Şükreden Bir Kul Olmayayım mı?
Sabreden kul olmayı Hz. Eyyub’tan, iffetli kul olmayı Hz Yusuf’tan, helal kazancı Hz. İdris ve Hz. Zekeriya’dan öğrendiğimiz gibi, şükreden kul olmayı ilk olarak tek başına ümmet olan Hz. İbrahim’ den öğreniriz.

Hz. İbrahim, canı ve evladı ile imtihan edildikten sonra, malı ile de imtihan edilmiştir. Denilir ki: “Halil İbrahim(r.a.), malını ihvana, canını nirana(ateşe), oğlunu da Rahman’a bezdetti.”

Anlatıldığı üzere, 12.000 hayvandan oluşan sürüleri vardır Hz. İbrahim’in. Sürüleri koruyan birçok köpeği vardır ve her birinin boynunda dünya malına meyletmediğini göstermek ve dünyaya ram olanlara farklı bir mesaj vermek amacı ile altından tasmalar yaptırmıştır.

Hz. Cebrail (as), bir gün, Hz. İbrahim’e insan suretinde gelerek, sürülerin kimin olduğunu sorar. Hz. İbrahim, sürülerin Rabbine ait olduğunu, kendisinin sadece emaneten ilgilendiğini bildirir. Hz. Cebrail, sürüleri kendisine satmasını, bir rivayete göre kendisine, ihtiyacına binaen tasadduk etmesini ister. Hz. İbrahim:

“Rabbimi bir kez zikret, üçte birini; üç kez zikret, tamamını al götür.” der. Hz. Cebrail:

“Subbuhun Kuddusun Rabbüna Rabbül Melaiketi VerRuh.” deyince Hz. İbrahim, üçte birini; Hz. Cebrail, aynı tesbihi üç kez tekrar edince hepsini alıp götürmesini salık verir.

Hz. Cebrail, melek olduğunu bildirerek alamayacağını söyler. Hz. İbrahim de, Halilürrahman olduğunu, verdiğini alamayacağını bildirir. ([1]) Nihayet Allah u Teala’nın da ilhamıyla, Hz. İbrahim, sürülerini fakirlerin, miskinlerin, yoksulların, yolcuların ihtiyacı için kullanır. Onların tutan eli, gören gözü, yürüyen ayağı olur adeta. Şehri gezerek aç, yoksul, kimsesiz insanları araştırır; ihtiyaçlarını karşılar.

İnsanlara, her gün üç öğün sofrasını açar. Büyükler:” Helal malın adabı, haram malın hesabı olur. Misafire ikramın sorgusu olmaz.”derler. Hz. İbrahim de, insanları evine davet eder, misafir olmadığında yoldan geçen insanları çağırır, kimse olmazsa sofraya oturmaz, oruca niyetlenir.

Vakıf medeniyetinin ve günümüzdeki yardım derneklerinin temelini atmıştır, Hz. İbrahim böylece, şükreden bir kul olabilmek adına…

Şükür kelimesi, Arapça şe-ke-ra fiilinden türetilmiş bir kelime olup, nimet ve iyiliği anmak, sahibini övmek, mükafat vermek manalarına gelir.

Şükür, Allah u Teala’nın nimetlerinin etkisinin kulun dilinde itiraf ve övgü olarak, kalbinde tanıklık ve sevgi olarak, organlarında da itaat, ibadet ve ahlak üçlüsünün ortaya çıkmasıdır.

Kuşeyri, Risalesi’nde şükrün hakikatini; ihsanda bulunanı, ihsanını zikrederek medhetmek olarak tanımlar.

Cüneyd-i Bağdadi(k.s.), anlatıyor:

“-Yedi yaşında iken Seri-i Sakafi’nin(k.s.) yanında oynuyordum. Huzurunda şükür konusunda konuşan bir topluluk vardı. Seri-i Sakafi(k.s.), bana: “Evladım, şükür nedir?” diye sordu. Ben: “Verdiği nimetiyle Allah u Teala’ya asi olmamaktır.”dedim.”  ([2])

Allah u Teala, Bakara Suresi 152. ayette “Beni anın, sizleri anayım. Bana şükredin, küfranda bulunmayın.”buyurur. ([3])

