On bir ayın sultanı olan Mübarek Ramazan ayı;  rahmet ve merhametin zirveye ulaştığı mukaddes bir zaman dilimidir. Bu ayı oruçla, Kur’an’la, tefekkürle, itikâfla olduğu kadar diğer hayırlı faaliyetlerle de beslememiz gerekiyor.

Bu ayda, Müslümanların birbiriyle yardımlaşması, sosyal ilişkilerin kuvvetlenmesini sağladığı gibi bu ve benzeri davranışlar, dostlukları da pekiştirir.

Müslümanlar kardeştirler. Kişi, kardeşini darda görünce ona yardım elini uzatması imanî bir görevdir. Buhari’de İbn-i Ömer'den [r.a] rivayet edilen hadis-i şerifte Resulullah [s.a.v] Efendimiz; "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da (c.c) ona yardım eder. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da [c.c] onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da [c.c.] kıyamet gününde onun ayıplarını örter." Buyurmuşlardır.

Bütün Müslümanlar bir ailenin fertleri olmanın ötesinde bir vücut gibidirler. Vücutta bir aza rahatsız olduğunda bütün vücut nasıl rahatsız olur, elemlenirse aynen öyle de Mü’minler ailesinde meydana gelen sızılar başka Mü’min fertler tarafından hissedilmelidir.

Müslümanın derdi diğer Müslümanların da derdi olmalıdır. Mü’minler, birbirlerinin dertlerine bigâne kalamaz kalmamalıdır. İşte Suriye’den gelen misafirlerimiz. Evlerinden barklarından olmuş yurtsuz insanlar. Gün, Ensar olma günüdür. Gün, Muhacirlere kapı açmak, gönül aralama günüdür. Herkes vazgeçse biz vazgeçemeyiz.

Bu hususta Resulullah [s.a.v.] Efendimiz, şöyle buyurmuşlardır; “Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, Mü’minler, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedavisi ile meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır.”

Müslümanların dertleri müşterektir. Bunları birbirleriyle paylaşırlarsa yükleri azalır. Zira dertler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar ise paylaşıldıkça artar. Dünyanın neresinde olursa olsun ister yanı başımızda, isterse dünyanın öteki ucunda olsun, nerde bir sıkıntılı Mü’min varsa ona şefkat ve merhamet elini uzatmak Peygamberî bir emirdir.
“Müslümanların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir” hadis-i şerifi bizim için çok büyük bir manevî ikaz olsa gerek.

İslam inanç sisteminde kolektif şuur esastır. Müslümanlığı münferit yaşanan bir inanç mekanizması olarak algılayanlar her halükarda yanılıyorlar. Biz namazlarımızda;”iyyake na’budu” derken aslında bunun çağrısını yapıyoruz.

İslam’da acıyı da, huzuru da paylaşmak muteberdir. Maddî ve nakdî yardımlaşma ne kadar önemli ise manevî yardımlaşma da çok mühim ve önemlidir. Başkalarının dertlerine ortak olmak ne büyük bir fazilettir. Konu ile ilgili olarak Peygamber [s.a.v.] Efendimizin mübarek sözlerinden bir kısmını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

“Bir Müslüman’ın sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allah Teâlâ affeder.”

“Bir din kardeşinin ihtiyacını gideren, ömür boyu Allah Teâlâʼya ibadet etmiş gibi sevap kazanır.”

“Kim bir Mü’min’i, bir münafığın eziyetinden korursa, Allah Teâlâ’da onu, Cehennem ateşinden korur.”
“Allah indinde, en kıymetli amel, mümini sevindirmek, sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.”

“Din kardeşini savunan Müslüman’ı Allah Teâlâ, Cehennem ateşinden korur.”

“Allah Teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler”

“Allah katında en kıymetli amel, bir Müslüman’ı sevindirmek yahut bir sıkıntısını gidermek veya sabrını taşıran bir kederini ortadan kaldırmak yahut borcunu ödemektir.”

“İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.”

“Arkadaşın iyisi, arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.”

“Sizin en iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmeyeceğinden emin olunandır.”

“Hayra vesile olan, hayır işlemiş gibidir Allah Teâlâ, sıkıntıya düşene, çaresize yardım edeni sever.”

“Layık olana da, olmayana da iyilik et. Eğer layık olana iyilik edersen ne iyi. Eğer o kimse iyiliğe layık değilse sen, iyilik ehlinden olursun.”


Fitre ve zekâtların yanı sıra durumu iyi olan Müslümanların, fakirler ve ihtiyaç sahibi kardeşlerine gıda yardımı yaparak onları sevindirdikleri Ramazan ayı yardımlaşmanın gözle görülür biçimde arttığı bereketli bir ayıdır. Ancak yardımlar, sadece Ramazan ayına mahsus olmamalıdır. Unutmayalım ki mallarımız üzerinde evlatlarımızın hakkı olduğu kadar yetim, öksüz ve biçarelerin de hakları vardır.

Dinimiz; yetim ve öksüzlerin ellerinden tutmayı emrederken yapılacak yardımların nasıllığı konusunda da bir ölçü beyan eder. Başa kalkarak, minnet ederek yapılan yardımların Rabbimizin katında hiçbir ehemmiyetinin olmadığını Kur’an-ı Kerim bize beyan eder. Bir elin verdiğini öbür el bilmemelidir düsturu Peygamberî ahlaktır. Yardım ederken garibanlar incitilmemelidir.  Yüce Rabbimiz; güzel söz ve insanları bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlı olduğunu Bakara suresi 263.  ayet-i kerimede ifade etmektedir.

Yardım manzaralarını görünce üzülmemek elde değil. Buradan bir kere olsun seslenmek istiyorum. Yapılacak yardımlar ciddi organizasyonlar ister. Yapılacak yardımlarda itiş kakışlara fırsat verilmemeli, kişilerin onuru asla incitilmemelidir.

Verenler, en çok sevdiklerinden vermeli, işe yaramaz, âdi, sürümü olmayan mallardan asla vermemelidir. Yüce Mevla, Bakara suresi 267. ayet-i kerimede bu konuda dikkatlerimizi çeker şöyle buyurur; “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur.

Gözü verdiği şeyin peşinde olmamalıdır. Verdikçe haz almalıdır. Kıymetsizi verip kıymetli sevaba erişmek hiç mümkün mü? Fedakârlık etmeyen sevdiğini elde edemez. Cennet fedakârlık ister. Ortalığın savaş alanına döndüğü karmakarışık bir manzarada yardım yapmak dayanışmanın, kardeşliğin ve İslam’ın ruhuna aykırıdır.

Yüce Rabbimiz, bu hususta Al-i İmran suresi 92. ayet-i kerimede  şöyle buyurmaktadır; “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, iyilik ve hayra nail olamazsınız. Ne infak ederseniz, Allahü Teâlâ, onu hakkıyla bilir ve mükâfatını verir.”

Bu ayet-i kerime iyi okunmalı ve manası hakkıyla idrak edilmelidir. Yoksa verdiklerimizin bize fazla bir getiri sağlaması şöyle dursun,  cezalanma sebebimiz dahi olabilir.

Üzülerek ifade edeyim ki günümüz şehir yaşantısında merhamet ve yardımlaşma duyguları bir hayli azalmıştır. Modern hayatta bencillik ve ferdi yaşam almış başını gidiyor. Önüne gelen bereketsizlikten dem vurur halde. Herkes ama herkes şikâyetçi. Bugün çok mal ve para kazanılmasına rağmen, kazanılanların hakkı olan zekâtları verilmediği, fakirler sevindirilmediği için kazandıklarımızda bereket olmuyor. Kazancımızın çoğu elimizden uçup gider oldu.

Selam ve dua ile…
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner205