Kadınların erkekler karşısındaki durumlarından tutun, cemiyet içindeki yeri ve önemi konusuna kadar, çeşitli toplumlarda farklı farklı uygulamalar var olagelmiştir. Önceki çağlardan günümüze kadar İslam dışı sistem ve kültürlerde kadının genellikle hor görüldüğünü ve ezildiğini üzülerek de olsa müşahede etmekteyiz.

Arzulanınca zorbalıkla kaçırılan, kızılınca aşağılanan, şehvete kurban edilen, tartaklanan ve dövülen, saçlarından tutulup sürüklenen, başlık parası karşılığı küçük yaşlarda evlenmeye zorlanan, şahsî hak ve hukuku kabul edilmeyen, ticari bir meta’ halinde alınıp satılan, şeytanla eş tutulan, uğursuz bir yaratık olarak görülen, geçim korkusu veya namus endişesiyle daha bebekken diri diri toprağa gömülen, kocasının kendinden evvel ölmesi halin de ise  ölen kocasının cesediyle birlikte canlı canlı yakılan, daha neler ve neler....

İslam ve O’nun şanlı Peygamberi kadını içerisinde bulunduğu bu aşağılıktan kurtarmakla kalmaz onu evin annesi, toplumun hanımefendisi mevkiine taşımıştır. Böyle bir dönemde İslâm kadına el uzatmış, onu korumuş ve kollamıştır.
Ben sırası gelmişken konumuzla ilgili Efendimizin mübarek sözlerinden sadece birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Peygamber [Sallaallahu Aleyhi ve Sellem]  Efendimiz buyuruyorlar ki:
“Bir kimse ki (kendisine ait) iki kızı veya iki kız kardeşi veya iki teyzeyi veya iki halayı veya iki nineyi barındırıp, bakıp, geçindirirse o cennette benimle şöyle (iki parmak gibi yan yana ve beraber) olur.”
“Bir kimse ki üç kıza bakar, terbiyelerini güzel verir, sonra onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa ona cennet nasip olur.”


“Size, kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ederim.”
“Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınız ve ahlâkça en güzel olanlarınızdır.”

Efendimiz [Aleyhissalatü Vesselam] bütün bu mübarek sözleri ile yetinmemiş manifesto hükmünde olan veda hutbesinde Ashab-ı Kiram Efendilerimiz nezdinde beşeriyete şu telkinlerde bulunuyordu;

"Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahtan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emri ile helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınlarında sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa Allah size onları yatakların yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınlarında sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.’’

İslam Dini, sadece kötülükleri yasaklamakla kalmamış kötülüğe sevk eden yolları da yasaklamış, haram kılmıştır.
Hazret-i Allah [Azze ve Celle] Müminleri fitne ve fesada sürükleyen söz, fiil ve davranışlar gibi hallere karşı koruyucu tedbirler orta koymuştur. Zira İslam’da insanın safiyet ve vakarının muhafazası ve bozulmaması esastır. Bu tedbir ve koruma hem erkek için, hem de kadın için eşit seviyede ele alınmıştır. Safiyeti korunamayan insan, dağdaki canavardan daha da beter hale dönüşür.

Öncelikle kadın konusunda ön tedbir mahiyetinde kadın ve erkek ihtilatını (beraber olma) kısıtlamış, flörtü (aşk ilişkisi) menetmiş ve zinayı yasaklamıştır. Yüce Rabbimiz İsra suresi 32. ayet-i kerimede; ’’Zinaya yaklaşmayınız. (Zinaya götürücü âşıktaşlıktan kaçınınız.) Zira zina, büyük bir ahlâksızlıktır. O ne kötü bir yoldur.’’ Buyurarak konu hakkında ruhî, bedenî, içtimaî ve ahlakî sakıncaları üzerine dikkatlerimizi çekmiştir. Frengi, bel soğukluğu, aids  gibi, mikroplar ile cinsel temas ve öpüşme yolu ile geçebilecek hastalıklara karşı da müminleri korumuştur.

