diriden diriye organ nakline olumlu bakar. Ancak bunların baskın çoğunluğu konuya ‘’ZARURET’’ ölçütü temelinde yaklaşmaktadır. Bu yüzden canlı vericiden yapılan organ naklinin caizliğinin yalnızca alıcı açısından hayati tehlikenin var olması durumuyla sınırlandırırlar. Bazı bilginler ise hayati tehlike bulunmasa bile hastayı ciddi biçimde rahatsız eden durumlarda da bu işlemi caiz görür.

Öte yandan bazı bilginler yine zaruret prensibine dayanarak canlıdan organ nakli konusunda sadece vericiye az zarar veren kan, deri gibi bedende yenilenen doku ve organların nakline izin verir. Çoğunluk ise bunlarla birlikte böbrek gibi insan bendinde yedeği bulunan, vericinin yaşamını riske sokmayan ve beden bütünlüğünü bozmayan organların verilmesini de caiz sayar. İslam dünyasındaki ilim ve fetva kurumları da genellikle bu yönde karar vermişlerdir. Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı İslam bilginleri ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir

8.DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI  (KARAR TARİHİ : 03.03.1980 Yapılan müzakere sonunda :
Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet'in delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet'te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslam fakihleri tarafından bu umumi kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.

Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.

Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En'am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.
9.O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;

  1. Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,
  2. Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)
  3. Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
İslam fakihleri,
  1. Karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,
  2. Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,
  3. Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,
Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir.
10.Bu cümleden olarak Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Kuveyt Fetva Kurulunun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslam Birliğine bağlı Fıkıh Akademisi’nin 19-28 Ocak 1985 tarihinde Mekke’de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı’nda alınan kararlarda ve İslam Konferansı Teşkilatına bağlı İslam Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı 20.03.1990 tarih ve 6/5-8 kararlarında diriden diriye organ nakli belli şartlarla caiz görülmüştür.

  • Bir zaruretin bulunması
  • Vericinin izin ve rızasının bulunması
  • Organın alınmasının vericinin hayatını riske sokmayacak, sağlığını ve beden bütünlüğünü bozmayacak olması ve bu durumun tıbbi raporla belgelendirilmesi.
  •  Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına ilişkin güçlü bir kanaat oluşmuş olması.
  •  Yeterli tıbbi ve teknik şartların bulunması
  • Organ vermenin ücret veya belli bir çıkar karşılığında olmaması.
Bu fetvanın dini dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller özellikle ‘’ Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir.’’ (El-Maide 5/2) mealindeki ayetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakarlığı, zararı önleyip faydalıyı hakim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.
 
***
   III.Bölüm
11.Ölüden Yapılan Organ Nakli
İslam bilginlerinin çoğunluğu ve yukarıda isimleri verilen ilim ve fetva kurulları ölüden organ nakline cevaz verirler. Bu cümleden olarak, Ülkemizde Diyanet işleri başkanlığı Din işleri yüksek kurulu daha önceki kararlarını yanı sıra 03.03.1980 tarih ve 396/13 sayılı kararıyla, belli şartların bulunması haliyle ölüden diriye organ naklinin caiz olduğuna fetva vermiştir.
Aynı şekilde Küveyt evkaf ve din işleri başkanlığına bağlı fetva kurulunun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı 14.09.1981 tarih ve 87/81  sayılı kararlarıyla Suudi arabistanda faliyet gösteren dünya İslam birliğine bağlı fıkıh akademisi ve Mısırdaki El Ezher fetva kurulunun kararları ve İslam konferansı teşkilatına bağlı İslam fıkıh akademisinin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararı bu yönde olup bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarda caiz görülmektedir.İslam bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdi olarak bu paralelde fetva vermiştir.

  • Organ naklinde bir zaruretin bulunması.
  • Konunun uzmanlarında hastanın bu tedaviyle iyileşeceğine ilişkin güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması.
  • Ölümden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması gerekir.
  • Tıbbi ve hukuki ölümü kesinleşmiş olması.
  • Organın bir ücret ve çıkar karşılığında verilmemiş olması.
  • Alıcının da organ nakline razı olması.
Söz konusu kurullar fetva verirken genellikle, zaruret halinde haramı işlemeye necis ve haramla tedavi olmaya ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklanan fıkhi kuralları ve ictiahatları delil olarak göstermektedirler.
Organ nakline olumsuz bakanlar bu işlemi verici açısından insanın kendi bedeni üzerinde zararlı ve haksız bir tasarrufta bulunması olarak değerlendirirler. Alıcı açısından ise başkasının hayat hakkına tecavüz, haram madde ile tedavi ve yaratılışı bozma olarak görürler. Bu yaklaşıma sahip olanlar, ileride insanın her organından yararlanmanın bir şekilde meşru görülmesinden, dolayısıyla insan bedeninin defnedilmeden parçalara ayrılarak her bir parçasından faydalanma yoluna gidilmesinden endişe duyarlar ve bu durumun insanın saygınlığı ilkesi ile bağdaşmayacağını dile getirirler. Bu bilginler cismani haşır ve organların şahitliği inancı ile asli yaratılışı (hilkat) bozmanın caiz olmamasını da kendi görüşlerine destek olarak sunarlar.

Halkımızın organ nakli ve bağışı konusunda en çok tereddüt ettiği konuların başında cismani haşr inancı, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meseleleri gelmektedir. Bu hususlara da kısaca temas edelim.
İslâm bilginlerinin ve kelamcıların çoğunluğu, ahirette haşrin cismani olacağı,insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği,ceza veya mükafata muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an-ı Kerim âyetleri de bunu doğrular mahiyettedir. (bkz. Tâhâ, 20/55); Hac, 22/5-7; Yâsin,36/78-79; Kıyàme, 75/3-4) Âhirette haşrin cismani (bedeni) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismani haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir. Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’an-ı Kerim’de, ahirette insanın bütün organlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı belirtilmektedir. (bk. Kıyàme,75/3-4) Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin asli parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.
Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin parçasını oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle ilgili bir konudur.Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir.Sorumlusu da organları kullanan şahıstır.

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince,bu husustaki ayet ve hadisler, organların ahirette lisan-ı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkanının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir.

13. Bu konudaki ayetler (Nûr,24/24; Fussilet,41/19,21, 22) gerçek anlamında alınsa bile, yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Çünkü her şey Allah’ın bilgisi dahilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler. Organ naklinin artık alternatifsiz bir tedavi yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra, bu tereddütlerin ve çekimser tavrın terk edilmesi, hatta bu yönde ciddi adımların atılması kamuoyu oluşturması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması gerekir. İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan müslümanların bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir. O halde öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi manevi, rûhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır. İslâm dini, her insana, insan olarak bakmış ve eşit bir yaşama hakkı tanınmıştır. Şu halde, organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın, fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de doğru olmaz.
 İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. (Maide, 5/3)

14. İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. (Maide, 5/3) Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayr-i müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki, doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.                 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de :
Allah katında amellerin en üstünü, bir mü’minin gönlüne sürur vermek, onu sevindirmektir”, (5) buyurmaktadır.

Bildiğiniz gibi, günümüzde bazı hastalar ancak kan, doku ve organ nakli ile tedavi edilebilmekte; aksi halde bunlar ya hayatlarını kaybetmekte veya sıkıntı içinde ömürlerinin sonunu beklemektedirler. Böyle bir kişinin sağlığını kurtarmak ona yeniden hayat kazandırmak büyük bir sevaptır. Ölümünü beklerken, yeniden hayata dönen bir insanın sevincine ve kurtuluşuna vesile olan kişiye duyduğu sonsuz minneti ve duaları, elde edilebilecek en büyük mutluluktur.                      

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol