Yüce Allah, kendisine kulluk etmesi için yaratıp dünyaya gönderdiği insana sayısız nimetler ihsan etmiştir.  Bu nimetlerin en kıymetlilerinden biri de sağlık ve sıhhattir. Çünkü insanın şahsi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi, hayatını idame ettirebilmesi için çalışıp geçimini sağlaması, ailesine ve topluma yararlı olabilmesi, kulluk görevlerini tam manasıyla yerine getirebilmesi bedenen ve ruhen sağlıklı olmasına bağlıdır. Bundan dolayıdır ki, bir insanın hem ruhen, hem de bedenen sağlıklı olması paha biçilmez bir hazine ve büyük bir nimettir.
 
Ama ne yazık ki, insanoğlu bu nimetin kıymetini yeteri kadar bilememektedir. Ta ki hastalanıp sağlığını ve sıhhatini kaybedinceye kadar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların değerini takdir edemez: Sağlık ve boş vakit” (Buhârî, Rikak, 1; Tirmizî, Zühd, 1) buyurmak suretiyle sağlık nimetinin önemine dikkat çekmiş, bu konuda ümmetini uyarmıştır. Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Hastalanmadan önce sağlığının, ölüm gelmeden önce de hayatının kıymetini bil!” (Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25)
 
Hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarını derinden etkileyen fevkalâde zor bir durumdur. Hastalık insanın moralini bozar, neşesini kaçırır, sosyal ilişkilerini zayıflatarak hayatını zorlaştırır.  Bu nedenle sağlık ve âfiyet içinde olan bir Müslüman, bunun kıymetini bilmeli ve Allah’a şükretmelidir. Nitekim bir hadis-i şerifte Cenâb-ı Hakk’ın bizlere lutfettiği sağlık nimeti hatırlatılmakta ve tesbihatla, namazla ve sadaka ile bu nimetin şükrünün yerine getirilmesinin önemine değinilmektedir. (Müslim, Müsâfirîn, 84, Zekât, 56)
 
Hastalıktan korunmalı ve Allah’a sığınılmalıdır
İnsan hasta olmadan önce sağlığın kıymetini bilmeli, onu korumak için elinden gelen her türlü gayreti göstermelidir. Bunun için öncelikle hastalığı önleyici tedbirlere başvurmalı, beden, elbise ve çevre temizliğine titizlikle uymalı, dengeli ve sağlıklı beslenmeye özen göstermeli, sıhhatine zarar verecek zararlı davranışlardan sakınmalıdır.
 
Bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere emaneti ve nimeti olan bedenimizi korumak için yerine getirmemiz gereken en önemli görevlerimizdendir. Çünkü kıyamet günü, vücudumuzu koruyup korumadığımızdan da hesaba çekileceğiz. “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz” (Tirmizî, Kıyamet, 1) hadisi bu gerçeği ifade etmektedir.
 
Sağlığımızı korumak için bütün tedbirlere başvurmakla beraber Allah’a dua da etmeli ve insan hayatını altüst eden hastalıklardan Allah’a sığınılmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) dayanılamayacak dert ve musibetten Allah’a sığınmamızı tavsiye buyurmuşlardır.  (Buhârî, Daavât, 28)
 
Şifa Allah’tandır
Bütün bunlara rağmen insan yine de hastalanabilir.  Bu durumda insana düşen görev, hastalığın sıkıntılarına sabretmek ve Allah’tan şifa dilemektir. Çünkü hastalığı veren de şifa verecek olan da Allah’tır. Kur’an’ın ifadesiyle; “O, hastalandıklarında kullarına şifa verendir.” (Şu’arâ, 26/80) Hastalığın da şifanın da Allah’ın takdiriyle olduğuna ve eğer Allah dilemezse başka hiç bir kimsenin şifa veremeyeceğine tam manasıyla inanmak gerekir.
 
Elbette hastalıktan kurtulmak ve iyileşip sağlığımıza kavuşmak için tıbbî tedavi yollarına başvuracağız. Bu bizim görevimizdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olun, çünkü Allah, yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifa veya deva yaratmıştır. Ancak bir dert müstesna; o da ihtiyarlıktır” (Tirmizî, Tıb, 2; İbn Mâce, Tıb, 1) buyurmak suretiyle mü’minleri tedavi olmaya ve hastalıklara çare aramaya teşvik etmiştir.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kendisi tedavi olmuş, bir takım tedavi yöntemleriyle aile fertlerinin ve çevresindeki insanların hastalıklarını tedavi etmeye çalışmış, ardından da hastaların şifa bulması için dua etmiştir.  (Bkz. Buhârî, Merdâ, 20; Müslim, Selâm, 46-49) Hz. Peygamber (s.a.s.) koruyucu hekimlikle ilgili tavsiyelerde bulunmuş, tedaviyi ve tecrübeyle faydası tespit edilen bazı ilaçları tavsiye etmiş, ferdî ve toplumsal sağlığa dikkat edilmesi hususunda bir takım prensipler koymuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in tıpla ilgili bilgilerine, uygulama ve tavsiyelerine dinimizde “Tıbb-ı Nebevî” adı verilmiştir.
 
