Cenab-ı Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, 6 Haziran 2016 Pazartesi günü Ramazan ayına kavuşuyoruz. Ramazan-ı Şerif ayı, Yüce Allah’ın değer verdiği, Kur’an’da överek şerefini yücelttiği, Kadir gecesini içinde bulunduran pek mübarek bir aydır. Zira üç ayların sonuncusu ve on bir ayın sultanı olan Ramazan, Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve Cenâb-ı Hak tarafından övülen tek aydır. Ramazan ayı, mü’minler için rahmet, mağfiret, günahlardan arınma ve daha pek çok ilâhî lütuf vesilesi olan bereketli bir aydır.

Ramazan ayını diğer aylardan üstün ve ayrıcalıklı kılan bir takım özellikleri bulunmaktadır. Bunların başında ise hiç şüphesiz Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olması gelmektedir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Ramazan ayı; insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır.” (Bakara, 2/185) İşte bu nedenle Ramazan-ı Şerif’e, “Kur’an ayı” da denilmektedir.

Yüce Mevlâ Müslümanlara oruç ibadetini farz kılmayı murat edince bunun zamanının da ona uygun ve lâyık bir zaman olmasını istemiş, bütün insanlığa son rehber ve irşad aracı kıldığı kitabını vahyetmeye başladığı ayı oruç zamanı olarak seçmiştir. (Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsiri, DİB. Yay. C. I, Sh. 282) Bilindiği gibi yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimize Mekke’de bulunan Hira mağarasında milâdî 610 yılı Ramazan ayının 17. günü (Kadir Gecesi’nde) indirilmeye başlamıştır.

Ramazan ayının bir diğer önemli özelliği ise İslam’ın beş temel esasından biri olan oruç ibadetinin (Buharî, İman, 34, 40;Müslim, İman, 8) bu ayda yerine getirilmesidir. Nitekim yukarıda zikrettiğimizBakara suresi 185. ayetin devamında “…Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin…” buyrulmaktadır. Bu durumda oruçla mükellef olan ve hastalık, seferilik, hamilelik, çocuk emzirme gibi meşru bir engeli bulunmayan her Müslümanın bu ayda oruç tutması farzdır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) de birçok hadisinde Ramazan-ı Şerif ayının kıymetini ve faziletini açıklamıştır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:  “Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlardan vazgeç! Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.” (Tirmizî, Savm, 1; İbnMâce, Sıyâm, 2)

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Eğer insanlar, Ramazan-ı Şerif'in ne olduğunu lâyıkıyla bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını arzu ederlerdi” (İbn-i Huzeyme, Sahîh, III, 190) hadis-i şerifinde ise Ramazan ayının değerini vurgulamıştır. Ayrıca “Ramazan ayına girdiği halde günahlarını affettirmeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün”(Tirmizî, Daavât, 100) buyurarak, Ramazan ayını çok iyi değerlendirmek gerektiğini, bu ayı gereği gibi ihya edemeyen kimselerin ne kadar bedbaht insanlar olduğunu ifade buyurmuşlardır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Ramazan
Hz. Peygamber (s.a.s.), Ramazan ayına büyük önem verirdi, öyle ki, daha Recep ayı girdiğinde “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır” (Ahmed, I/259) diye dua ederek bu mübarek aya kavuşmayı beklerdi. Ramazan ayının günlerini Kur’an tilavetiyle, ibadet ve taatle, hayır ve hasenatla değerlendirir ve mü’minleri de bu konuda teşvik ederdi.

Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz O’nun Ramazan hayatını şöyle haber veriyor: “Allah Rasûlü (s.a.s.) Ramazan ayında ibadet hususunda diğer aylarda görülmeyen bir gayret içerisinde olurdu. Ramazan’ın son on gününde ise kendisini çok daha fazla ibadete verirdi.”(Buhârî, FadluLeyleti’l-Kadr, 5; Müslim, İ’tikâf, 8)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Ramazan’da diğer ibadetlerini artırdığı gibi iyilik ve hayırlarını da artırır, bol bol infakta bulunurdu. İbn-i Abbas (r.a.), Efendimizin bu halini “Esen rahmet rüzgârlarından daha cömert davranırdı”(Buharî, Bed’ü’l-Vahy,5,6; Savm,7) sözleriyle tasvir etmiştir.

Yüce Allah’ın ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in büyük değer verdiği Ramazan ayına ashab-ı kiram ve onlardan sonra gelen bütün Müslümanlar da özel bir önem vermişlerdir. Asırlardan beri Ramazan ayı Müslümanların hayatında müstesna bir yere sahip olmuş, hasretle yolu gözlenmiş, günler, haftalar öncesinden evlerde, pazarlarda hazırlıklar yapılmıştır. Gelişiyle mü’min gönüller sevinçle dolmuş, “Merhaba ey şehr-i Ramazan” manileriyle karşılanmış, gidişi gönülleri ayrılık ateşiyle dağlamış ve dillerden dökülen yanık “Elveda ey şehr-i gufran” terennümleriyle bir kere daha buluşmak temennisiyle uğurlanır olmuştur.

Ramazan ayını ihya etmek

Cenâbı Hak, Ramazan ayını mübarek kılmış, onu nice hayır ve faziletlerle şereflendirmiştir. Ancak Yüce Mevlamızın Ramazan-ı Şerif vesilesi ile ihsan ve ikramda bulunduğu rahmet, mağfiret, feyiz ve bereketten istifade edebilmek için mü’minlerin bu ayın kıymetini idrak edip, gereği gibi değerlendirmeleri gerekmektedir. Değerini bilmeyen bir kişiye Ramazan’ın herhangi bir şey kazandırması söz konusu olamaz.  

Bu ay, inananların günahlarından arınmaları için büyük bir fırsattır. Bunun yolu da bu mübarek ayın faziletine inanmak ve sadece Allah’ın hoşnutluğunu umarak ibadet ve taatlerle en güzel şekilde ihya etmektir. Şu hadis-i şerifte Ramazan ayının nasıl değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmektedir: “Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de gece ibadetini (teravih namazını) sünnet kıldım. Kim, faziletine inanarak ve alacağı mükâfatı Allah’tan umarak orucunu tutup, gece ibadetini yaparsa, anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtulur.”(Nesaî, Sıyam, 40; İbnMâce, İkame, 173)

Görüldüğü gibi bu ayı ihya edebilmek için yapılması gereken ilk şey bu ayı oruçlu geçirmektir. Zira daha önce de zikrettiğimiz gibi Yüce Allah Ramazan ayına ulaşan kimselerin, onu oruçla geçirmelerini emretmektedir. (Bakara, 2/185) Yine Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Böylece umulur ki (haram ve günahlardan) korunursunuz”(Bakara, 2/183) buyrularak, orucun farziyyeti ve fazileti bildirilmiştir.

Ayet hem orucunİslam’dan önceki ümmetlere de farz kılındığını haber vermekte, hem de farz kılınmasının hikmetini açıklamaktadır. Buna göre Cenâb-ı Hak, oruç ilemü’minleri irade ve nefis terbiyesine tâbi tutarak onların takvaya ulaşmalarını, yani günahlardan tam anlamıyla sakınmalarını murat etmiştir.

Oruç ile hedeflenen takvaya ulaşmak için, orucun beden ve kalpbütünlüğü içinde tutulması lazımdır. Yani insanbir yandan kişi yemesini, içmesini, cinsî arzusunu terkederken, diğer yandan da kalbini kötü duygu ve düşüncelerden arındırmalı; eliyle, diliyle ve diğer azalarıylagünah işlemekten de uzak durmalıdır. Bu sebeple oruçlunun hased, yalan, iftira, gıybet, söz taşıma, kavga, kalp kırma gibi kötü söz ve davranışlardan titizlikle sakınması gerekir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde, “Oruç kalkandır” buyurarak orucun günahlara karşı koruyucu özelliğini haber vermiş, “Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.” (Buharî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163) sözleriyle de oruçlunun uyması gereken hususlara dikkat çekmiştir.

Oruç, usulüne uygun olarak tutulduğunda günahlardan arınmaya ve cehennem azabından kurtulmaya vesiledir.Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buharî, Savm, 6; Müslim, Sıyâm, 203) Hz. Peygamber (s.a.s.), orucun Allah katındaki değerini ve oruçlunun kazanacağı mükâfatı da şu ifadeleriyle açıklamıştır: “İnsanın her ameline kat kat sevap verilir. Bir iyilik, on mislinden yedi yüz misline kadar katlanır. Allah Teâlâ, "Ama oruç başka. O benim içindir, mükâfatını da ben veririm. Oruçlu, şehvetini ve yemesini benim için bırakır.”(Müslim, Sıyâm, 164)“Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.” (Buharî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163)

Bunlardan başka olarak mü’minler bu aya mahsus olan teravih namazı kılarlar,sadaka-ı fıtır vererek malî yükümlülüklerini yerine getirirler. Ayrıca Ramazan’a mahsus olmamasına rağmen zengin mü’minler zekâtlarını da bu ayda verirler. Yine bu ayda hali vakti müsait olan mü’minler ihtiyaç sahibi din kardeşlerine bol bol infakta bulunurlar, adeta iyilik ve hayırda yarışırlar. Mukabele, itikâf sünnetleri yerine getirilir, iftar ve sahurların bereketinden istifade edilir, bu rahmet ikliminin manevî hazzı doyasıya yaşanır.

Allah rızası için oruç tutmak insana öyle bir huzur hali bahşeder ki, bu manevî zevk başkalarının duyamadığı, yaşayamadığı, hatta anlayamadığı tatlı bir histir. Zira insan, Allah için yaptığı fedakârlık nispetinde kulluk zevkini tadar. Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren başka bir ibadet az bulunur.(Dr. Murat Kaya, Ebedî Yol Haritası İslam, Altınoluk Yay. Sh. 338-339)

Sevgili Peygamberimizin haber verdiği gibi sadece oruçluların girdiği “Reyyan” denilen kapıdan cennete girebilmek(Buharî, Savm, 4) ve Rabbimize kavuştuğumuzda bizlere lütfedeceği mükâfatlarla sevinebilmek (Müslim, Sıyâm, 163) için Ramazan orucunu usulüne ve adabına riayet ederek tutmaya çalışmalıyız.

Ayrıca, teravih namazlarını ve beş vakit namazı camide cemaatle kılarak, itikâfa girerek, zekât ve fitrelerimize ilaveten vereceğimiz sadakalarla yoksulları sevindirerek, din kardeşlerimize yapacağımız ikramlarla gönüllerkazanarak ve başka hayır yollarıyla bu mübarek ayı en iyi şekilde ihya etmeliyiz.

 
Mehmet Sönmezoğlu
Kocaeli Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.