Oruç bizi tutuyor mu?
Grup Sayfamız için

Rahmet Ayı Ramazan’da “İrade Eğitimi”

Engin rahmet sahibi Allah Teâlâ, insanoğlunun kulluk bilincine sahip olması ve rahmete mazhar olması için tabiri caizse çeşitli fırsat ve kampanyalar sunmuştur. Hiç şüphesiz söz konusu rahmetin doruk noktası; on bir ayın sultanı, cennet kapılarının (Reyyân) anahtarı, mağfiret zamanı olan Ramazan ayıdır. Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, bizleri tekrar bu rahmet iklimine ulaştırdı. Ömür vefa ederse bu sene de gayretimiz miktarında bu aydan istifade etmeye çalışacağız.

Mübârek Ramazan ayı, Müslümanlara Allah’ın emirleri karşısında sorumluluk bilincine erişme fırsatı sunmaktadır. Böylece toplumsal dayanışma ve paylaşma şuurunu aşılayarak, bir anlamda “irade eğitimi” vermek suretiyle, müminlere kişilik kazandırmakta, “kâmil bir mü’min” olmanın yollarını göstermektedir.

“Ramazan” Kelimesinin Kökeni

 “Ramazan” kelimesi, sözcük olarak “yaz sonunda yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” mânasında “er-ramzâ” kelimesinden veya “Güneş ışınlarından taşların yanıp kızması” anlamında olan “er-ramaz” kelimesinden alınmıştır. Bu yağmur, yeryüzünü nasıl temizleyip yıkarsa; kızgın yer, orada yürüyenlerin ayaklarını nasıl yakarsa, Ramazan ayı da müminleri günah kirlerinden öylece temizler, hata ve kusurlarını yakar, yok eder.  

İslam öncesi dönemde Ramazan ayı, yılın on iki ayından biri olarak “olağan aylar” (eşhürün i‘tiyâdiyye) olmanın ötesinde özel bir anlamının ya da ayırıcı bir vasfının olmadığı bilinmektedir. Zira o dönemlerde sadece Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayları savaşın haram kabul edildiği “dört haram ay” (eşhürün erbaatün hurum) olarak kabul edilmekteydi. Son ilahî kitap olan Kur’an’da hem bu dört ay tasvip edilmiş (Bakara 2/194, 217; Mâide 5/2, 97; Tevbe 9/5, 36) hem de Kur’an’ın Ramazan ayında indirilmeye başlamasıyla Kadir Gecesi’ni içinde barındıran bu zaman dilimi ayrı bir ehemmiyet kazanarak mübarek kabul edilmiştir. Hatta Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim’de adı açık bir şekilde anılan tek aydır. Yüce Allah onu sadece anmakla kalmamış, aynı zamanda oruç ayı olarak belirlemiştir. İlgili âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Oruç ayı olan Ramazan öyle bir aydır ki, insanlar için hidayet rehberi olan, onları doğru yola ulaştıran ve hak ile batılı birbirinden ayıran delilleri muhtevi olan Kur’an bu ayda indirilmeye başlanmıştır”  (Bakara, 2/185).

Ramazanı Anlamlı Kılan Hususlar

Bu ayda yapılan sahur, iftar, mukabele, tesbihât, dua, teravih, itikâf, fıtır sadakası, zekât gibi ibadetler, Ramazan ayının daha değerli ve ayrıcalıklı olmasına vesile olmuştur.  Arap atasözü der ki, “şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” yani bir mekânın şerefi, orada yaşayan kimseler sayesinde gerçekleşir. Çünkü şehirler, orada yaşan insanlarla şeref bulurlar. Bu sebeple bir mekân ile o mekânın sakinlerinin niteliği arasında doğru orantılı bir ilişki vardır.

Sözgelimi İslam’dan önce Yesrib adıyla bilinen şehre Hz. Peygamber’in hicret etmesi ve oraya medeniyet götürmesiyle şehrin adı değişmiş ve o zamandan beri “Medîne / el-Medînetü’l-Münevvere” olarak anılmaya devam edilmiştir. Aynı durum, zamanlar için de geçerlidir. Cuma gününü anlamlı kılan, o gün Müslümanların bir araya gelip hep beraber kardeşçe ibadet etmeleridir. Aynı şekilde Kadir gecesini anlamlı kılan, inananlara manevi şifa ve rahmet kaynağı olan vahyin o gece inmeye başlamış olmasıdır.  Bayramları anlamlı kılan, tüm İslam coğrafyasında birlik, beraberlik ve kardeşliğin yaşanmasıdır. Ramazan ayında ise Kadir gecesinin yer alması bir tarafa gerçekleştirilen birçok hayırlı amel, bu ayı daha anlamlı kılan hususlardır.

Ramazan Ayında Oruç
Ayrıca malum olduğu üzere Allah Teâlâ bazı ibadetlerimize münhasır zamanlar tayin etmiştir. Zira namaz için gün içerisinde sınırları belli beş ayrı zaman, cuma ve bayram namazları için farklı zamanlar; bunun yanı sıra Hac için Zilhicce ayını tayin ettiği gibi oruç ibadeti için de Ramazan ayını belirlemiş ve bu ayda dinimizin temel ibadetlerinden biri olan orucu bizden öncekilere olduğu gibi bize de farz kılarak, hakkıyla yerine getirmemizi istemiştir.
Esasen oruç, Yüce Allah’a tutunma yollarından birisidir. Bu sebeple İslam’ın esası/şartı, imanın gereğidir. İmanın amele, söylemin eyleme, teorinin pratiğe dönüşmüş hâlidir. İlmihal kitaplarına bakıldığında İslam’ın şartları ve İmanın şartları şeklinde iki ayrım görülür. Bunlar temel taşları oluşturan ilkelerdir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, İslam’da iman defteri diye bir defter yoktur. İslam’da amel defteri vardır ve insan ondan sorumlu tutulacaktır. Bu sebeple “Elhamdulillah Müslümanım” deyip ibadetten mahrum olmak en büyük yoksunluk olsa gerek. Zira nimete nail olmak hüner değil, nimeti değerlendirmek hünerdir. Yarın mahşer günü amel defteri açılıp takvim yaprakları geçmişe doğru çevrildiğinde; imanın amele, teorinin pratiğe dönüşmüş bir hüner olarak görülmesi gereken önemli amellerden bir tanesi de oruç ibadetidir.  Ancak tüm ibadetlerde olduğu gibi oruç tutarken de gelişigüzellikten uzak durmak, yapılan ibadetin hakkını en güzel şekilde vermek için çaba serf etmek gerekmektedir.
 
Oruç Bizi Tutmalı
İbadetler insan iradesiyle yapılan, icra edilen fiillerden oluşur. Ancak bu fiillerin insana geri dönen bir tarafı vardır. Yani insan, ibadet yaparken bir taraftan Rabbine şükrünü en güzel şekilde ifade ederken bir taraftan da ahlaki ve manevi açıdan ciddi bir değişim yaşar. Bu açıdan ibadetlerin zahirde gözle görülebilir somut eylem yönüyle birlikte görülmeyen ancak zamanla insanı olgunlaştıran olumlu tesirleri vardır. Bu sebeple ibadetlerin yapılış şeklinin fıkıh kurallarına uygunluğu kadar insanı -bir nakış gibi- işleyişinin de niteliği oldukça önemlidir.

İbadette esas olan ihlâslı, samimi ve içten olmasıdır. Sözgelimi dinin direği, müminin miracı olan namazın; insanı kötü olan her şeyden uzak tutanı, ahlakını değiştirip güzelleştireni makbuldür [Ankebut, 29/45]. Kılınan namazın rekâtlarının yüksek rakamlara ulaşması ve niceliğinin fazla olmasından ziyade, niteliği ve kalitesi önemlidir. Meseleyi mevzu bahis olan oruç ibadetine çevirdiğimizde aynı şeyleri söylemek mümkündür. Zira Orucun farziyetini ifade eden ayetin son kısmındaki ‘le’alleküm tettekûn’ [Bakara, 2/183] ibaresi dikkat-i caliptir. Meallerde genelde ‘sakınasınız diye/umulur ki korunursunuz’ şeklinde tercüme edilen bu kısımda geçen tettekûn ifadesi takva kelimesi ile soydaş/aynı kökten olması göze çarpmaktadır; çünkü takva, söz konusu fiilin mastar hâlidir. Mana olarak ise; dinin emir ve tavsiyelerine uyma, haram ve günahlardan kaçınma hususunda gösterilen titizlik; duygulu vicdan, şuurda berraklık, devamlı haşyet, daimi sakınma vb. anlamalar yüklü bir kavramdır. O halde ayeti, son kısmına düşülen bu şerh ile beraber
“Günahlardan sakınıp arınmanız, sorumlu ve duyarlı bir mü’min olmanız için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” şeklinde algılamak mümkündür.

Her ne kadar fıkhî ölçülere göre, oruç niyetiyle sahurdan iftara kadar bir şey yemeden içmeden duran kişinin orucu sahih gibi görünse de; oruç tutmak, sadece mideyi yemeden içmeden kesmek demek değildir. İbadetlerin dış görünüşleri olduğu gibi bir de gerçek kalitesini gösteren manevi durumları vardır. Samimiyetten uzak bir ibadet; içi son derece kötü ve bakımsız ama dışı son derece şaşaalı bir binaya benzer. Hâlbuki binada asıl kullanılan, işlevsel olan ve bu sebeple önem verilmesi gereken yer iç kısmıdır.

Oruç, diğer ibadetler gibi samimiyet, içtenlik ve her şeyden önemlisi takvalı olmayı gerektiren bir ibadettir. Hatta imsak (tutmak) vaktiyle başlayan oruç, bizatihi imsaktır; yani kişinin kendini tutmasıdır. Bu açıdan bakıldığında orucun; nefsi, öfkeyi, şehveti, gözü, dili, eli, kulağı, ayağı vs. hepsinden önemlisi bunlara hükmeden kalbi tutması gerekir. Zira gözler, harama bakmak yerine Kur’an’la nurlandığı zaman; dil, yalan ve gıybet gibi kötü kelamlar yerine Allah’ın zikriyle meşgul olduğu zaman; eller, yanlış işlerde kullanılmak yerine yanlışları düzelttiği zaman; kulaklar, boş ve günah sözler yerine ilahi hikmete kulak verdiği zaman; ayaklar, harama değil de ibadete götürdüğü zaman; hepsinde önemlisi ilahi tecelligâh olan kalp, tüm bedene imanla, şuurla, vicdanla hükmettiği zaman oruç, asıl gayesi olan takvaya ulaşmış olur. “Oruç kalkandır.” hadisi de tam olarak bu durumu ifade etmektedir.
 
O halde bizim orucu tuttuğumuz gibi oruç da bizi tutmalıdır
. Daha doğrusu oruç; bizi tuttuğu zaman, kötü söz ve eylemlere karşı kalkan olup bizi koruduğu ve arındırdığı zaman, kalbimize ve zihnimize hâkim olduğu zaman kıymeti ortaya çıkacaktır. Aksi takdirde Allah’ın bizim aç ve susuz kalmamıza ihtiyacı yoktur.
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ensar Hoca 1 yıl önce

Rabbım razı olsun sayın Hocamızdan çok güzel özetlemiş farklı açıdan güzel sohbet"Allah c.c idrak etmeyi yaşamayı ibadetlerimizi tüm müslüman kardeşlerimize ve bizlere nasip etsin.hayırlı iftarlar.