Zamana ve mekâna yemin eden bir dinin, zaman ve mekânla maddeden vareste manevi bağlar inşa eden bir geleneğin çocuklarıyız biz. Zamanın ve dahi mekânın ruhuna inanan atalarımızın kurduğu sımsıkı bağların aksine bizler zaman ve mekân ile aramızda sahici ve doyurucu ilişkiler kuramıyoruz. Mekâna olan hâkimiyetimiz, mülk edinme hırsımız arttıkça aidiyetimiz azalıyor. Eskiden oturulan mahalle, semt, köy, ilçe sahiplenilirken şimdi bizler mukim olduğumuz apartmanlarımızda bile eğreti duruyoruz. Hâlbuki insan fıtraten ait olmak, katılmak, karışmak, hem dem olmak istiyor diğer insanlarla. 

Öbür yandan modern büyü her şeyi bizim ayaklarımızın altına serip bizi kendi dünyalarımızın merkezi, biriciği, vazgeçilmezi yapalı beri dertlerimiz azaldı hazlarımız ise çoğaldı. Ruhu her gün farklı mecralardan tahrip edilen günümüz insanı kendini iyi hissetmeli her daim. Hissetmese de profesyonel olmalı ve mutluyu oynamalı, canı yansa bile gülmeli, onu görenleri üzmemeli. Eleştiri değil övgüler duymalı, kendi hatasını değil başkasının hatalarını görmeli, kendini kötü hissedeceği her durumdan uzak durmalı kısaca. Ama yine de eksik olan bir huzur hissi var yüreklerde. Daha fazlası lazım bizlere daha çok mutluluk için. Çünkü kendimizle yalnız kalınca gördüğümüz içi kof bedenler bize mutlu ve huzurlu olmadığımız gerçeğini haykırıyor. 

Gerçeğe kulak tıkamak isteyen insansa daha çok sesle yaşamaya devam ediyor. İçinde kabalıklar olan kalabalıklara katılıyor. Modern zamanlarda insanlar mutsuzluğun devasını kalabalıkların içine karışmakta buluyor. Caddeler, mağazalar, restoranlar, kafeler, şık tatiller, daha çok insanın olduğu ve her şeyden önemlisi göründüğümüz yerler. Bizim neyi gördüğümüzden ziyade bizi kimlerin gördüğü üzerine kurulu bir algı dünyasına kapıyı aralıyoruz böylece.

Doksanlı yıllarda biri bizi gözetliyor evleri ile başlayan görünme, seyredilme, takip edilme algısı o günlerde çok eleştirilse de bugün hepimizin hayatlarına girdi. Telefonlarımız, bilgisayarlarımız, sosyal hesaplarımız bizleri büyük birer fanusun içine koyup “seyrederken seyredildiğimizi unutturan” bir hazla yaşamamıza imkân sağlıyor. Kendimizi evimizde, gezmede, tatilde sandığımız ama tek bir cümle yahut fotoğrafla bir anda yüzlerce kişinin hayatına dâhil oluverdiğimiz bir yaşam tarzını kanıksıyoruz hiç yabancılık çekmeden.

İzlendiğini bilen insan daha iyi görünme çabası ile bilerek (iyimser bir ifade ile bilmeyerek) kendi için yaşamaktan çıkıp adeta takipçileri için yaşar bir hal alıyor. İşte tam da burada etiketler imdadımıza koşuyor. Aldığımız şeylerin nasıl etiketlerine bakarak ürünün kalitesi, fiyatı, değeri hakkında bilgi sahibi oluyorsak insan zihni kendi için de etiketler üretiyor bulduğu her fırsatta. Daha çok etiketi olan dünya hayatında bir adım önde oluyor, başarılı oluyor ve tabi ki mutlu. Sahi mutluluğun etiketle bir alakası var mı ki? 

Pahalı kıyafetler, mezun olunan okullar, oturulan muhitler, binilen arabalar, yiyip içilen yerler… Liste uzayıp gidiyor böylece. Etiketler hep parayla mı satın alınır sanıyorsunuz? Facebook, twitter gibi hiçbir ciddiyeti olmayan sosyal paylaşım alanlarında bile insanlar etiket oluşturmak için ciddi bir mesai harcıyorlar. Kimileri kendini tanıtırken mezhebini öne çıkartarak “Sünni Müslüman” diyor, kimileri iş başvurusu yapar gibi yıl yıl bitirdiği tüm okulları, birkaç aylık iş tecrübelerini bile alt alta sıralamaktan geri duymuyor. Atılan her adımın resmi hiç değilse ismi zikredilirken bir taraftan da özlü sözler, afili cümleler havada uçuşuyor ve herkesin payına bol bol hikmetli kelam düşüyor. 

Görünmeyi var olmakla karıştıran, sanalı gerçeğe, sosyal hayatı aile hayatına tercih eden insan fanusundan çıktığında nefes alamayacağını sanıyor. Fanusunu büyütmek için girdiği her çabaysa hareket alanını biraz daha kısıtlayan yeni bir etiketten başkasını yapmıyor. Bulunduğunuz yerler, etiketlendiğiniz resimler, kullandığınız uygulamalar, arkadaş profiliniz siz istemeseniz de her fırsatta sizin mahreminizden sokağa bir kapı açıyor. Gizlilik ayarları mı diyorsunuz? Madem gizli olacaktı her şey neden bu kadar favori oldu tüm bu uygulamalar? Nette atılan her adım kaydedilirken neyin gizliliğinden bahsedilebilir ki?

Velhasıl çok değil birkaç dakikalık bir gayret ile istediğiniz kişinin eğitiminden, işine, ailesinden, sosyal çevresine zevk ve alışkanlıklarına hatta zaaflarına varana kadar her şeyi öğrenebiliyorsunuz. Nasıl görünüyorum, ne düşünüyorlar? Sorusunu kendine soran insanın etiketleri bilmem onu böylece değerli mi yapıyor? Gerçek bir mutluluk isteyen insanın etikete ve başkalarının beğenmelerine, yorumlarına ihtiyacı var mıdır? Daha çok kalabalık daha çok mutluluk mudur? Zaten mutlu ve huzurlu olan insan bunu ilan edecek vakti cidden bulabilir mi yoksa sadece yaşadığı anın güzelliğine mi bırakır kendini?

İnsan kendinin ücrasında yaşarken etiketlerin getirdiği sahte mutluluklar hangi yarayı bertaraf edebilir? Dahası götürülen yürek her yerde aynı hüznü fısıldamaz mı kulağa?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol