Bir devşirme yazar, “Bir insan yapacağız o insanın kalbi Alevilik, damarlarındaki kan Müslümanlık, iskeleti Atatürkçülük, vicdanı solculuk olacak” diye bir tweet attı.

Her ne kadar kendince bu üç kesim Türkiye’nin gerçekleri, kardeşçe bir arada yaşamalıyız falan savunması yapsa da attığı tweetin altında kaldı. Ve gelen tepkiler karşısında izahını yapamadığı için kısa süre sonra tweetini silmek zorunda kaldı.


Artık toplum, bu tür Kemalist söylemleri yemiyor.

Korku filmlerindeki gibi az şuradan az buradan parça alıp presleyip yeni bir yaratık yapmaya kalkışılsa da ortaya konulan yaratık, parça alınan yaratıklardan daha inandırıcı olamıyor.


İlerleyen bilim ve teknolojiye rağmen insanlık yaratık oluşturmaktan aciz ve aciz kalmaya da devam edecek. 

Her bir yaratıktan bir parça alıp birleştirmekle hilkat garibesi bir yaratık çıkaranlar modası geçmiş ulusalcı söyleme sarılıp farklı din ve ideolojileri birleştirmekle yine Kemalizm benzeri bir hilkat garibesi çıkarmak derdinde.

Oysa sünnetullah gereği her şey yaratıldığı şekliyle güzel, orijinal ve organik…

Dinler ve fikirlerde öyle…

Daha önce milliyetçi cephe, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” demiş sonuçta ne Türklüğü ne de Müslümanlığı kalmıştı. Komünistlerle giriştikleri mücadele de tek bir solcuyu Camiye getiremediler. Ama tamamı, kendini Komünistlerle birlikte Anıtkabir’de solcuların kutsallarını kutsar buldular.

Yine buna benzer bir söylemi, Osmanlı düşmanlığı ile Jön Türkler, devamı olan ittihatçılar ve ittihatçıların evrimleşmiş hali yobaz Atatürkçüler, “Kabe Arabın olsun Çankaya bize yeter” diyerek dile getirmişlerdi. Güya kendilerini Çankaya üzerinden kendilerini “batıcı” olarak tanımlıyorlardı. Sonuçta geldikleri nokta “el menziletü beynel menzileteyn” hesabı “batı ile doğu” arasında şaşırmış bir şekilde ne doğuya yaranabildiler ne batıya.

Şahsiyetsiz bir nesil olup çıktılar.

Şahsiyetsiz Atatürkçüler kendilerini, “Siyasal yelpazede solcu, ulusalcı, Kemalist, Marksist, Leninist gibi kollara ayrılırken; şiddet yoluna sapanlar ise DHKP-C, MLKP, PKK gibi terörist örgütlerin kucağında” buluverdi.  

Birileri de Hz. Aişe ile Hz. Ali arasında hakemlik yapmaya kalktı. Kendilerini “Harici, Rafızi, Şii, Alevi…” gibi isimler altında parça parça gruplara ayrılmış buldular. Müslüman desen Müslümana; Gavur desen Gavura benzemeyen bir acaip yaratık olarak kendilerini buldular.

Örnekler çoğaltılabilir.

Cumhuriyetin ilanı ve o sırada dünyada var olan ulusalcılık akımı ile tüm din ve ideolojileri bir potada eritme çalışması, 80 yıl sonra çöktü.

Bu çalışmanın dünya ölçeğinde bir denemesi de Fethullahçı Terör Örgütünce Vatikan kilisesi'nin liderliğinde Dinler Arası Diyalog safsatasıyla uygulanmak istenmiş ama başarısız olmuştu.

Oysa Kur’an, bu tür girişimleri sabah vaktine dikkat çekerek  reddeder.

Kur’an’da İslam, aydınlıkla tasvir edilirken karşısında ki tüm din ve ideolojiler ise karanlık ile tasvir olunur. 

Dinleri ve ideolojileri bir potada eritme veya laiklik altında din ve ideolojileri bir arada tutma girişimi, batının İslam ülkelerine dayadığı “aydınlık ile karanlık karışımı dünyevileşmiş İslam projesi"dir.

Beşeri sistemler, Tağuti sistemlerin İslam’a galebe çaldığı akşam vaktini tercih eder. Akşam vaktinin tasviri odur ki aydınlığa karanlığın karışması ve akabinde kapkaranlık bir gecenin bastırmasıdır.

Allah ise akşam vaktinin aksine Kur’an’da Fecr Suresi ile dikkatleri üzerine çektiği “karanlıktan aydınlığa geçiş vakti olan sabah vaktinin örnek alınmasını” Müslümana tavsiye eder.

İslam öylesine temiz, pak ve kendi kendine yeten bir dindir ki fıkhında dahi “bir havuz dolusu temiz suda olsa bir damla necasetin karışması” durumunda o suyu pis kabul eder ve “pisliğe-beşeri pisliklere alışma” diye “git, temiz su bul” diyerek Müslümanı temiz kalmaya motive eder.

Beşeri sistemler, aydınlığı-İslam’ı karanlıkla bulayıp biraz sonra ortalığı kapkaranlık kesecek akşam vaktini kirli zihniyle isterken; Allah tam aksine şirki sistemleri temsilen karanlıktan arınan sabah vaktini Müslümanlara örnekle tüm beşeri sistemlerden zihinlerini ve hayatlarını arındırmalarını salık vermektedir.

Şu an Türkiye’de oynanan oyun, laiklik ve demokratlık adı altında İslam’ın da nihayetinde bir din ve görüş olduğu şekliyle diğer din ve ideolojiler sarmalında sıradanlaştırmak, karıştırmaktır. Bunun bir sonraki aşaması İslam’ın ve Müslümanların dejenerasyonudur.

Bu konuda din görevlilerine düşen, halkı bilinçlendirmek; İslam’ın diğer din ve ideolojilerle birleşmesinin mümkün olmadığı noktasında görüş beyan etmektir.
İslam’ın diğer din ve ideolojilerle birleşim denemeleri son 250 yılda yoğun olarak yapılmış adeta güneşi balçıkla sıvarcasına halifeliğin ilgası ile ortalık karanlığa boğulmuştur.

Sonuçta irili ufaklı bir yığın ışık kaynakları edinmekle güneşin yokluğunda kendi yolunu hak bilen binlerce cemaat peydahlanmış; her bir cemaat kendi ışık kaynağının yegana güneş olduğu yanılsaması içerisinde diğer ışık kaynaklarıyla mücadele etmişlerdir.
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.