Ramazan-ı Şerifteki Oruç ve Hikmetleri
Grup Sayfamız için

Oruç sadece açlıktan ibaret değildir. Allah’ın günün yarısında aç kalmamıza ihtiyacı da yoktur. Şefkat kahramanı bir anne çocuğunun aç kalmasını istemez ve arzu etmez. Peki sonsuz şefkat sahibi Rahim ve Rahman olan Allah neden bizi aç bırakıp oruca emretmiş?
           
O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’an, o ayda indirilmiştir.(Bakara, 185)
           
Ramazan-ı Şerifteki oruç, İslamiyet’in şartlarının birincilerinden ve en azamlarındandır.
           
Ramazan-ı Şerif’teki orucun birçok hikmetinin olduğuna katiyetle şüphe yoktur.
           

Bunlardan ilki Cenab-ı Hakkın Rububiyyeti noktasındadır.
           
Rububiyet hakikati Cenab-ı Hakkın Rab isminin cilvesidir. Kısaca terbiye etmek manasındadır.
           
Bizlere sayısız nimet bahşeden Rabbimizi sebepler dairesinde ve gaflet perdesi altında bazen unutuyoruz. Nefsimiz o kadar nimeti yaratanı ve bize ikram edeni unutup gasıbane saldırıyor. Nimeti hatırlıyor, nimeti vereni unutuyoruz zamanla. Ramazan-ı Şerifte akşam ezanı okunmadan nimetlere elimizi uzatamıyoruz. ‘Buyurunuz’ emri gelmeden bir yudum suyu dahi içemiyoruz. İşte tam burada bize sonsuz nimeti veren ve ikram edeni hatırlıyoruz. Ramazan-ı Şerif bize bu şekilde Mün’im-i Hakikiyi tanıttırıyor. Nimetlerin kıymetini idrak ettiriyor. Böylece sebepler dairesinden sıyrılıp, gaflet perdesini yırtıyoruz.
           
Ramazan-ı Şerifteki oruç, Cenab-ı Hakkın nimetlerine şükretmek noktasında bir uyarıcıdır.
           
Göz önünde olan nimetlerin sanki hiç bitmeyecekmiş gibi olan algımız nimetleri kıymetten düşürtüyor, kıymetsiz gösteriyor. Kıymettar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu ikram ve inam edeni tanımamak gafletine düşüyoruz. Nimetlerin şükrünü eda edemiyoruz.
           
İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç, sayısız nimetin doğrudan doğruya Allah’tan geldiğini hatırlatıyor. O nimetlerin kıymetini takdir ettiriyor. Külli bir şükür vasıtası oluyor. Kuru bir parça ekmeğin kıymetini ancak bu açlık zamanlarında anlayıp kavrayabiliyoruz. Kısaca Ramazan-ı Şerifteki oruç hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.
           
Ramazan-ı Şerifteki oruç insanların sosyal hayatlarında bir denge unsurudur.
           
Sosyal ve içtimai hayatta insanlar varlık ve yokluk, zenginlik ve fakirlik bakımından muhtelif derecelerde yaratılmışlardır. Cenab-ı Hak bu farklılıklara binaen bilhassa bu oruç vasıtasıyla zenginleri fakirlerin yardımına davet ediyor.
           
Eğer açlık olmazsa, zenginler fakirlerin acınacak acı hallerini tam olarak hissedemiyor. Bu açlık vasıtasıyla hassaslaşan duyarlı yürekler şefkat denizi ile buluşuyor.  Empati yapan insanlar fakirlerin muavenetine koşuyor, koşuşturuyor. Hangi fert olursa olsun kendinden daha fakiri bulup yardım elini uzatıyor. Böylece sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın doruk noktasına çıkılmış oluyor.
           
Ramazan-ı şerifteki oruç nefis terbiyesi için en tesirli ilaçtır.

           
Nefis hür olmak ister, özgürlüğü ve bağımsızlığına düşkündür. Serbestiyet vazgeçilmezidir. Keyfine düşkün ve her istediğini yapmak niyetindedir. Zora gelmek istemez, kayda giremez. Disipline edilmek fıtratında yoktur. Arsız ve huysuzdur. Sınır tanımaz, asidir. Hatta kendinde bir Rububiyet telakki eder.
           
İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç vasıtasıyla herkesin nefsi anlar ki hür değil abddir, bir şeye malik olacak gücü yoktur. Emrolunmazsa en basit ve en rahat işi de yapamaz. Elini suya uzatamaz. Ağzına bir lokma götüremez. Bu açlık terbiyesi ile nefis aczini anlar, fakrını hatırlar. Hakiki vazifesi olan şükre ve ubudiyete girer. Mevhum Rububiyeti kırılır. Haddinden geçemez. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu açlık vasıtasıyla hisseder.
             
Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azab vermiş, Cehennem’e atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene vema ente?” Nefis demiş: اَنْتَ رَبِّى الرَّحِيمُ وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجِزُ
Yani: “Sen benim Rabb-i Rahîm’imsin, ben senin âciz bir abdinim.”
           
Ramazan ayı, kazancı ve bereketi bol olan bir aydır.
           
Ramazan orucu, ahret için dünyada ziraat ve ticaret etmeye gelen insanın kazancına bereketli bir yoldur. Bir fırsat ayıdır. Ramazan ayında sevaplar bire bindir. Kur’an-ı Hakimin nass-ı hadisle her bir harfinin on sevabı vardır.(Tirmizi) Ramazan-ı Şerifte ise her bir harfin bin sevabı vardır. Cuma gecelerinde bu daha ziyadedir.(Deylemi) ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır.(Kadr Suresi)
           
İşte Ramazan-ı Şerifte bu kudsi ebedi ve karlı ticareti yapmayan ve ehl-i İslam ve imana muhalefet eden ne kadar bedbaht olduğunu anla. Bu gayet karlı meşher ve pazar için hiçbir ticareti olmayan, bu ticaretin kıymetini takdir etmeyenler ne kadar hasarette olduklarını bil…
           
Evet Ramazan- Şerif, bu fani dünyada fani ömür içinde ve kısa bir hayatta, baki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır. Evet bir tek Ramazan seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadirde ise nass-ı hadis ile bin aydan daha hayırlıdır.
           
Ramazan- Şerifteki oruç insana en mühim bir ilaç, manevi bir perhizdir.
           
İnsanlar yemek ve içmek hususunda pek dikkat etmez. Önüne gelen her şeyi yer ve içer duruma gelmiş. Bu konuda keyfine göre hareket etmeyi de adet edinmişse şahsın maddi hayatına tıbben zarar gelir. Bu keyfemayeşa hareket hastalıklara davetiye çıkarır.

Meşhur İbn-i Sina; ilm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir, diyor.

Zaralı ve zararsız rast geldiği her şeye adeta saldırırcasına yemek ve içmek ile dizgin kopar. Kalp ve ruha itaat edemez hale gelen nefis, dizgini eline alır. Artık insan ona binemez; o insana biner.

İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç vasıtasıyla insanlar perhize alışır. Riyazete çalışır. Mideyi hazımdan evvel doldurmak huyundan vazgeçirir.

Orucun en mükemmeli ise:
Orucun en mükemmeli sadece midemize değil, bütün duygularımıza; gözümüze, kulağımıza, kalbimize, hayalimize ve fikrimize bir nevi oruç tutturmaktır.
           
Mesela dilimizi yalandan ve gıybetten ve kötü tabirlerden uzak tutarak, kuran okumaya, tesbih, salavat, zikir ve istiğfar ile meşgul etmek dilimize oruç tutturmaktır.
           
Gözünü namahreme bakmaktan men edip, ibrete ve sanatı ilahiyenin temaşasına yöneltmek gözümüze bir nevi oruç tutturmaktır.
           
Kulağını fenadan, çirkin ve gereksiz sözleri, şarkıları dinlemekten men edip hak söz ve kuran dinlemeye sarf etmekle kulağımıza bir nevi oruç tutturmuş oluruz.
           
Aklımızı ve fikrimizi malayani düşüncelerden arındırmakla, sanat-ı ilahiyeyi tefekküre sevk etmekle aklımıza ve fikrimize bir nevi oruç tutturmuş oluruz.
             
           
(Kuran-ı Kerim Ve Risale-i Nur külliyatından faydalanılmıştır.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hoca 1 yıl önce

masallah cok guzell