Elmalılı Hamdi Yazır Hoca, bu ayetlerin (2/152-153) tefsirinde, “yaratılış-kulluk başlangıç, şükür nihayettir” der. Fatiha Suresi 6. ayet olan “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım isteriz.” ayeti ile Bakara Suresinin 154. ayete bağlayarak ekler:  “Zikreden kulun iman etmiş bir kul olarak, şükür için de, acizlikten kurtulmak içinde,  sabır ve namazla Allah u Teâlâ’dan yardım istemesi gerekir.” ([4])

Bilindiği üzere, Allah u Teala’nın güzel isimlerinden biri de, “eş-ŞEKÜR” DÜR. Allah’ın sıfatı olarak Şekur,  kullarına yaptıkları ibadetlere karşılık çok mükafat veren, çok ve devamlı nimet ihsan eden demektir. Fatır Suresi 30. ayette “Çünkü O, çok bağışlayan, karşılığı tam verendir.” buyurulur. Allah u Teala, Kuran’ı Kerim’de (Al-i İmran/144) verdiği sayısız nimetlere karşı Allah’ı öven, O’na iman edip itaat ile birlikte Salih ameller işleyen insanın vasfı olarak, “şakir” kelimesini kullanır. ([5])

Anlatıldığına göre, Hz. Musa Rabbine öğrenmek için sordu: “Ya Rabbi! Hz. Adem, kendisine yaptığının şükrünü nasıl ödedi? O’nu kudret elinle yarattın, O’na ruhundan üfledin, cennetine koydun, melekler emrinle O’na secde ettiler. “ Allah u Teala şöyle buyurdu:

“-Ey Musa! Adem, bütün bunları Benden bildi, ona göre hamdetti. Bu ise, yaptığımın karşılığı oldu.” ([6])

Anlatıldığına göre; Hz. Davud’un, Allah u Teala’dan istediği dört şey, Allah’ı anan bir dil, Allah’a şükreden bir kalp, sabırlı bir beden, dünya ve ahiret işlerinde yardımcı bir zevcedir. ([7])

Allah u Teala, İsra Suresi 3. ayette, Hz. Nuh’u, “Gerçek şu ki, O şükreden bir kuldu.” cümle i celilesi ile tanımlar.

Hz. Süleyman ordusu ile birlikte Karınca Vadisi’nden geçerken, bir karıncanın diğerlerine “dikkatli olmaları” uyarısında bulunduğunu duyunca şöyle dua eder:

“Ey Rabbim! Beni, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle Salih kullarının arasına kat.” (Neml Suresi 19. ayet)

Kenzi Mahfi olup tanınmak istenen Rabbi Rahimimiz’in bizden istediği kulluk görevi içerisinde şükrün önemli bir yer tuttuğunu, sadece Peygamberlerimizin dualarından, yaşantılarından bile görmek mümkündür. Verilen nimetlerin kaynağını bilip, yaşantımızı ona göre ayarlamaktır asıl olan. İmanın diğer şubesi olan musibet zamanında da sabır ise, kulluğun gereği olup, şükrün de tamamlayıcısıdır bir bakıma. Gerçek kulluk, iyilik zamanında olduğu gibi, darlık zamanında da Allah u Teâlâ’ya yönelip O’na dayanmaktır. Böylece, her durumda Hz. İbrahim ateşe atıldığında, ağzında su taşıyan karınca misali, bulunulan saf ortaya konmuş, Cenab-ı Allah’ın hoşnutluğunun murad edildiği belli edilmiş olacaktır.

Şeytan, kibrine yenik düşerek, Allah u Teala’ya isyan edipte, O’ndan(c.c.) kıyamete kadar müsaade aldığında, hile ve desiselerle, insanları kulluktan özellikle de şükürden alıkoymak için çalışacağını söyler. A’raf Suresi 17. ayet-i celile şöyledir:

“Sonra and olsun, onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından, kendilerine geleceğim. Sen de, onların çoğunu şükredici kimseler bulamayacaksın.”

Allah u Teala İsra Suresi 65. ayette cevaben:

“Şüphesiz, (halis)kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!” buyurur.

Cenab-ı Zülcelal Hazretlerinin güvendiği halis kullardan olabilmek için, şükür üç şekilde eda edilir:

Lisan ile şükür: Allah u Teala Duha Suresi 11. ayette: “O halde Rabbinin nimetlerini anlat.”buyurur. Hz. İbrahim gibi, kulun, üzerinde bulunan nimetlerin Allah’tan geldiğini söyleyip, her fırsatta şükür ifade eden sözleri dillendirmek gereklidir.

Kalb ile şükür: Kişinin kendisinde bulunan her türlü nimetin, kabiliyetin, halin, beden elbisesine bürünmüş ruhun, eşref i mahlukat olan insanın emrine amade olan alemin, Allah u Teala’nın vergisi olduğuna, tahkiki imanda olduğu gibi, kalbinin itminan etmesidir.

Fiili şükür: Allah u Teala’nın verdiği nimetleri, O’nun yolunda, O’nun istediği şekilde harcamaktır. Cenab-ı Allah’ın verdiği zenginliğin şükrü, infak ile;  uzuvların şükrü ise, O’nun(c.c.) istediği şekilde davranmak ile; ilmin şükrü, amil olmak ve öğretmek ile olur. ([8])

Kur’an Kursu’nda öğrencilerime, İtikat, İbadet ve Ahlak derslerinin birbirine bağlantısını anlatırken şu ifadeyi kullanırım: “İman esaslarını kalbi ile tasdik edip, dili ile ikrar eden mü’minler, inançlarını perçinleştirmek üzere, kulluğun iki ayrı kolu olan ibadet esaslarını(İslam’ın Şartları) yerine getirirler ve bütünleyici olarak güzel ahlakları ile insanlara örnek olurlar.” İmanın şubelerinden biri olarak şükür de böyledir; kalben müteşekkir olduğumuz Rabbimiz’e dilimiz ile şükretmek, bunu da hareketlerimize yansıtmak gerekir.

Yunus Emre şiirinde şöyle diyor:

Cana cefa kıl, ya vefa
  Kahrın da hoş, lütfun da hoş,
  Ya dert gönder ya deva,
  Kahrında hoş, lütfun da hoş.

  Hoştur bana senden gelen:
  Ya hilat-ü yahut kefen,
  Ya taze gül, yahut diken…
  Kahrında hoş, lütfun da hoş.”


Sahabe-i Kiram’dan bazıları Hz. Aişe’ye (r.anha), Hz. Peygamber’den görmüş oldukları hayran bırakan hallerden bazılarını sordular. Hz Aişe, gözyaşları ile anlatmaya başladı:

O’nun her hali taaccübe şayandı. Bir gece benim yatağıma geldiler. Hatta teni tenime değmişti. Sonra: “Ey Eba Bekr’in kızı! Rabbime ibadet etmek için Beni bırakmaz mısın?” buyurdular. “Ben Senin Hakk’a yakınlığını severim. İzin veririm.” dedim.

Rasul-i Ekrem kalktılar, abdest aldılar, fazlaca su dökündüler, namaza durdular. Baktım ki; ağlıyorlardı. Gözyaşları göğüslerine dökülüyordu. Sonra rüku ettiler, yine ağlamakta idiler, sonra secde ettiler. Bu hal devam etmekte iken, Bilal(r.a.) sabah namazı için seslendi.

Ben: “Ya Rasulallah! Ne için ağlıyorsun? Cenab-ı Hak, geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmedi mi?” dedim. Cevaben:

“Allah u Teala’nın nimetlerine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdular ve Al-i İmran Suresi 190 ve 191. ayetleri okudular:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardına gelişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken, yanları üzere yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.”Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi, ateşin azabından koru” derler.” ([9])

Dileğimiz, hakkıyla şükreden, layıkıyla kul olmaya çalışanlardan olmaktır. Muhabbet ve gayret bizden, başarı Allah’tandır.

                                          Züleyha ASLAN
                                          Kur’an Kursu Öğreticisi
İmam-ı Azam Camii Kur’an Kursu Başakşehir/İstanbul


[1] Nebiler silsilesi O. Nuri Topbaş 1.cilt s.363 Erkam Yay.

[2] Aşk Kağıda Yazılınca Mustafa Demirci s. 110 Timaş Yay.

[3] Mehmet Akif Ersoy Kur’an Meali S. 48 Mahya Yay.

[4] Hak Dini Kur’an Dili C.1/431-433 Akçağ Yay.  

[5] Esma-i Hüsna Doç.Dr. İsmail Karagöz S. 268 D.İ.B. Yay.

[6] Tenbih’ul-Gafilin Ebulleys Semerkandi S.586

[7] Tenbih’ul-Gafilin Ebulleys Semerkandi S.586

[8] Kalplerin Keşfi İmam-ı Gazali S. 260 Merve Yay.

[9] Sahih-i Buhari, Teheccüd 6


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.