Hastalık bir imtihan sebebidir
Kur’an’da, imtihan için yaratılıp dünyaya gönderilen insanın, çeşitli sıkıntılarla deneneceği bildirilmektedir. (Bakara, 2/155) Dünya hayatının türlü bela ve musibetleri gibi hastalık da bu ilâhî imtihanın bir parçasıdır. Bu bakımdan hastalığa maruz kalan mü’minin göstereceği tutum ve davranış büyük önem arzetmektedir. Yani mü’min kendisine yakışan bir şekilde davranmak durumundadır.
 
Mü’minin hastalığın Allah’tan geldiği bilinci içinde sabreder, böyle sıkıntılı anlarda bile Allah’a hamd ve şükür görevlerini yerine getirir. Böylece hastalık onun hem günahlarına kefaret olur, hem de Allah katındaki derecelerinin yükselmesine vesile olur. Hastalık gibi sıkıntı veren bir durumla karşılaşan mü’min hastalığın da, sağlığın da Allah’tan geldiğini, her derdin bir devasının bulunduğunu bilmeli, hastalığı veren Allah’ın şifayı da vereceğine yürekten inanmalıdır. İyileşeceğine, eski sağlığına kavuşacağına dair inancını ve ümidini asla yitirmemelidir.
 
Hastalık mü’minin günahlarına kefarettir
Müslümanın başına gelen hastalık, gam-keder, yorgunluk gibi onu üzen, onun hayatını zorlaştıran her türlü sıkıntı hatta ayağına batan bir dikenin acısı bile sabrettiği takdirde Müslümanın hata ve günahlarının affedilmesine vesiledir. Bu da bir yönüyle mü’min için nimettir. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” (Buhârî, Merdâ,1, 3)
 
Başka bir hadis-i şerifte ise, Müslümanın uğradığı hastalık ve benzeri musibetlerin Allah katındaki derecesinin yükselmesine ve günahlarının ağaç yaprakları gibi dökülmesine vesile olduğu bildirilmektedir.   (Buhârî, Merdâ, 3, 13, 16; Müslim, Birr, 45)
 
Hastalığı sebebiyle çektiği acı ve sıkıntıların, günahlarının bağışlanmasına sebep olduğunu bilen Müslümanın zorluklara dayanma gücü artar, morali düzelir. Moral değerlerinin yüksek olması ise, kişinin tedavisini kolaylaştırır ve daha çabuk sürede iyileşmesini sağlar. Hastalığın verdiği sıkıntılara sabretmeyip sürekli halinden şikayetçi olan insan ise, sadece acı ve ızdırap çekmekle kalmakla kalmaz, aynı zamanda hem tedavisini zorlaştırır, hem de hastalık sebebiyle günahlarından arınmak ve sevap kazanmak gibi büyük bir nimetten mahrum kalır.
 
İnsana verdiği zorluk sebebiyle hastalık hali, dinimizde mazeret kabul edilmiş, mü’minlerin bazı ibadetleri yerine getirmelerinde kolaylıklar sağlanmıştır. Mesela; hastalığından dolayı oruç tutamayacak durumda olanların oruçlarını kazaya bırakmaları, iyileşme umudu kalmayan kimselerin ise malî imkanları müsaitse fidye vermeleri, ayakta duramayacak kadar ağır hasta olanların namazlarını oturarak kılmaları, su ile temas etmesi sağlık açısından mahzurlu olanların abdest ve gusül de teyemmümle yetinmeleri gibi.
 
Netice olarak; sağlık, insana verilen pek değerli bir nimettir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir”  (Tirmizî, Zühd, 34)   buyurarak bir gece boyunca da olsa sağlıklı olmayı dünyalara değer bulmuştur.
 
Kanuni Sultan Süleyman da bir beytinde, “Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi!” sözleriyle veciz bir şekilde sağlık nimetinin önemini ifade etmiştir.
Sağlık ve sıhhat önemlidir, çünkü Allah’a ibadet, ailevî ve toplumsal sorumlulukları yerine getirmek sağlık ve afiyet içinde olmakla mümkündür. Sağlığı bozulmuş hasta bir insan bu görevlerini gereği gibi yerine getirmekten mahrum kaldığı gibi kendisi de ilgi ve bakıma muhtaç hale gelmektedir.
 
Öyleyse; sağlık nimetinin kıymetini bilmeli, şükrünü gereği gibi eda etmeliyiz. Elimizden geldiğince sağlığımızı korumaya çalışmalıyız. Dinimizin fert ve toplum sağlığını korumaya yönelik ortaya koyduğu kurallara uymalı, sağlığımızı bozacak zararlı alışkanlıklardan uzak durmalıyız. Yine bu konuda tıp alanındaki uzman kişilerin uyarı ve önerilerine kulak vermeliyiz.
 
Şayet herhangi bir nedenle sağlığımız bozulup hastalanacak olursak, bunun da ilâhî takdir gereği bir imtihan vesilesi olduğunu düşünmeli, sabır ve rıza göstermeliyiz. Günahlarımızın affına sebep olacağını bilerek teselli bulmalı, bir yandan tıbbî tedavi yollarını deneyerek hastalığımıza çare ararken diğer taraftan da Allah’a sığınmalı ve O’ndan şifa dilemeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.