Vaiz Sezer; ''Kur’an ayında çocuklarımızı Kur’anla buluşturalım''
Grup Sayfamız için

Dinimiz bizlere meşru şekilde evlenerek temiz bir nesil yetiştirme sorumluluğu yüklemektedir. Bu sorumluluğumuz, daha evlenmeden önce hayırlı bir anne/baba adayı seçimi ile başlar. Evlilikten sonra ise doğup büyüyen, dünyaya uyum sağlamaya çalışan yavrularımızı iyi bir şekilde eğitmekle devam eder.

Çocuklarımızın dünyayı tanıyıp kavramalarını ve burayı daha yaşanılabilir bir hâle getirmelerini sağlamak için bilgi, kültür ve sanatla donanmalarına yardım etmemiz gerekiyor. Bu noktada imkânlarımız elverdiğince uygun ortamları sağlamak ve gerekli tedbirleri almak gibi görevlerimiz bulunuyor. Ancak söz konusu modern ihtiyaçların yanı sıra yavrularımızın ahlâkî erdemleri edinmelerine, içselleştirmelerine yardımcı olmak ve manevi bilinç kazandırmak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığımız büyük bir sorumluluk örneği sergilemiş, Kuran eğitimi için her yaşa uygun kurslar açmıştır.

Ramazan ayı, bir yönüyle bazı sorumluluklarımızı hatırlayıp muhasebe yapmamızı, kendimize dönmemizi sağlayan yegâne zaman dilimlerindendir. Hatta Kur’an’da adı geçen tek aydır Ramazan ayı. Cenab-ı Allah bu aydan bahsederken, bu ayı anlamlı kılan çok önemli bir değerden de bahsetmiştir. İlgili âyette, “Oruç ayı olan Ramazan öyle bir aydır ki, insanlar için hidayet rehberi olan, onları doğru yola ulaştıran ve hak ile batılı birbirinden ayıran delileri kapsayan olan Kur’an bu ayda indirilmeye başlanmıştır.[1] şeklinde buyrulmaktadır. Dikkat edilirse bu âyette Kur’an’a ve Kur’an’ın “insanlar için hidayet rehberi olmasına, doğru yola ulaştırmasına ve hak ile batılı birbirinden ayıran delileri muhtevi olmasına” özellikle vurgu yapılmıştır. Bu durumda içinde bulunduğumuz zaman dilimi; oruç, sahur, iftar, teravih, fitre, zekât gibi güzelliklerin yanı sıra Kur’an’la aydınlanma, Kur’an’ın ilkeleriyle yaşama yön vermeye dair fevkalade önemli bir nimettir. Yaz kurslarının böyle mübarek bir zamana denk gelmesi ise anlamına uygun ayrıcalıklı bir fırsattır.

Bize düşen, Kur’an mevsimi olan Ramazan ayında bu kurslara yavrularımızı göndermek; onları Kuran’la tanıştırıp, Kur’an ahlakıyla buluşturmaktır. Peygamberimizin mirası olan Kur’an ve Sünnet bilincini onlara aşılamaktır. Efendimizin güzel ahlakını öğrenip o güzel ahlaka sahip olmalarını sağlamaktır. Sorumluluk bilincine işaret eden Yüce Rabbimiz ayet-i kerimede, kendimizi, ailemizi, çoluk çocuğunuzu korumamızı emretmekte ve onlara karşı sorumlu olduğumuzu[2] ifade etmektedir. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.s) ise, “Hepiniz yöneticisiniz, hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz.”[3]buyurmak suretiyle çocuklarımızın yaratılış gayeleri doğrultusunda dünya ve ahiret saadetleri için çalışmamızı önemle tavsiye etmiştir.

Yaz mevsiminde Kur’an ziyafetiyle buluşan yavrularımız, kutsal kitabını okuyup anlar ve hayatlarına tatbik ederler. Ailevi terbiyenin yanı sıra dini ve ahlakî erdemleri sağlam kaynaklardan öğrenerek bilinçli bir birey olmanın olgunluğuna adım atmış olurlar. Onları güzel yetiştirmiş olmakla bizim de amel defterimiz bu durumdan nasipdâr olur. İşledikleri hayırlı, güzel ve faydalı amellerin sevabından bir misli de bize yazılır. Zira onlar, salih amelleri ile Allah’ın rahmet kapılarını aralarlar. Allah Rasûlü’nün dilinden bu rahmet müjdesi şöyle tasvir edilmektedir: “Bazı insanlar, Allah’ın evlerinden bir evde toplanarak Kitabullah’ı okurlar ve onu aralarında müzakere ederlerse üzerlerine sükûnet iner. Allah’ın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını kuşatır. Allah onları kendi yanındakilerle anar.”[4] Eğitimlerini bitirip Kuran kurslara başlayan bu yavrularımız, Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş.”[5]ayetini bizzat hayatlarına aktarmış olurlar. Bu kurslar sayesinde yavrularımız Kur’an nuruyla, sünnetin aydınlığıyla hayatlarına değerli bir anlam katarlar.

Allah Teâlâ tarafından bize bahşedilen, gözlerimizin nuru, gönüllerimizin surûru, geleceğimizin umudu olan yavrularımızı, gençliğimizi, Kur’an bilinci ve onun getirdiği güzel erdemlerle yetiştirip topluma hazırlarsak hem kendimizin, hem onların hem de toplumun kurtuluşuna vesile oluruz. Aksi halde haram helal tanımayan şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesle sahip olmamız kaçınılmaz olur. Böyle bir durumda hem dünyamız yaşanılmaz hâle gelir hem de ahiretimiz elden gider. Yüce Rabbimizin, “Onların ardından, öyle kötü bir nesil geldi ki, bunlar namazı terk ettiler, şehevî istek ve arzularına uydular.”[6] âyeti bu durumu açık bir şekilde ifade etmektedir. Âyetin sonunda ise bu kimselerin azgınlıklarının karşılığını göreceği, doğru yoldan sapmış olmanın bedelini çok ağır ödeyecekleri belirtilmektedir.

Peygamber Efendimiz, bize bıraktığı Kur’an mirasına sahip çıkmayan, ona hep sırt çevirenleri, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi.”[7] diye Yüce Mevla’ya şikâyet etmeden Kur’an’a sımsıkı sarılmalıyız. Aynı şekilde sorumluluğumuz altındaki yavrularımız, kıyamet günü bizden şikâyetçi olmadan[8] onlara karşı vazifemizi yerine getirmeli ve mesuliyetlerimize olan sadakatimizi yeniden gözden geçirmeliyiz. Çünkü biz, Rabbimizin emaneti olan çocuklarımıza karşı sorumlu kişiler olarak üzerimize düşeni yapmakla mükellefiz.

Masum yavrularımızı ele geçirmek için birçok teori geliştirenler yahut berrak zihinlerini, saf yüreklerini ifsat etmek isteyen gereksiz ve tehlikeli uğraşılar, çocuklarımızı ele geçirip ruh dünyalarını karartmadan biz yavrularımıza sahip çıkalım. Şunu unutmayalım ki, çocuklarımızın ayağına batan diken, ya bizim batırdığımız yahut çıkarmadığımızdır.




[1] Bakara, 2/185.
[2]Tahrîm, 66/6.
[3]Buharî, Cuma,11; Müslim, İmâre, 20.
[4] Müslim, Zikir ve Dua, 38.
[5]İnşirâh, 94/7.
[6] Meryem,19/59.
[7]Furkân, 25/30.
[8] Sad,  38/61.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol