Unutulan Bir Erdem: Kusurları Örtmek
Ukbe b. Amir’dennakledildiğine göre Allah Resulü(s) şöylebuyurdu: “Kim bi rayıp ve kusurgörür de insanlara anlatmayıp onu gizlerse sanki diri diri toprağa gömülmekte olan kız çocuğunu, hayata kavuşturmuş gibi sevap kazanır.“ (EbuDavud)

Yüce Allah’ın güzel simlerinden birisi de es-Settar ismi şerifidir. O’nun ezeli ilminde her şey yazılıyken, merhameti gereği kullarının hatalarını örter. Onların çirkin durumlarını yüzlerine vurmaz. Çünkü güzellikler, yaygınlık kazansın diye açığa çıkarılır; kötülükler de olumsuz etkileri yayılmasın diye gizlenir. Ayıpları örten Allah, kullarının da aynı şekilde kötülüklerin yaygınlık kazanmaması için duyarlı davranmalarını emreder ve Müslümanın ayıplarının araştırılmasını yasaklar:“Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın.”(el-Hucurât, 49/12)

Toplumuve insanları kötülüklerden korumak için ayıpları örtmek ahlâkî faziletlerin başında gelir. Başkalarının kusur ve eksiklikleri görmemek, onların utanılacak kabahatlerini ifşa etmemek, insanları uygun bir şekilde ikaz ederek kötülüklerden alıkoymaya çalışmak bu faziletlerdendir. Başkalarının ayıp ve kusurlarını gizlemek İslam’ın övdüğü davranışlardandır. Müslümanı küçük düşürmek ve şahsiyetini lekelemek içinkusurlarını başkalarına açıklamak ahlaki açıdan bir zaaftır. Efendimiz(s): “Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”(Müslim, Birr ve Sıla, 30) buyurmaktadır.

İyilik ve kötülükler misliyle karşılık bulur. İyiliği benimseyerek iyi düşünen bir kimseye Allah iyi bir akıbet nasib eder. Kim de başkalarına kötülük düşünürse kurduğu tuzağın içine düşmesi pek yakındır. “Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir ayıbını ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.”(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)

İslami kimliğe sahip olan bir kimsenin, ayıp araştırması bir yana, gördüğü ayıp ve kusurları örtmesi dini sorumluluğunun bir gereğidir. Bir hadis-i şerifte: “Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”(EbûDâvud, Edeb, 39)buyurulmuştur.

Kusur söz konusu olduğunda insanın dikkat kesilmesi gereken ilk şey kendi nefsidir. Çünkü insanın başkalarının ayıp ve kusurlarına bakması kendi kusurlarını görmesine engel oluşturur. Bu sebeple bireysel ıslahın ilk başlangıç noktası kulun kendisi olmalıdır. Kendi ayıp ve kusurlarını görmeyen bir kimsenin başkalarını ıslah etmesi mümkün olmaz. Hz. Peygamber(s), kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseyi mükâfatla müjdeliyor.

Ayıpların örtülmesinden maksat kişinin her türlü kötülüğü görmezden gelerek sesini çıkarmaması anlamında düşünülmemelidir. Herkes, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmakla sorumludur. Kişi gördüğü kötülükleri imkân ölçüsünde eliyle, diliyle veya kalbiyle buğz ederek engel olmaya çalışmakla görevlidir. Ancak bunu yaparken kişileri kusurları sebebiyle uygun bir üslupla uyarmalı ve onların yaptığı kötülüğü yüzlerine vurmadan hikmet dolu bir üslupla onlara yaklaşmalıdır. Çünkü emri bil maruf ve nehyi anilmünker vazifesini yerine getireyim derken insanların ayıplarını ortayadökmek, kin ve düşmanlığa sebep olabilir.

Diğer taraftan insanların kusurlarını açıkça ilen edip herkese duyurmak onların utanma duygularının yok olmasına, sosyal kontrolün azalmasına ve böylece ahlâksızlığın süratle yayılmasına da sebep olabilir. Zira Müslümanların ayıplarını, gizli hallerini araştırmaya kalkışmak, onlarınifsadolmasına yol açabilir.(R.Salihin, III,154)

Çünkü ayıp ve kusurları olan bazı kişilerin hatalarını ortaya çıkarmak kişiyi toplum içinde mahcup düşüreceği gibi “nasılsa ifşa oldum.” Vehmiyle o ana kadar gizli bir şekilde işlediği kusurları açıkça yapmaya başlayacaktır. Bu sebeple, kişilerin ayıp ve kusurlarını bulmak yerine, onları tatlı dille uyarmak, o kimsenin, günaha sürüklenememesi için daha uygun bir yoldur.

Başkalarının kusurlarını araştıran kimseler, aynı kusuru işleyerek Allah’ın cezalandırmasına müstehak olurlar. Bu sebeple Peygamberimiz ashabını, başkalarının ayıplarını araştırmaktan şiddetle nehyetmiştir. Bir hadisinde: “Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez.”(Tirmizî, Kıyâme, 53) buyurmaktadır.

Yine başka bir hadis-i şerifinde: “Ey diliyle Müslüman olup kalbiyle işlememiş olanlar gürûhu! Müslümanları üzmeyin, onları ayıplamayın ve onların kusurlarını araştırmayın. Şu bir gerçektir ki; her kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa Allah da onun ayıbını meydana çıkarır ve Allah her kimin ayıbını meydana koyarsa, evinin içinde bile olsa onu kepaze eder."(Tirmizi, Birr, 86)diye buyurdu.

Bir kimse, başkalarının kusurlarını örtmekle yükümlü olduğu kadar Allah’ın üzerini örttüğü kendi kusurlarını da örtmekle yükümlüdür. Çünkü başkalarının kötülüklerini ortaya çıkarmaktan daha kötü olan şey, insanın kendi kötülüklerini afişe etmesidir. Bu konuda

Resulullah (s) şöyle buyuruyor:
Bir adam bir gece fenalığı yapıp da Cenâb-ı Hak onu örtmüş iken:
“Ey filânca ben dün geceşöyle şöyle yaptım demesi, suçunu ilân ve teşhirdir. Halbuki o, geceyi Allah'ın setrine mazhar olarak geçirmişti. Allah'ın örttüğü bu suçu sabahleyin teşhir etmiş, açıklamış bulunuyor.” (R.Salihîn, I, 282)
Kişinin kendi kusurlarıyla meşgul olması, o kişinin, Allah’ın sevgisini tattığına dair önemli bir işarettir. Allah, sevdiği kulunu başkalarının ayıpları yerine kendi ayıplarıyla baş başa bırakır ve böylece onların hak ve hukukuna riayet etmiş olur. Hanım sufilerdenRabîatü'l-Adeviyye: “Kul Allah'ın sevgisini tattığı zaman, Allah onu kendi kusurlarına muttali kılar, böylece başkalarının kusurunu görmez olur.”
der.

Yüce Allah kıyamet günü amelleriyle baş başa kalan insanın ahiret hallerin şöyle anlatıyor: Her insanın sorumluluğunu omuzuna yükledik. Kıyamet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız. "Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!" Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur.

Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz. Biz bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz.”
(İsra 17/13-15)

İnsanın, kendi nefsinin derdine düşeceği o çetin azab günü, öncelikle kendimizi arındırmanın en kolay yolu, muhasebeye kendimizden başlamak olmalıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol