Bismillahirrahmanirrahim.

İnsanın mükellef tutulduğu kulluk görevi, fedakarlık bilinci üzerine kurulmuştur. Sevinç ve neşenin ifadesi olan bayram günleri, bu fedakarlığın önemli mahsullerindendir. Yüce Yaratana kurbiyet maksadıyla tehlike anında vatan için canın gözden çıkarılması ve  ibadetleri titiz bir şekilde yerine getirme uğraşı, dünya hayatının en kıymetli değerlerini feda edebilme iradesinin somut göstergeleridir. Ruhsal ferahlığın ifadesi olan sevinç durumu, saygın bir meşakkatle elde edilebilir. O bakımdan bayramlar, birlik ve beraberliğin en  güçlü vesilesi, toplumun vahdetini sağlayan en mühim unsurlardandır.

Hicretin ikinci yılında müslümanların hayatına giren Ramazan Bayramının mantığı, bir aylık sürede elde edilen manevi kazancın haklı sevincini ve mutluluğunu ortaklaşa paylaşma zemini üzerine kurulmuştur. Kuşku yok ki, oruç ibadetinin farz kılınmasının gerekçesini teşkil eden Kur'an, yiyip içmeyi ve şehevi arzuları kontrol etme, nimetlere şükretme, nefse hakim olma, yalana, harama yaklaşmama, riyaya tevessül etmeme, söz taşımama... eğitimi vermiş, nitelikli yaşamın incelik ve ilkelerine Kur'an'dan ulaşabileceğini, hayat disiplininin Peygamber uygulamalarıyla sağlanabileceğini  ilk muhataplarına öğretmiş, kıyamete kadar gelecek müminlere öğretmeye devam edeceğini bildirmiştir. Kur'an'ın hayatın içine katılmasıyla gerçekleşecek büyük kazanç[1] gerçek bayram sevincini ortaya çıkaracaktır.

Bayram sevinci, ibadetlerin yanı sıra söz, davranış, hal ve tavırlarıyla Yüce Allah'ı hoşnut ve razı eden müslümanın elde ettiği ahlaki düzeydeki kazanımın sürdürülmesine yönelik arzu ve iradenin paylaşılmasıdır. Müslüman toplumun ortak sevinç, eğlenme, dinlenme, yeme içme ve paylaşma günleri olması nedeniyle bu günlerde oruç tutmak haram düzeyinde sakıncalı görülmüştür. Bu özel gün, duygu, düşünce, diyalog ve davranış düzleminde kullukta Allah rızasını kazanma mülahazasını ömrün tamamına yayma azim ve gayretini kutlamaktır.

Bayram vesilesiyle tezahür eden  sevincin ve buna bağlı huzurun kaynağı, sadece yeme, içme, amaçsız zaman öldürme ve savurganlık gibi bilinçsiz tüketim kültürü üzerine kurulmuş, ilkesiz, sakat ve çürük bir mantığa değil, dini ve ahlaki değerlerin yegane kaynağı olan Kur'an esasları etrafında peygamber uygulamalarına yaslanmalıdır. Hz. Peygamberin meşru kılmasıyla hayat bulmuş olması[2] nedeniyle Ramazan Bayramı, oruç ibadetinden kurtularak yeniden disiplinsiz yeme içme serbestisine kavuşmuş olmanın sevinci değil, İlahi lütuf ve ikramlarla donatılan rahmet ve mağfirete vesile kılınan Ramazan Ayını, inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek gündüzleri oruçla gecelerini teravihle ihya  etmenin, ahlaki değerleri öğrenmek için Kur'an'la sürekli iletişimi güçlü tutmanın, toplumda ilgiye ve yardıma ihtiyaç duyan her kesime yönelik yardım ve dayanışmayı canlı tutmanın, ilişkilerini dinin doğru bulmadığı hususlardan korumanın, bunun karşılığında elde edilen sevabın ve bağışlanmanın sevinci ve bunun paylaşılmasıdır.

Yüce Allah, Vahyi indirdiği zamanı ve mekanı değerli kılmış, bu yüce davete uyan muhataplarının da dünya ve ahiretini yüceltmiştir. İnsan cinsinin mutluluğunu murat eden Yüce Allah, huzur ve mutluluğu; insana ait mümeyyiz vasıfları, imkanların gerçek sahibini tanıma ve tazim için kullanmaya bağlamıştır. Ramazan Ayı her yıl atmosferiyle Kur'an'ın bu gayesini ve insanın onun çağrısına cevap vermesi gerektiğini hatırlatır. Yaşamının her an sona erebileceğini, hazırlıksız yakalanma riskine karşı onu uyarır. Kur'an'la sürekli meşgul olmanın zorunluluğunu, onu başucu kitabı, hayatın anlamı ve kılavuzu haline getirmesi gerektiğini ısrarla hatırlatır. Bu sessiz vaaz ve nasihatin uyandırdığı farkındalık, fertlere gerçek bayram sevincini yaşatır.

Ramazan Ayının bütün manevi kazancına dayanan bu sevinç ve mutluluk halinin, komşu, akraba, eş dost, ilgiye ve yardıma muhtaç kimselerle paylaşılması, hamdi, şükrü, senayı ve Yüce Allah'a bağlılığı artırır, mükafata vesile olur. Ramazan Ayı boyunca kazanılan sevabın sevincini paylaşırken de sevap kazanmak kulluğun niteliğine ve sürekliliğine katkıda bulunur. Zira arınma mevsiminin feyiz ve bereketi, bayramın gelişiyle kesintiye uğramadan değişik bir hüviyete bürünerek devam eder.

Toplumun tamamını ilgilendiren sevinç günlerinde kardeşlik hukuku ve ahlakı gereğince[3] tokalaşarak, tebessüm ve muhabbetle bakarak bayramın neşesinden herkes hisse almalı, dünyalıklara verilen aşırı değerin sebebiyet verdiği dargınlıklara son verilerek,[4] ilahi rahmetin tecellisini engelleyen düşmanlığa zemin hazırlanmamalıdır.[5]

İslam'ın beş temel esasından biri olan zekatla birlikte bayram gününün en mühim vazifesini teşkil eden Fıtır Sadakası hatta her çeşidiyle infakın toplumun farklı kesimleri arasında tesis ettiği ülfet, muhabbet ve ahengin mutluluğu bayram sevincini oluşturur.[6]

Bayram sevincine akrabalar da ortak edilmeli, Kur'an'da genişçe yer bulan sıla-i rahmi ihmal etmeden büyüklerin hayır duaları alınarak, minnet ve şükran duyguları dile getirilmeli, gönülleri hoş tutulmalıdır.[7] Komşular, mahalle ve apartman sakinleri, hastalar... ziyaret edilerek bayramın feyiz ve bereketinden mahrum bırakılmamalı, moralle desteklenmelidir. Bizleri bugünlere hazırlayan ve ahirete irtihal eden büyüklerimize dua ederek, yetimler ve öksüzler gözetilip ihtiyaçları giderilerek ve giderilmesi teşvik edilerek,[8] geleceğin büyükleri olan çocuklar küçük ikramlarla da olsa sevindirilerek onlar da bayram sevincine ortak edilmeli, her fırsatta olduğu gibi bayram vesilesiyle kabirleri de ziyaret edilerek ruhlarının tazizi için tazarru ve niyazda bulunulmalı, onların o halinden ibret alınmalıdır.[9] Nihayet zamanın önemli kısmı büyüklerin de dahil olduğu aile fertlerine ayrılmalı, ilgi esirgenmemelidir.

Tabii ki, vatansız özgürlük ve bayram olamayacağına göre üzerinde huzurla, güvenle ve sonsuz imkanlarla yaşadığımız toprak parçasını vatan haline getiren, koruyarak bugünlere taşıyan ve koruma mücadelesini sürdüren aziz şehitlerimizin ebedi mutluluğu, vatanımızın necip milletimize ilelebet bağımsız İslam yurdu olarak kalması için dualarımızla bayram sevincine ortak edilmeli, minnet ve şükran duygularımızla yüceltilmelidir.

Bayram sevinci, ailevi ve toplumsal görevlerimizi ihmal etmemizi; çocuklarımızı, Kur'an'ın ahlaki değerleriyle, vatana millete Kur'an'a hizmet edecek donanımla yetiştirmemiz, mukaddesat sevgisini aşılayarak büyütmemiz gerektiğini de hatırlatmalıdır.

Dualarda buluşmak dileğiyle...
 
[1] 10/Yunus, 57
[2] Ebu Davut, Salat, 245
[4] Buhari, Edeb, 57
[5] Hucurat, 10; Buhari, Edeb, 27
[6] 3/Al-i İmran, 92
[7] 4/Nisa, 1, 36; Nahl, 90
[8] Maun, 2; Duha, 9, 10; Tirmizi, Birr 15
[9] Tirmizi, Cenaiz, 60
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.