Prof. Dr. Orhan Çeker ile tarihselci yaklaşımı değerlendirdik
Dinihaberler.com olarak ilmi röportajlarımıza devam ediyoruz. "Kur'an ve tarihselci bakış" konusu ile ilgili olarak İslam Hukuku alanında isim yapmış Prof. Dr. Orhan Çeker'e sorduk...

Dinihaberler.com
- Geçen yıl ortaya atılan bir iddiaya göre Kehf Suresi'nde "Kullardan bir kul" halk arasında "Hızır" olarak zikredilen kişi ile Hz. Musa (as)'ın yolculuğu esnasında cereyan olaylar malumunuz. Bu olayda Hızır (as)'ın çocuğu öldürmesinin vicdanların kabul etmeyeceği bir olay olduğu, anlaşılamadığı ve o yıllarda bu olayın toplumda kabul gördüğü ama  günümüzde kabulünün imkansız olduğu söyleniyor. 

Orhan Çeker - Hz. Musa olayı, olağan bir olay değil. Olağan dışı bir olaydır. Olağanüstü bir olaydır. Dolayısıyla olağanüstü olayları bizim getirip de olağan gibi yaşamamızı ilke olarak koymak yanlıştır.

Şunu biraz daha açıklayım yanlış olmasın diye.

İlerde bir çocuğun asi bir çocuk olacağını tahmin ederek "şimdiden temizleyelim" dememiz, "öldürelim" dememiz, yanlış olur.

Çünkü biz, ileriye yönelik net bir bilgi sahibi değiliz.


Hz. Musa'nın o yol arkadaşı Hızır (as) diye ifade edilen kişi bunu net biliyor.

Üstelik kıssaların izahını yaparken şu kaydı düşüyor özellikle.

"Bunu ben, kendimden yapmadım. Allah öyle emretti. Ben onun için öyle yaptım" diyor.

Peki şimdi biz Allah'tan doğrudan emir alabilir miyiz?

Hayır...

Öyleyse biz, oradaki olay da olduğu gibi hareket edemeyiz.

Biz, orada Musa (as) gibi emretmekle emrolunmuşuz.

Bizi bağlayan hüküm, Hz. Musa'nın hareketi gibi hareket eden hükümler midir? Yoksa Hızır (as)'ın Allah'ın bilgisinde olan ve bizim eylem planımıza dökme imkanımızın olmadığı ve zanla hareket edeceğimiz şeyler midir?

Elbette bize düşen Hz. Musa (as) gibi hareket etmektir.

Şimdi ben diyelim ki sokaktan bir adam geçiyor. Şöyle bir psikolojik gözlem yaptım, diyelim.

Baktım ki ilerisi iyi görünmüyor bu adamın. İlerde bu adam çokça fitne ve fesada sebebiyet verecek gibi tahmin ediyorum.

İyisi mi bu adamı şimdiden öldüreyim, dedim.

Bu durumda benim yaptığım ancak zanna dayalı bir hareket olur.

Amma Hızır (as)'ın ki Allah'ın bilgisine göre net bir bilgiyle olmuştur.

Biz net bilgi alma imkanına sahip olmadığımıza göre öyleyse Peygamberimiz tarafından ortaya konulmuş hükümlere boyun eğmek zorundayız.

Ve bu adamı biz öldüremeyiz.

Dinihaberler.com - Yani Piyasada ölen çocuklarda aynı şekilde bize arka planı kapalı ölümlere bir örnek. Gözümüzün önünde şahit olduğumuz bir yığın bebek ve çocuk ölümleri var. Kimi doğum anında, kimi kazada, kimi savaşlarda, kimi iltica ederken denizde yolda ölebiliyor. Ve biz bu ölümlerin hiç birine vakıf değiliz. Arka planını bilmiyoruz. Kur'an'da bir çocukla ilgili olarak bir arka plan verilmiş. Bu her çocuğun ölüm nedeninin ebeveyni adına öldürüldüğü, canının alındığı anlamına da gelmez. Orada ne olup bittiğini biz bilmiyoruz değil mi?

Orhan Çeker - Geleceği bilmediğimiz için tahminle de hareket edemeyeceğimiz için biz Hızır (as)'ın Allah'ın özel emriyle yaptıkları ile müfekellef değiliz.

Hz. Musa'nın tepkisi ile hareket etmekle mükekellefiz.

Kur'an, orada özel bir olay anlatmış.  Ve bizim de arka planda bir çok olayın olabileceğini Allah tarafından bize bildirilmiş o kıssa da dolayısıyla biz Peygamberlerin haber verdiklerini öylece kabul etmek zorundayız.

Peygamber dediyse ki ahiret vardır. Biz aynen kabul edeceğiz. Peygamber dediyseki bir zaman gelecek kıyamet kopacak biz öylece kabul edeceğiz.

Bu insanın kendi becerisiyle öğreneceği bilgiler değil.

Gaybi bilgilerdir.

Gaybi bilgiler ancak vahiyle öğrenilir.

Ve bu da araştırma konusu değil kabul konusudur.

Biz böylece inanırız ama eylemlerimize geldiğinde bize ne emredilmiş ve ne yasaklanmışsa biz onunla amel ederiz.

Böyle bir insanın ilerde tahminen ilerde kötü bir insan olacak diye bizim öldürmemiz yasaktır. Böyle bir emirle emr olunmadık.

Dinihaberler.com - Peki hükümler karşısında bu şekilde olayları sorgulamak işi nereye vardırır?

Orhan Çeker - Bundan hareketle Kur’an’ın bu anlattığı olay mahşeri vicdana aykırı düşüyor. Öyleyse Kur’an’ı değiştirelim demek ayrıca Kur’an’ı reddetmek anlamına gelir. Ve bu insanı dinden çıkarır.

Böyle bir görüşe de gitmek itikadi açıdan yanlıştır. İnsanın tevbe istiğfarla ilahi hükme ve ilahi beyana teslim etmesi gerekir.

Dinihaberler.com - Hz. Peygamberin geldiği döneme ait şeriatlerden el-kol kesmek, kadının şahitliği, asi olanın çaprazlama el ve kolunun kesilmesi, kadının mirasdan alacağı hükümler, zina ve içkide uygulanacak cezaların 7. yüzyıl Arap toplumunca kabul gören cezalar olduğu ve artık uygulanma imkanın olmadığı ve vicdanen de bunun kabul görmesinin imkansızlığı konusu var.

Orhan Çeker - İslami yani fıkhi hükümlerin hicri 7. asır Araplara ait olan ve o zamanlardaki insanların kabul edeceği hükümler şeklinde yorumlamak yanlıştır.

Bunları değiştirelim demek son derece yanlıştır.

Bunları artık değiştirelim demek dini değiştirelim demektir ki çok tehlikeli bir iddiadır.

Önce bu iddainın mantıksızlığını şöyle ifade edeyim. Mesela meclisten çıkan kanunun ben vatandaş olarak değiştirebilir miyim?

Değiştiremem…

Bu kanununu kim değiştirir.

Meclis değiştirir.

Önceki kanunu iptal eden daire yeni bir kanun çıkarır ve yeni bir kanun böylece yürürlüğe girer.

Peki hicri 7. asırda bu hükümleri kim koymuştur?

Allah Teala koymuştur.

Öylese bu hükümleri ancak Allah teala değiştirir. Başka hiç kimse bunu değiştirmeye hakkı ve yetkisi yoktur. 

Az önce meclis olayını bunu anlayalım diye verdim.

Peki Allah nasıl değiştirir.

Peygamber göndererek değiştirir.

Yani yeni vahiyle değiştirir. Yeni vahiy de gelmeyeceğine göre bu hükümler de değişmeyecektir, demektir.