Müslüman kadınlara tam tesettürü (maddî ve manevî ziynetlerini örtmeyi) emretmiş, teşhiri önlemiş, namahrem ile bakışmayı yasaklamıştır.

İslam Dini; nikâh akdi ile birlikteliği meşru kılarken, zina ve zina götüren yolları ise gayr-i meşru kılmıştır. Zinayı yasak­lamakla kalmaz, nikâhlı kadınlarımızla âdet günle­rinde cinsî münasebette bulunmayı da haram kılmıştır.  Bakara suresi 222. ayet-i kerimesinde bu yasak şöyle bildirilmiştir: ‘‘Ey Peygamber! Sana kadınların ay halini de so­rarlar. De ki; O bir ezadır. Bu sebeple ay halindeki kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşıp ilişkiye girmeyin. İyice temizlenip boy abdesti aldıkları zaman Allah'ın emrettiği üreme organından onlarla cinsel ilişkiye girebilirsiniz. Allah çok çok tövbe edenleri sever. İyice temizlenenleri de sever.’’ Ayrıca Din-i Mübin-i

İslam, kadının ve erkeğin hak, vazife ve sorumluluklarını açıkça belirlemiştir.

İslam toplumları yukarda bir nebze olsun sıralamaya çalıştığım konular dairesince yaşadıkça ferdî, ailevî ve içtimaî bakımdan sıhhatli kalmış, mutlu ve başarılı olmuştur.

Cahiliye dönemi kadınlarının içerisinde bulunduğu durum her fırsatta dile getirilirken acaba günümüz dünyasında kadın daha mı iyi?

KADIN, ŞEYTANIN TUZAĞI HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR.
Doğrusu ifade etmem gerekirse 21. asrın sahte, şaşaalı materyalist medeniyeti kadın konusunda maalesef samimi, makul ve müspet bir anlayış içerisinde değildir. Evlilik dışı ilişkilerden metres yaşama kadar kadını bir şehvet aracı olmaktan kurtaramamıştır. Hürriyet, eşitlik vb. kavramlar arkasında saklanarak yaratılış kanunlarını da zorlayıcı bir takım davranışlar sonucu evinin ve çocuklarının annesi olan kadın, mutlu ve sıcak yuvasından, aslî ve asil görevlerinden koparılmış; sokağa, piyasaya sürüklenmiştir. Gösterişe, şehvete, süse, modaya esir edilmiş, şeytanın tuzağı haline dönüştürülmüştür.

Bu durumun acı ama tabii bir sonucu olarak da bugünlerde;

Artist olmak için evinden kaçan Anadolu kızları, fuhşa itilen kadınlar, kocalarına hıyanet eden yüzsüz, pervasız evli kadınlar, halk arasında utanmadan, sıkılmadan gezebilen eşcinseller, her türlü hayâsızlığın demokrasi, insan hakları, hürriyet vb. saçmalıklarıyla avukatlığını yapan sapık kalemşörler, müstehcen neşriyat,  yıkılan yuvalar, mahvolan nesiller, katiller, intiharlar, seks ve uyuşturucu…

Bunlar aslında bir şeylerin habercileri ve alarm sesleridir.
Ben buradan bir kez daha vicdanlara sesleniyorum:

İlgililer, yetkililer, ana-babalar, İmamlar, öğretmenler, akil adamlar, yazarlar, çizerler, sosyologlar, psikologlar!
Geliniz bu çılgın ve korkunç gidişe topluca karşı çıkalım. Nesillerimizi, yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden korumak ve kurtarmak için malımızdan mülkümüze, bilgimizden gücümüze hâsılı neyimiz varsa ortaya koyalım, tedbirler alalım, sorumluluk yüklenelim, gece-gündüz çalışalım. Mutlaka özü doğru, sözü doğru, bilgili, görgülü, çalışkan, terbiyeli, arif ve duyarlı bir nesil yetiştirelim.

Yoksa dillendirmek bile istemem ama namus mefhumumuz ortadan kalkacak, aile müessesesi gibi kutsal değerlerimiz yıkılacak, millet ve devletimiz telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayacaktır.

Selam ve dua ile…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol