Sosyal paylaşım tuzakları

DiNiHABERLER.COM / öZEL
 
 
Hayatımıza   giren  ve bizi kısa denecek sürede çepeçevre kuşatan sanal  paylaşım siteleriyle  ilk tanıştığımızda müthiş bir heyecan duymuştum. Öyle ya yıllardır görmediğimiz, izini kaybettiğimiz  okul arkadaşlarımızı hatta çocukluk arkadaşlarımızı bulacak, onlara kavuşacaktık. Uzun uzun sohbetler yapacak, yıllardır görüşememenin acısını bir ekran arkasından da olsa çıkaracaktık. Gerçekten de böyle masum başladı sanal dünyayla tanışıklığımız. Ancak işler   umduğumuz gibi devam etmedi. Arkadaşlarımızı, uzun yıllar uzak kaldığımız dostlarımızı bulduk bulmasına ama hevesimiz az sürdü bir, iki kelam ve  bitti. En sadık, en vefalı dostlar bile aralarındaki iletişimi  “beğen”  butonuna tıklayarak sürdürür oldular. Sanal ortamlar adeta  bir gövde  gösterisi yapılan arenaya  çevrildi  kısa sürede. Gidilen yerlerde arz-ı endam edilerek paylaşılan fotoğraflar, gezilen yerlerin tarihi özelliklerini değil de ’ben geziyorum’ mesajını vermek için paylaşılır oldu. Daha da kötüsü dışarıda  yenilen yemek vesaire mutlaka paylaşıldı. Belki de sadece sosyal ortamda paylaşılmak için yendi. Mesaj yine aynı ‘bak ben yine geziyor,  eğleniyor en  güzel yerlerde yemek yiyorum …”  
 
Hayatımızı göstermelik yaşar olduk. Sadece başkaları ne kadar mutlu olduğumuzu görsün, ne kadar ferah yaşadığımızı görsün diye yaşar olduk sanki. Peki bir düşünelim bakalım bu sosyal ortamlar hayatımıza girmeden önce ailecek gittiğimiz bir piknikteki tadı alabiliyor muyuz acaba? Arkadaşlarımızla aramızda kamera çekimi olmadan içtiğimiz bir kahvenin, o doyumsuz sohbetlerin tadını bulabiliyor muyuz? Bu belki de en masum şikayetimiz. Peki ya bu yüzden yıkılan yuvalar? Bunun sonuçlarına toplum olarak katlanabilecek miyiz? Eşler arasındaki ‘’bak herkes nerelere gidiyor biz  hiç tatil yapamıyoruz ‘’diyalogları  pek çok   evden duyulur oldu . O yaparsa ben de yaparım hırsı  kanaatsizlik ve kıskançlık…sonuç mutsuz ve çatırdayan  aileler…

Daha da vahimi gençlerin durumu. Alınan ayakkabı, çanta, kıyafet alındığı anda bütün dünyanın gözleri önünde. Benim  gücüm var alıyorum. Peki ya alamayan? Gençlerimiz, bu gidişatı kötü olan yarışta ipi göğüslemek için meşru olmayan yollara başvurabiliyorlar ne yazık ki. O ayakkabıdan çantadan benim de olmalı düşüncesiyle gözlerini para hırsı bürüyor. Kısa yoldan paraya ulaşmak için  bataklığa saplanıp kalanlar, kendilerini ve ailelerini zor duruma düşürenler, heba olan en güzel yıllar… Bütün yazı üzüm bağında çalışarak geçiren  bir lise  öğrencime kazandığın parayla ne yapacaksın dediğimde akıllı  telefon alacağım öğretmenim  deyince çok şaşırmıştım. Öncelikler değişiyor. Çok daha acil gereksinimlerimiz önemsenmiyor.
 
İşin ucunu kaçırmış durumdayız ne yazık ki. Yeni doğan çocuğun ilk ağlayışını kameralar karşısında dünyaya duyurmaktan tutun da annesinin son nefesini dahi kameraya çekip paylaşanlar var. Aslında durum sandığımızdan vahim. Yaptığı kötü bir  durumu  paylaşan kişinin bilinçaltına verdiği mesaj ”ben yaptım sen de yapabilirsin, zararı yok” mesajıdır. Sonuç ahlaki dejenerasyon. Bir de işin şu boyutu  var ki göz ardı ediliyor.  Bizim paylaşımlarımıza kolaylıkla kötü niyetli insanlar da ulaşabiliyor.
 
Bu kadar karamsar tablo çizdikten sonra  hiç mi iyi yönü yok diyenlere: tabi ki bizi bütün dünyayla buluşturup olan her olayla her an haberdar ediyor. Her ne kadar kitap okumayı sevmeyen ülkem insanlarını kitaptan epey uzaklaştırsa da her türlü bilgiye ulaşılmasını çok kolaylaştırdı. Bir anda tüm dünyayla birlikte senin sesini, düşünceni tüm dünyaya haykırmaya  en büyük vesile oldu. Hasretlikleri azalttı , zaman zaman mutlu bir haberle hüzünleri giderdi . Elbette hayatımıza renk kattı . Bunun gibi daha niceleri. Sosyal ortamların bizi değil bizim onu kontrol altında tutmamız gerektiği bilincine bir an önce ulaşmamız gerekir. Yoksa çok geç olabilir.. 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Muhammed 1 yıl önce

BİR MUHAMMED İ RUH BİR MUSA MUCİZESİ


NOT : Bu makale mâna itibari ile Milat ve Bitlisnews yerel gazetesinde daha bugünkü olayları sezmiş gibi haber vermiş. İsteyen oradan okuyabilir. Muhammed Tuncer Nur ismiyle yazılı

Lütfen herkese ulaştırılsin bugünkü olayların çözümü siyaset ile değil Belki ancak Kuran a dayanan Risale i Nur un Türk Kürt herkesin eline geçmesi ile mümkün.



Marksist Leninist Zulme Karşı Kuran Medeniyeti

Ey Ehli ilim olan Üniversiteli kardeşlerim ve hamiyetli, fedakar vatan gençleri;

Şu kardeşinizin nurlardan iktibas ettiği hakikatlere aklınızı misafir edin. Üçyüz yıldır kalbindeki Avrupa aşkı ile yüksek ahlakını kaybetmiş medeniyetperverler, Hürriyet maskesiyle çirkin istek ve arzularına esir olmuş, vicdanlarını Avrupaya esir etmiştir. Şimdi Hürriyeti hakikiyi göstermek lazım ki safdil insanlar onlara aldanarak iki hayatını kaybetmesin. Onları düşündükçe riya kelimesini hatırlıyorum. Zira söylemleriyle Avrupaya düşman olanlar, sefahetlerine dair ne varsa aldılar. Bilime ait kısmına ise müşteri olmadılar. Alanlarda kullanamadılar. Evvela, Medeniyetten kasdım insanlığa hizmet eden menfaatli ve yapıcı kısmına değildir. Belki sükutu ahlaka sebep olan insanı alçaltan ve insanı insaniyetten çıkaran yıkıcı, zulümlü, sefih bir hayatı tesis eden kısmınadır ki bütün itiraz oklarımın hedefi onlaradır. Şimdi Türkiye de hususen doğuda , Ortadoğuda ,Mısır da ve Suriye de ki zulümler şu sefih ve zulümlü medeniyetin bir neticesidir.

Şu kainata nazarını çevirip bütün canlılara, cansızlara sebep ve sonuç perspektifi ile baksan hiçbir şeyi maksadsız gayesiz göremezsin. Herbir maddenin hareketinde kendine ve umum varlıkların menfaatine bakan bir yönü vardır. Adeta kendine bakan yönü bir ise diğer varlıklar ile olan irtibatı noktasında sanatkarına işaret etmesi binlerdir. Ortada ki uyum ve düzen ise bir müdebbirin bir Hakim in olduğunu gösterir. Hem yine bilinir ki uyum ve düzen bir Kanuna işaret eder. Kanun ise herşeyin herşeyle münasebetini bağını bilecek, herşeye sözü geçecek Kudret sahibi bir Alim-i Külli şeyi gösterir. Madem ki herşeyin herşeyle münasebetini bilir ve bildiğini yarattığı sanatlı varlıklarla bize bildirmiş ve göstermiş elbette o zatın irade ettiği bir maksadı bir gayesi vardır. Öyle ise maksadını dikkat ehillerine ( Umum peygamberler, Sokrat, Eflatun gibileri) kainatta yarattığı milyarlar varlıklar üzerindeki sanat ile gösterdiği gibi, ehli dikkat mütehayyir İnsanlara dahi onları düşünmeye sevkeden şu sanat arkasındaki sanatkarı bize tanıttıracak bir öğretmen bir tercüman bir Mübelliğ-i Azam-ı dahi gönderecektir. O ise Peygamberdir. O Peygamberin de Yaratıcı ile arasında bir bağ olduğuna dair bir işaret olması lazım ki İnsanlara tesir etsin.. O ise mucizeler ve insanı her cihetle mükemmeliğe sevk eden ulvi ahlakıdır. ((Şu işaret ve mucizelere niye ihtiyaç var ve haikati nedir Risale-i Nur da tafsilatlı olarak tarif edilmiş ) O peygamber ise şu kainat niçin yaratılmış, vazifemiz nedir, Şu kainatin sahibi bizden ne istiyor ve vazifemiz bittikten sonra nereye gideceğiz gibi müthiş suallere cevap vermekle mükelleftir. Evet nasıl ki Adil ve şefkatli bir fabrika sahibi ustabaşısına maksadını tarif eder ve her işçi onu dinlemek ile mükelleftir, kendilerinden bir kural ve kaide belirlemezler. Aynen öylede şu kainat fabrikasında ustabaşı ve tarif edici hükmünde olan Hz. Muhammed (s.a.v) vazifemizi bildirir bizde o vazifeyi yerine getirmekle mükellefiz. Zira ücretimizi peşin almışız. Şikayete hakkımız yoktur. Kendi kanun ve kurallarımızı belirlemeyeceğiz. O ise vazifelerin en mühimmi İman ve imandan sonra namaz vesair ibadetler olduğunu Kuran ın lisanıyla bize ders verir. Bunlardan sonra en mühim ameli salih ve takva dır ki Allah katında bunlar ehli cennettir. Platon un tarifindeki erdem, ameli salihte gizlidir, bir fark var ki Allah rızası için yapılmayan iyilikler sadece beklentisiz olsa dahi mükafatını dünyada görür. Zaten İslamiyet teki mükafat bir beklentinin değil bel

Avatar
İbrahim Oruç 1 yıl önce

Sosyalleştiğimizi düşünürken, aslında asosyalleşiyoruz.Dikdörtgen ekranın karşısında, oturduğumuz o koltuklarımızda rahatımızı düşünürken, bünyemiz bundan fazlasıyla olumsuz etkileniyor, ama farkedemiyoruz. İnsanlarla iletişimimiz sadece yazıdan ibaret olmaya başlıyor. Konuşma adına gösterdiğimiz çaba, devede kulak kalıyor. İnsanlar yüzyüze konuşmaya hasret kalıyoruz. Ve ne vakit insanlarla karşı karşıya gelsek, konuşamamaktan yakınıyoruz.Çünkü hayatlarımız sadece internetten, sosyal ağlardan ibaretleşiyor. Önce hâl hatır faslıyla başlayıp ardından bir iki çeşit farklı konulardan bahseder olsak da, konular yine dönüp dolaşıp, aynı noktaya geliyor. Karşımızdakinin sosyal paylaşım sitelerindeki aktivitelerinden, gittiği yerlerden, yazdığı sözlerden paylaştığı videolara kadar didik didik konuşuluyor. Bu da yetmezmiş gibi, sanal dedikodular da birbirini takip ediyor. Beğendiği, hoşlandığı kişiyi gösterip, yazdıklarından ve yaptıklarından açıyorlar sohbetleri.Kısaca sohbetler sıradanlaşıyor

Avatar
Nihat Okutan 1 yıl önce

Maşallah güzel bir yazı olmuş isabet olmuş... Tebrik ederim hoca hanım..

Avatar
ankara06 1 yıl önce

____ADMİNİN YORUMU____ BU ŞEKİLDE BİR YORUMU ONAYLAMAMIZ İMKANSIZDIR. BU KADAR GERİ DÜŞÜNMENİZİN BİR ANLAMI YOK!

Avatar
Yakışıklı İmam 1 yıl önce

Bacım berhudar ol. Başka söze ne hacet.

Avatar
akıf cangöz 1 yıl önce

kalemıne ağzına sağlık isabet olmuş.

Avatar
ankara06 1 yıl önce

admin yazdıgımı nıye engellıyorsun yazdıgımda hıcbısy yok gayet normal bırelestırı

Avatar
bir ogrenci 1 yıl önce

bizim kurankursu hocasi elinden tableti dusurmuyo anca feste ne olacak.bize bisey anlatmiyo.