Tenasüh ve ruh göçü olarak da isimlendirilen reenkarnasyon, bir ruhun değişik zamanlarda, değişik bedenlere hayat vermesi demektir.
Peki, bu mümkün müdür?
Bu sorunun cevabını önce mantık ölçüleri çerçevesinde arayalım.
Mantık ölçülerine vurduğumuzda, reenkarnasyonun dört sebeple mümkün olamayacağı görülmektedir:
1. Reenkarnasyon gerçek olsaydı, dünyadaki insan sayısının bu kadar çok olmaması gerekirdi. Çünkü ruh göçüne inananlara göre, temelde sınırlı sayıda ruh bulunmaktadır.
2. Gene eğer ruh göçü olsaydı, az sayıda insanın bunu yaşadığını söylemesi yerine, daha çok sayıdaki insanın bu iddiada bulunması gerekirdi. Çünkü binlerce yıldan beri devam eden insanlık âlemi içinde daha fazla kişinin ikinci ve üçüncü hayatlarını yaşıyor olmaları gerekirdi.
3. Reenkarnasyon İslam’ın adalet anlayışına da ters düşmektedir. Ahirette dirilme sadece ruh olarak değil, bedenen de olacaktır. Bu da ruh göçünün olmayacağını gösterir. Bu dünyadaki beden ve nefis ruhla birleşerek ahirette ceza veya mükâfat görecektir. Tenasüh gerçek olsa, her ruhun birkaç bedeni ve birkaç kişiliği ortaya çıkar. Bu da mümkün değildir. Herkes kendi amelinden sorumludur.
4. Her insan irsiyet yoluyla anne ve babasından hastalıklar, huylar ve şekil dâhil birtakım özellikler almaktadır. Ölen bir insanın ruhu bir başka kişiye geçiyorsa, genetik özellikler nasıl izah edilecektir? Çünkü o zaman daha önce yaşayan bir ruh gelip bir sülaleye dâhil olmaktadır. Eğer öyleyse özellikle psikolojik açıdan mevcut olan irsi benzerlikler izahtan yoksun kalacaktır. Bu da ruh göçünün doğru olmadığını gösterir.
Peki, reenkarnasyon fikrini ısrarla savunarak, ikinci bir hayat yaşamakta olduklarını savunanların durumu nasıl izah edilebilir?
İkinci bir hayat yaşadıklarını söyleyenler için şu üç ihtimalden biri söz konusu olabilir:
BİR: İnsan geniş bir muhayyileye sahiptir. Muhayyilesini kontrol altında tutamayanlar zamanla geçmişte hayal ettikleri birtakım şeyleri yaşadıklarını sanırlar.
İKİ: Gene rüya âlemi de çok ilginçtir. Bazı insanlar birtakım rüyalarını, özellikle çocukken gördükleri rüyaları gerçekle karıştırır. Sonuçta ikinci bir hayat yaşadığını söyleyen insanlar,  bir gerçeği naklediyor değildirler.
ÜÇ: Ruhsal açıdan hasta olan ve kişilik zafiyeti bulunan insanlar da reenkarnasyon fikrine bir kurtuluş gibi sarılıp, ikinci bir hayat yaşadıklarını iddia edebilirler.
Bu açıklamalardan sonra, konuyu bir de nakli deliller açısından inceleyelim.
Ruh göçüne delil olarak gösterilen ayetlerin, reenkarnasyona delil olamayacaklarına ilişkin açıklamalar:
Reenkarnasyon, geçmişten beri İslam âlimleri tarafından da kabul edilmemiştir. Son yıllarda bu fikri savunan çok az sayıdaki bilim adamı, görüşlerini, bazı ayetlere dayandırmaya çalışmaktadır. Delil olarak gösterilen ayetler incelendiğinde, bunların zorlama yorumlar olduğu görülmektedir.
“Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (2.Bakara–28)
Reenkarnasyon fikrini savunanların en kuvvetli delil olarak gösterdikleri ayet budur. Peş peşe gelen iki ölümün dünyada olduğunu ve bunun ruh göçünü ifade ettiğini savunurlar. Oysa ayette dile getirilen, herkesin bildiği insan hayatının üç merhalesinden başka bir şey değildir. İnsan ölü iken, yani henüz hayatta değilken, dünyaya getirilir ve ona hayat verilir. Sonra herkes kendisi için takdir edilen ömrü tamamlayarak ölür. Son merhale olarak da bütün insanlar ahirette diriltilip Allah’a döndürülürler. Kolayca anlaşılan bu bilgiden tenasüh fikrini çıkarmak, tefsir ilminin sınırlarını zorlamaktan başka bir şey değildir.
Tenasühe delil olarak gösterilen bir başka ayet de şöyledir:       
“Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak. Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir.” (10.Nahl–70)
Bu ayette, insanın bu dünyadaki hayat seyri anlatılmaktadır. İnsan, gençliğinde güçlü, kuvvetlidir. Yaşlanınca bütün organları zayıflar. Bazı yaşlılar, geçmişteki bilgilerini bile hatırlamaz duruma gelirler. İnsanı yaşatan, güç kuvvet veren ve zamanı geldiğinde öldüren Allah’tır. Bu bilgilerden ruh göçü fikrine varmak mümkün değildir.
Ruh göçüne delil gösterilen bir ayet de şöyledir:
“Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.” (40.Mü’min–11)
 Eğer ayette geçen iki ölümden maksat, reenkarnasyon (ruh göçü) olsaydı, iki ile sınırlandırılmazdı. Çünkü reenkarnasyonu savunanlar, ruh göçünün kısa ömürlü kişilerde birkaç kere olacağını savunmaktadırlar.
 Ayette geçen iki defa dirilmeden maksat şudur: İnsan dünyada öldükten sonra, Münker-Nekir tarafından sorguya çekilmek üzere mahiyetini tam bilmediğimiz bir şekilde diriltilir ve berzah hayatı başlar. Kıyamet koptuktan sonra ise mahşerde toplanmak ve hesaba çekilip ebedi hayata başlamak üzere bütün insanlar diriltilir. Böylece biri kabirde, diğeri ahirette olmak üzere iki dirilme gerçekleşir.
Kur’an-ı Kerim’de, reenkarnasyon doğrudan anlatılmamakla beraber, dolaylı olarak, gerçekleşmesinin imkânsız olduğuna işaret eden ayetler vardır:
Kur’an’da insanın bu dünyadaki hayata başlaması, ölümü ve tekrar dirilmesi şöyle anlatılıyor:
“Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratılışla insan haline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. Sonra muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.” (23.Mü’minun–14, 15, 16)
Ayetlerde, insanın bu dünya hayatı anlatıldıktan sonra, öleceği ve kıyamet gününde tekrar diriltileceği açıklanıyor. Bu anlatımdan, dünya hayatında ruhun değişik vücutlara geçme durumunun olmadığı, ölen kişinin ahiret hayatı için diriltileceği anlaşılmaktadır.
Saffat suresinin 51. ayetinden itibaren cennetlik bir insanın, dünyada iken ahiretteki dirilmeye inanmayan arkadaşından bahsedip onu cehennemim ortasında görmesi, Rabbinin nimeti olmasaydı kendisinin de cehennemde olacağını söylemesi anlatılır. Kur’an, o kişinin haline şükür babında şöyle der:
“Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.” (37.Saffat–58–61)
Ayetlerden dünyada bir tek ölümün mevcut olduğu net olarak anlaşılmaktadır. Eğer reenkarnasyon olsaydı, bir ruh birkaç kere yaşayacağı için, insan bu dünyada birkaç kere ölmüş olurdu.
Aşağıdaki ayet de reenkarnasyon fikrinin İslamî bir gerçeğe dayanmadığını göstermektedir:
“İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur. (sürekli hayata kavuşmuşlardır).” (44.Duhân–56)
Ayetten, insanların ilk tattıkları ölüm dışında o ölüme benzer bir ölüm tatmayacakları açık olarak anlaşılmaktadır. Bu da ruh göçünün mümkün olmadığını gösterir.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
*Reenkarnasyon fikri, günümüze kadar İslamî kaynaklardan bir destek bulamamıştır. İslam bilginleri, bu fikrin dinimize ters düştüğü kanaatinde birleşmişlerdir. Her zaman olduğu gibi, istisna kaideyi bozmaz.
*Reenkarnasyonun varlığını ne aklen savunmak mümkün olmadığı gibi, nakli delillere göre savunmak da mümkün değildir. Oysa ahiretin varlığı ve orada yeniden diriltileceğimiz şüphe götürmez bir gerçektir.
*İnsana düşen, ruh göçü ile yeniden ve daha müreffeh bir hayat yaşama hayali kurmak yerine, ahiret hayatına hazırlanıp cenneti hak etme gayreti içinde olmaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.