Ulusaldan Küresele, Yerelden Evrensele 90.Yılında Türkiye'de Din Hizmeti
Diyanet İşleri Başkanımız Prof.Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamızın önderliğinde gerçekleştirilen, başta başkan yardımcıları hocalarımız Prof.Dr. Mehmet Emin ÖZAFŞAR, Prof.Dr. Hasan Kamil YILMAZ, Dr.Ekrem KELEŞ, Genel Müdürlerimiz, Daire Başkanlarımız, tüm ilçe müftülerimizin katılımıyla gerçekleştirilen ve bir hafta süren seminerden gönül dünyamda kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle her defasında dinlemekten ve not almaktan büyük zevk aldığım başkanımızın veciz ifadelerini de bu yazımda bulacaksınız.
 
Değişimler bizi dönüştürmemelidir. Dinin sabiteleri değişmez ama zamanın şartlarına göre yorumlanabilir.
 
İslam medeniyeti bil kuvve yaşıyor, batı medeniyeti ise bil fiil yaşıyor. İslam medeniyeti de bil fiil yaşamalıdır. Bakın batı bütün kurum ve kuruluşları ile bizi etkilemektedir.
 
Kendini inşa eden bir süreklilik ve kendini merkezde gören bir anlayış (ümmeten vasatan)içerisinde olunmalıdır. Sağa sola savrulmadan, ifrata ve tefrite kaçmadan, sıratı müstakim üzere olunmalıdır.
 
İslam dünyası adeta Osmanlı'nın son dönemini yaşamaktadır. Toplumumuzdaki din algısı Cumhuriyetin kuruluşundan beri en büyük yarayı almıştır. İslam’a ve Müslümanlara karşı büyük bir hayal kırıklığı yaşanmıştır. Cübbe ateş olup vücuda yapışmıştır. Ciddi bir hasar tespiti yapmalıyız. Din, dindarlık, Müslümanlık nasıl yara aldı, bunu nasıl tedavi edebiliriz?
 
Görev tanımlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Şehirlerin manevi hayatını nasıl ayağa kaldırabiliriz?
Din hizmeti gören herkes birer tüccar gibi olmalı, hedef kitleyi bir müşteri gibi görmelidir. Simitçi, günün belli saatlerini kâğıda not atmaktadır. Bu saatler müşterilerin en çok olduğu vakitlerdir. Bu saatler arasında simidi ısıtıp müşteriye öylece satmaktadır, çünkü bir müşterisi memnun olmazsa bu onun için çok büyük bir kayıptır. Bakın ilkokul mezunu birisi kendine göre müşterinin en fazla olduğu saatleri tespit edip, ona göre bir hareket tarzı geliştirmektedir. Bizler, din hizmeti ifa ederken nasıl plansız programsız hareket edebiliriz? Bizler boşluğa konuşamayız. Yanlış inançlar, hurafeler, bitatlar hususunda neler yapabiliriz? Dini konularda toplumu nasıl aydınlatabiliriz? Dini hayatımızın aksayan yönleri nelerdir? Bunları tespit edip planlar projeler geliştirmeliyiz. Pek çok insan karanlığa taş atıyor.(recmen bil-gayb).Samimiyet demek, vitrine oynamamak demektir. Güncele ve gündeme değinmemek durumu aşırı dikkat ve hassasiyetimizden kaynaklanmaktadir. Dinin, milletin ve devletin hassasiyetleri vardır. Hedefimiz, dinin hassasiyetlerini önceleyerek, milleti de yanımıza alarak, devletin yanlış yapmamasını sağlamaya çalışmak olmalıdır. Devlet dini konularda yanlış yaptığında Diyanet bunun yanlış olduğunu söylemelidir.
 
Ecdadımız,"Yazın başı pişenin kışın aşı pişer." demişler. Dinin yaşanması ve yaşatılması hususunda çaba ve gayretimiz olmalıdır. Din gönüllüsü, huzuru ilahide mahcup olmamak için durma dinlenme bilmeden hayatını ilahi rıza ikliminde geçiren ve işin uhrevi boyutunu unutmayan insandır.
 
Sahabe Müslümanlığı değil zamane Müslümanlığı yaşıyoruz. Din, kutsal, kusursuz, mükemmeldir. Yanlışı biz yapıyoruz. O zaman dinin ne suçu var? Suç bizim değil mi? Şarkıcı Necmi Rıza, Burhan Felek'e abi, kurban kestim diyor. Burhan Felek'te hayrola dediğinde, O da dertten kurtuldum diye cevap veriyor. Dert dediği gönül macerası. Burhan Felek'te gülümsüyor, oğlum diyor, hayvanlıkları sen yapıyorsun, olan hayvancıklara oluyor. Bilmem anlaşıldı mı? Yanlışı yapan bizleriz ama sorgulanan biz değil dinimiz.
 
Trafiğe çıkmayan arabanın kaza yapmamasının iftihar vesilesi sayılması gibi, 25 yıl aynı yerde görev yapan görevlilerimiz hiç problem yaşamadıklarından sitayişle bahsettiler. Çünkü cemaatin olmadığı, hizmetin üretilmediği, suya sabuna dokunulmadığı, emri bil maruf nehyi anil münkerin yapılmadığı, doğrunun, hakkın ve hakikatin yanında, bâtılın yanlışın karşısında olma özelliğinin yitirildiği, aktif iyi olma yerine pasif iyi olmanın revaçta olduğu bir vazife anlayışı benimsenir oldu. Bundan sıyrılmalıyız.
 
Kardeşlerim, Ordu, Artvin, Gümüşhane, Giresun, Rize, Trabzon illerinde yapılan ve ilginizi çekeceğini inandığım TÜİK anket sonuçlarını da sizlerle paylaşmak isterim.
 
Peygamber olmasa da cennete girilir diyenler,%10
Günde beş vakit namaz kılma oranı,%63
Cuma namazı kılma oranı,%69,
Hiç namaz kılmayanların oranı,%4,2
Bayram namazı kılma oranı,%89
 
Hiçbir zaman teravih namazı kılmayanların oranı, ,%13
Camide cemaatle beş vakit namazı kılmak isteyenlerin oranı,%70
Oruç tutarım diyenlerin oranı,%91
Hiç tutmayanların oranı,%2
Zekât vermem diyenlerin oranı,%2
Hacca gitmek isteyenlerin oranı,%85
 
Hacca hiç gitmem diyenlerin oranı,%3
K.Kerim okumayı bilmeyenlerin oranı,%57
K.Kerimi Arapçasından okumayı isteyenlerin oranı,%82
Türkçe mealinden her yıl Kur'an okuyanların oranı,%24
Türkçe mealinden Kur'anı hiç okumayanların oranı,%41
Her zaman dua edenlerin oranı,%92
 
Tesettürü uygulayanlar veya uygulamak isteyenlerin oranı,% 86
Dini inancım gereği başımı örterim diyenlerin oranı,%90
 
Türkiye ortalamasının üstünde bir oranın olduğunu memnuniyetle ifade edelim. Zaten her zaman Karadeniz insanının dindar olduğunu hep söyleriz. Rabbimizden şekli dindarlıktan bilgiye dayalı dindarlığa ulaştırması isteyerek en kalbi sevgilerimi sunuyorum.               
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Dost Müftü 3 yıl önce

Anket sonuçları yayınlanmasın denilmişti, sıkıntı olmasın.

Avatar
zeynel kaplan 3 yıl önce

hocam azğzınıza sağlık tam günümüze hitap ettiniz. mevlam kaleminizi kuvvetli eylesin

Avatar
Ergün, bakış açısı!!!!! 3 yıl önce

Resmi bakış: oranlar fena görünmüyor.
Gerçekte % 2 olan hakem,özde,hakim,söz sahibi,kural koyan.....ise yani %98den değil ise ve öyledir.ozaman.
Hakikate hakimim -Müslümanım-
Ama gerçekleri inkar ederek Müslümanım demek = köleliktir.
Müslüman köle değil kul olmalıdır.........

Avatar
Adalet adalet 3 yıl önce

Bizim en büyük sorunumuz adaletsizlik. Diyanet olarak personellerimiz arasında adaleti bile tesis edemedik, kalkmış işin sadece lafını yapıyoruz. Sınavlarda subjetiktif kriterler, adamına göre sınav yönetmelikleri, bikereye mahsus kıyaklar, sınavsız başkanlık teşkilatının yapılandırılması, taşradan sınavlara katılanlara üçüncü sınıf muameleler, müftülük sınavlarında itiraf edilen adaletsizlikler; sonra da niye böyle, niye öyle.. Milli eğitimdeki atama ve sınav yönetmeliklerindeki adaletin yarısı bizde olsa ne ala. Adaletin olmadığı yerde cübbemizin değil bedenimize yapışması bizi yakması bile mümkündür.Görev tanımımız Kur'anda zaten bellidir .Yeni bir görev tanımı yapmaya gerek yoktur. Görev tanımımız samimiyettir, adalettir, Hz. Peygamberin aynasında kendimize çekidüzen vermektir, birbirimize karşı yağcılığa son vermektir. Önce kendi sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmeliyiz. O zaman söze zaten gerek yoktur..

Avatar
anadolu51 3 yıl önce

herkese iyi geceler mısırdaki kardeşlerimiz için dua vakti galiba

Avatar
aysun büyükgök 3 yıl önce

ankete izmiri de katsaydınız o zaman ŞOK ŞOK ŞOK...neymiş hepberaber görürdük..