Ramazan ve Kur’an
İnsanı yaratıkların en şereflisi kılan Yüce Allah, insana akıl, düşünme, konuşma, faydalıyı zararlıdan ayırabilme gibi kabiliyetler vermiştir. Ayrıca her biri cihana değer nitelikteki sayısız nimetleriyle, bedeni ve ruhi varlığımızı donatmıştır.
Bunca nimetleri bize bahşeden Yaratıcımıza nasıl kulluk edeceğimizi, niçin yaratıldığımızı, nerede ve ne diye bulunduğumuzu, yolculuğumuzun nereye doğru sürüp gittiğini, bu dünya ötesinde nelerle karşılaşacağımızı, gönderdiği peygamberleri ve bu peygamberleri aracılığıyla bizlere ulaştırdığı kitapları vasıtasıyla bildirmiş, öğretmiştir.
Bildiğimiz ve iman ettiğimiz gibi, Yüce Allah insanlara ilk vahyini, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem vasıtasıyla ulaştırmış, ilâhi vahyin son ve en mükemmel halkasını teşkil eden Kur’an-ı Kerim’i âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile 23 yıllık zaman diliminde peyder pey indirerek Allahu Taala insanoğlunu son kez muhatap almıştır.

Kur’an insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran bir hidayet rehberi, maddi ve manevi hastalıklarımıza bir şifa kaynağıdır. Kur’an Hz. Peygamber (as) ın en büyük mucizesidir. Kur’an-ı Kerimde rabbimiz kur’an’ı Ramazan ayında indirdiğini söylerken(Bakara 2/185)  kadir suresinde de bin aydan daha hayırlı olan ramazan ayında kadir gecesinde indirildiği vurgulanmaktadır.(Kadir 97 /1-5.)

Kur’an nazil olduğu ayı onbir ayın sultanı kılacak kadar değerlendirirken indiği geceyi ise bin aydan daha hayırlı bir gece haline getirmiştir. Kur’an Hz. Peygamber (sav) hayatına nazil oldu onu alemlere rahmet kıldı. Kur’an cahiliye toplumunun hayatına indi o toplumdan asr-ı saadet toplumunun oluşmasını sağladı. Demek ki kur’an hangi hayata iner ve o hayatı dizayn ederse o hayatı mükemmelleştirir. Kur’an; Kur’anla yaşanmış, kur’an’a adanmış bir ömrü; Kur’ansız yaşanan bin ömürden daha üstün hale getirir.

Kur’an yine kendisinin ifadesiyle bir şifa kaynağıdır. “ Ey insanlar! İşte size rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan kur’an ) geldi.(Yunus 10/57)
Nasıl ki maddi rahatsızlıklarımıza şifa bulmak için doktora gidip muayene oluyorsak ve doktorun tavsiyelerine göre ilaçlarımızı usulüne uygun kullanıyorsak ve bu şekilde hastalıklarımızdan kurtulmaya çalışıyorsak, kur’an’ın da maddi ve manevi hastalıklarımıza şifa olabilmesi için kullanım klavuzuna uydun bir şekilde davranmalıyız. Kur’an insanoğlunun hayatının ve ömrünün kullanım klavuzudur.

Doktorun yazdığı reçeteyi evimizin müstesna bir yerine asmış olsak bu reçete bizim hastalığımıza nasıl ki şifa olmazsa; Kur’an’ı  açıp okumadan anlayıp hayata hakim kılmadan süslü ve yaldızlı kaplarda evimizin en müstesna yerine asmakla hasta kalplerimize ve gönlümüze şifa olmasını beklememiz dünya ve ahiret mutluluğumuzu sağlaması mümkün olamaz. Kur’an’ı ramazan-ı şerifte bolbol okumaya, anlamaya ve anladıklarımızı hayatımıza tatbik etmek suretiyle hayatımızı yeniden düzenlemeliyiz.
 
Düşünün ki çok sevdiğiniz ve uzunca yıllar görüşmediğiniz bir dostunuzdan size bir mektup gelse o mektubu okumada kaç yıl, kaç ay, kaç hafta, kaç gün veya saat bekleyebilirsiniz. Kur’an rabbimizden bizlere gönderilen bir mektup gibidir. O nu açıp okumadan rabbimizin bizden kul olarak istediklerini nasıl öğreneceğiz.
Toplum olarak hep birlikte kur’an’la haşır neşir olmak zorundayız. Gündelik hayatımızda televizyonda izlediğimiz bir dizi film kadar, bir spor programı kadar kur’an’a zaman ayıramıyorsak, onu öğrenmek için zaman ayıramıyorsak başımızı iki elimizin arasına alıp tekrar tekrar düşünmek zorundayız. Eğer bizler Müslümanlar olarak gerçekten kur’an’ı anlamış olsaydık yeryüzünde müslümanlar birbirlerine düşman olmazlar ve birbirlerini öldürmezlerdi. Zaman dilimi olarak mübarek bir ay olan kuran ayının içindeyiz. Bu ayda bütün müslümanlar olarak yeniden kur’anla buluşalım ve kur’an la barışalım. Kur’an asr-ı saadette sahabe-i kiramın hayatını nasıl dönüştürdü ise bizimde hayatımızı değiştireceğinin dönüştüreceğinin bilinci içerisinde ona yönelelim.

Allah rasulü kıyamet gününde ümmetinden bir konuda şikayetçi olacağını kur’an’ı kerim şöyle açıklıyor. “"O gün Peygamber: 'Ya Rabbi, halkım bu Kur'ân'ı terkedip ondan uzaklaştılar!' der."(Furkan 19/30)
Rasulullah’ın Allah huzurunda bizlerden şikayetçi değil şefaatçi olmasını istiyorsak kur’anla olan bağımızı yeniden gözden geçirelim. Kur’an’ın emir ve yasaklarına kör ve sağır kalmayalım. Kur’an ayı olan ramazanda onunla nasıl haşır neşir olup zaman ayırıyorsak bu ilgi ve alakamızın sürekli olmasını sağlayalım.Rasulullah (sav) bir hadislerinde;
"İçinde Kur'ân'dan bir şey olmayan kişi, harap bir eve benzer." buyurmuşlardır. (Tirmizî, Fedailü'l-Kur’ân,18)
        
Söz söyleme yönüyle oldukça belîğ olan Resûlullah (s.a.s), şüphesiz bu benzetmeyle önemli bir hususa dikkatleri çekmiştir. Yani içinde kimsenin oturmadığı, yıllarca terk edilen ve hiçbir güvenliğin olmadığı vîrâne yapılar, nasıl her türlü tehlikeye karşı açık, hırsızların, sarhoşların ve kaçakların mekânları ise, içinde Kur'ân'ın olmadığı kalpler de böyle harâbe mekânlar gibidir. Bu gibi kimseler emniyetten mahrum, huzurdan uzak, her ân bir endişe içerisinde ve mutsuzdurlar. Kalplerimizi harabelere çevirmeyelim. Kur’an’ı her daim hayat rehberimiz kılalım. Unutmayalım ki dünya ve ahiret mutluluğu kur’ani bir hayatla mümkün olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İHSAN ŞİMŞEK 2 yıl önce

Kalemine, yüreğine sağlık üstad, Rabbim Kitabını kılavuz edinebilmeyi, onun ilkeleri etrafında kenetlenip, kardeş olmayı cümlemize nasip etsin.