Bu hükümler, bizim vicdanımıza ters düşüyorsa bizim vicdanımız bozulmuş demektir.

Vicdanımız gelişmiştir değil.

Kaldı ki vicdanımıza aykırı düşen bir şey de yok. Vicdanımız bunu kabul etmiyor demek dolayısıyla vicdanımız gelişti diye bir iddia da bulunmak yanlış bir yorumdur. İnsan olanın vicdanı doğduğu tarihten bu yana değişmez. Hz. Adem’in zamanındaki insanın vicdanı ne ise şu an ki insanın vicdanı da böyledir.

Bu neden bize tuhaf geliyor.

Empati yapmadığımız için tuhaf geliyor.

Şimdi hırsızlıkla ilgili el kesmeyi tuhaf bulan bir insanın evine hırsız girse evde ne var ne yok çalıp çırpıp götürse ya da o ev sahibinin yıllar yılı biriktirdiği altınlarını alıp götürse…

Veya hırsız tam evinin içinde altınlarını çantasına koymuşken ev sahibi o hırsızı yakalasa o hırsıza ne yapar?

İslami hükümleri tenkit eden insanlar olayın içerisine girerek kendi başına gelmiş gibi empati yaparak düşündükleri zaman vicdanın değişmediğini hatta Allah’ın koyduğu sınırdan daha ağır bir ceza uygulaması gerektiğini söylerler.

Allah Teala burada diyor ki "burada fazla bir ceza uygulamayın en fazla yapacağınız şey şudur..."

Ya hakkını helal edersin.

Ya da henüz evden çıkarmadıysa cezayı haketmemiştir.

Hırsızın çaldığı şeyi alıp götürmesi ve kendi kontrolü altına alması gerekir. Evden dışarı çıkması gerekir. Malı çalan kişinin şikayetçi olması gerekir. Hakkını helal etmemesi gerekir. Bütün bu şartlarda eğer son karar olarak mal sahibi cezasını versin diyorsa o takdirde cezası verilir.

Bu konuda biz İslami hükmü düşündüğümüz zaman ne kadar insani olduğunu anlarız da masa başında empati yapmadan bu olayı dğerlendirenler bu olayı tuhaf görüyor.

Bu neye benziyor el kesesinden sadaka vermeye benziyor.

Mesela bir yardım çağırısı oluyor.

Zengin bir adama diyorsun ki şuna ver. Ver dediğin rakama bir bakıyorsun. Kendisi zengin olsa o rakamı vermezdi.

Bu konuda biz, haşa Allah'ın kesesinden ağalık yapmaya kalkıyoruz.

Bu yanlıştır.

Kendin olayın içine gireceksin. Bu olayı başına gelmiş gibi düşüneceksin. Ondan sonra da öyle düşüneceksin.

(Röportaj devam edecek....)



 
 

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İlahiyatçı 6 ay önce

orhan hoca fıkıh alanında uzmandır. sözüm yok ama tefsir konusunda sorduğunuz sorunun derinlemesine analizi tefsircilere aittir. çünkü yaptığı yorumda bu olayda örnek alınması gereken kişinin salih kul değil, hz. musa olduğunu ifade etmekte. bu görüşte mustafa islamoğlunun görüşüdür. burada irfani ekolden biri çıkarak, hayır burada örnek alınması gereken salih kuldur. burada bir ledün ilminden bahsediyor derse durum ne olacak? dolayısıyla bir eğilimi reddederken bir başka eğilime yönelmek kanımca doğru değil...
kanaatimmi? tefsir entelektüel bir çabadır. ve her kes bu sofraya oturabilir. ama şartları vardır. 1-ilk dönem tefsir müktesabıtını mutlaka okumalıdır. 2-tefsir usulünü iyi bilmesi gerekir. 3-kelami ekoller konusunda ciddi okumaları olması lazım v.s. v.s.