Bayraktutar:
SÜFYAN MEHETALİOĞLU / DİNİHABERLER.COM


Başkan Mehmet Bayraktutar,  tarihi bir gün yaşadığımıza dikkat çekerek “Bugün  büyük  genel kurulumuzla, "Yaşanabilir Bir Türkiye", "Yeniden Büyük  Türkiye" ve "Yeni Bir  Dünya" için yeni  bir adım atıyoruz. Bundan   tam  17 yıl  önce,   Eyüp Sultan'da   Erdemliler    hareketiyle  attığımız   ilk adım,  nasıl  güçlü bir  sendikacılığın ilk kıvılcımı  olduysa, bugün de  yaptığımız  bu  muhteşem genel kurul  Yeniden  Büyük Türkiye'nin ve   yeni bir    dünyanın işaret fişeği olacaktır” dedi.

Bayraktutar büyük Diyanet-Sen ailesine şöyle hitap etti:
 
Değerli Diyanet İşleri Başkan Yardımcım,
Kıymetli Eskimez Memur-Sen Başkanım
Muhterem Divan,
Muhterem delegeler,
Siyasi  partilerimizin  ve  basınımızın  değerli  temsilcileri,
Türkiye'nin dört bir yanından  koşup  gelerek bu salonu,  muazzam bir coşku  ile dolduran  davamızın    fedakar mensupları,
Yeniden Büyük  Türkiye ve  yeni  bir dünyanın  kurulması için gece  gündüz çalışan erdemliler hareketinin her bir neferine  selam olsun.



Konferasyonumuzun, sendikamızın kuruluşunda, din görevlilerinin ve vakıf çalışanlarının sendikal örgütlenme hakkını elde etmesinde öncülük yapan ve fikirleriyle, tarzıyla, tavrıyla yolumuzu aydınlatan Merhum  Genel Başkanlarımız M. Akif İNAN,  İsmail Karakaya ve Ahmet YILDIZ’a selam olsun.

Türkiye’nin savunan adamı, milli görüşün kurucusu ,  Dünya Lideri  Merhum Erbakan hocamıza da selam olsun
 
Bu kutlu mücadeleye değer katanlara, emek verenlere selam olsun.
Dünya hayatını tamamlamış olanlara rahmet, yaşayanlara ömrü saadet olsun.
Selam olsun dilinde dua, özünde Diyanet-Sen  sevdası olan 70 bin üyemize,
Selam olsun kardeşinin derdiyle dertlenen 75 milyonumuza,
Selam olsun  himmeti millet, gayesi hak olan erdemliler hareketinin yolcularına…
Allah'ın rahmeti  ve  bereketi  üzerinize olsun.
 
Kıymetli dava arkadaşlarım
 
Bugün  tarihi  bir  gündür. Bugün  büyük  genel kurulumuzla, "Yaşanabilir Bir Türkiye", "Yeniden Büyük  Türkiye" ve "Yeni Bir  Dünya" için yeni  bir adım atıyoruz.
 

Bundan   tam  17 yıl  önce,   Eyüp Sultan'da   Erdemliler    hareketiyle  attığımız   ilk adım,  nasıl  güçlü bir  sendikacılığın ilk kıvılcımı  olduysa, bugün de  yaptığımız  bu  muhteşem genel kurul  Yeniden  Büyük Türkiye'nin ve   yeni bir    dünyanın işaret fişeği olacaktır inşaallah.


 
KARDEŞLERİM...
 
Bugün bu  salonda sadece bizler  yokuz.
 
Emin  olunuz, darbeciler tarafından idama  mahkum edilen  Mısırlı masumların gözü bugün burada.
 
Cumhurbaşkanı Mursi'nin gözü bugün burada.
 
Ahmed-i Hanilerin,  Fakiye Teyranların, Said-i Kürdilerin bugün gözü burada.
 
Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ı Veli’nin Yunus Emre’nin,  Ahi Evran’ın,  Şeyh Edebali’nin,  Hacı Bayram-ı Veli’nin gözleri bugün burada, Mescidi aksa şehri olan Filistinli kardeşlerimin bugün gözü burada, Halep'in, Gazze'nin, Felluce'nin,  Arakan'ın,  Mali'nin,  Somali'nin Doğu Türkistan’ın, Kobani’nin, Telafer’in  gözü burada.
 
Çünkü  bu   salonda,  güce  teslim  olmayanlar,  esaret  ve   dayatmaya boyun eğmeyenler var.
 
Emanete sahip  çıkanlar, sözünden dönmeyenler var.
 
"Kudüs işgal  altındeyken, ben  nasıl  olur  da rahat uyuyabilirim" diyen Selahattin Eyyubi'ler var.
 
"Şehit kanlarıyla alınan  topraklar parayla satılamaz" diyen Abdulhamit Hanlar var.
 
DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARlM
 
Bugün    sadece    Türkiye   değil,    tüm    dünya    kapitalist    sömürünün esiridir.
 
Bu   sömürü, bu  kaos,  bu  zulüm,   ancak   ve   ancak,   gücü   değil, hakkı   üstün   tutan    bir   anlayışla    önlenebilir.    
 
Küresel    sömürücüler,  bunu   bildikleri   için  özellikle   Müslümanları ve İslam dünyasını hedef  almaktadırlar.
 
DEGERLİ DELEGELER
 
Türkiye son dönemde  çok fazla  gerilmiş, çok fazla  kutuplaşmıştır.
 
 Dün Çanakkale'de vücudunu birbirine  siper  eden  ecdadın  torunları,  bugün birbirine  taş  atar,  kurşun  sıkar  hale gelmiştir.
 
Küresel güçler ve onların işbirlikçileri kendi sorunlarını çözen bir Türkiye istemiyorlar.
 
 İşte Gezi olayları ve 17 Aralık küresel operasyonu bunun göstergesidir.

Büyük Türkiye  hedefini akamete uğratmaya dönük sivil vesayet çabası ve paralel devlet yapılanması, milleti ve devleti demokratikleşme, özgürleşme yolculuğundan döndürme çabasıdır.

Küresel oyunlarla, algı operasyonlarıyla ülkemizi ve İslam coğrafyasını kendi emellerine hizmet etmek için kullanmak isteyen Batılı düşünce, Türkiye’nin oyunlarını bozan tavrından rahatsızlık duymaktadır.

Bu rahatsızlıktan dolayıdır ki hoşgörü dini olan İslam yapılan algı operasyonlarıyla dünyada itibarsızlaştırılmak isteniyor.

İslam’ın terör dini, Müslümanların ise barbar ve terörist olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Hoşgörüyü önceleyen  ve kucaklayıcı olan İslam dinine gelen sayısız farklı din mensuplarına ‘İslam bir terör dinidir’ diyerek dünyada İslamiyet’in önü kesilmeye çalışılıyor.

Bütün bu algı operasyonlarına  bakıldığında İslam’a karşı başlatılmış olan bu saldırılar karşısında, kişisel manada uyanık olmak zorundayız.

Türkiye’nin huzurunu yaralayan 6-8 Ekim taşkınlığını överken kullanılan dil de, tıpkı Gezi sürecindeki gibi şiddeti şirin gösterme, hatta meşrulaştırma girişiminden başka bir şey değildi.

Polis kurşununa lanetler okuyup ekmek almaya giden 15 yaşındaki yoksul Berkin için aylarca ağıt yakanlar, kurban eti dağıtırken, kafası taşla ezilerek öldürülen 16 yaşındaki yoksul Yasin"in trajedisini ağızlarına bile almadı...


AZİZ  KARDEŞLERİ M!
 
 
Batı,  İslam  ülkelerine karşı bugün yeni bir haçlıseferi yapıyor. Adım adım büyük  İsrail  projesini    uyguluyor.
 
Nitekim;
Sudanı  ikiye  böldüler.
 Irak'ı  üçe  böldüler.
Libyayı  kırka böldüler.
 
Mısır'ın  durumu  ortada.  İdam üstüne  idam kararları.
Hemen   yanı   başımızda    Suriye   paramparça.
Yüzyılın   en   büyük insanlık dramı  yaşanıyor. Ateş  kapımıza  dayandı.   
Dünya  yeniden  şekillendirilirken, coğrafyamız kurtlar  sofrasında pay ediliyor.
 
AZİZ KARDEŞLERİM…

İslam’ı şiddetle, terörle yan yana göstermek için gayret sarf edenlerin gözden kaçırdığı,
ABD’nin Irak’ı işgalinin IŞİD ve öncesindeki oluşumları ortaya çıkardığıdır..
 Yine devamında “Hiç bir islam ülkesi, son 200 yıldır Batı'ya saldırmadı. Fakat Batı, birçok defa İslam ülkelerine saldırdı.

Batı, sadece Irak savaşında 500 bin kişinin ölümüne neden oldu. Bu nedenle şiddetle ilişkisini gözden geçirmesi gereken İslam değil, Batı olmalıdır.
Muhakkak ki, hiçbir masumun suçsuz yere öldürülmesine razı olmayacak bir inanışın müntesipleriyiz.
 
 Lakin öldürülen Fransız olduğunda Batı’nın; Filistin’de, Irak’ta,  Suriye’de, Keşmir’de,  Arakan’da, Roboski’de, Halepçe’de üzüldüğü kadar üzülelim.
 
Üzüleceksek ABD’de hunharca katledilen 3 Müslüman gencimize üzülelim.
Üzüleceksek bugün en çok Türkistan’a üzülelim.
 
 İnsan olmaktan kaynaklı, evrensel yasalarda dokunulmaz kabul edilen, inancını yaşama hürriyeti bile yasaklanan, bu Müslüman kardeşlerimize ağlayalım.
 
           
AZİZ KARDEŞLERİM
 
Batı zihniyetindeki Türk aydını da  İslamofobi’yi  Batıdan ayrı düşünmemiştir.

İstiklal Mahkemeleri bu ahval ve şerait içinde kurulmuş, mahkemeler  kasaba kasaba dolaşarak insanlar toplamış, önce asmış, sonra gerekçesini yazıvermiştir.

İskilipli Atıf Hoca’yı sallandıran da, Şalcı Bacı’yı yerlerde sürükleyip, “evladım beni nereye götürüyorsunuz, ben bir şey yapmadım, şuracıkta şallarımı satıyorum” demesine rağmen  “örnek olsun…” lafları arasında ipe götüren de İstiklal Mahkemeleri’dir.

Kur’an-ı Kerimleri toplatan da,  sokakta elifba öğrenmeye giden küçük çocukların avcısı olan da,
bu ülkede camileri ahıra çeviren de, dine sed çeken de…

Ezanı Arapça’ya çevirdi diye Başbakan Adnan Menderesi akla hayale gelmeyecek işkencelerden geçirdikten sonra asan da.

“Aman! ölü yıkayıcımız kalmadı, hepsini astık, sürdük, sürgün ettik, imam hatip diye bişey açalım da ölülerimiz ortada kalmasın” diye dahiyane bir şekilde dini kullanan da bu zihniyettir.

Müslümanca giyinmiş köylü vatandaşlarını Ankara sokaklarında elinde sopayla  kovalayan da bu zihniyedir .
Fakat son yıllarda bu durumda küçük bir değişiklik var.  Nedir o?

 Bu "kendisine aydın muamelesi yapılan" güruh, sadece cehaletleriyle değil, dümdüz İslam düşmanlığıyla mukayyet hale geldiler.

Kendi inancını dünyadaki yegâne inanç, kendi hayat algısını dünyadaki yegâne hayat algısı olduğunu düşünen bu insanlar dümdüz faşizimden yana oldular.

Kendi çocuğunu dilediği gibi yetiştirme hakkını kimseyle paylaşmaya yanaşmadan, başkasının çocuğunun nasıl yetiştirileceğine karışmak faşizm değilse nedir?

Kurbanını kesen insanı IŞİD ile eşitlemeye çalışacak kadar kendinden geçmek faşizm değilse de nedir?
İnsanların dinine, inancına, ibadetine küstahça  hakaret etmek faşizm   değilse nedir?
 
AZİZ KARDEŞLERİM…

Bu gün yıl dönümünü yaşadığımız bir sürecin başlangıcı olan , eski Türkiye’nin, 28 Şubat Türkiye’sinin en insanlık dışı uygulamalarından birisi hiç şüphesiz, inancından dolayı okuma hakkı, çalışma hakkı elinden alınan başörtülü kardeşlerimize yaşatılan zulümdü.

 28 Şubat zihniyetinin Namaz ’a, Kur-an’a daha geniş anlamıyla İslam’a ve Müslümanlara karşı olan tutumlarını en bariz ve sert şekilde hisseden kitle şüphesiz biz din görevlileri oldu.

Toplumla buluşmamızı, insanlarla hem hal olmamızı engelleyen kararlar ve kurallarla önümüze set çekmeye çalıştılar.

Bu seti aştığımızda, tehdit ettiler, tefrik ettiler.

Kuran öğrenmede asgari yaşı 12’e kadar yükselttiler. Yaz Kuran kurslarını engellemeye çalıştılar, kısmen de geçici başarılar elde ettiler.

 Çünkü, karşılarında haksızlıklarını, dayatmalarını haykıracak örgütlü bir gücün olmamasının rahatlığıyla hareket ettiler.

Örgütlendiğimiz 1998 yılından bu yana, suyu tersine akıtıyoruz. Milletimizle hem hal ediyoruz.
Yaz Kuran kurslarına daha fazla sayıda öğrenci alıyoruz. Kuran öğretimine başlangıç için getirilen 12 yaş sınırlaması Diyanet-Sen’in ve Memur-Sen’in kararlılığıyla tarih oldu.
Diyanet-Sen olarak, yeni anayasa konusunda paneller, çalıştaylar, yaptık. Bir çoğunuzun hatırlayacağı üzere  Diyanet-Sen’in 1 Ekim 2011’de düzenlediği “Yeni Anayasa’da Din ve Vicdan Hürriyeti” konulu panel yeni Anayasa çalışmalarına yön verici nitelikte akademik bir çalışma olarak takdirle karşılanmıştı. Hükümetin bu konuda gerekli adımları atarak 2015 yılında yeni ve sivil bir anayasayı çıkarması elzemdir.
            KIYMETLİ DOSTLAR
Cumhuriyet döneminde 12 Eylül, 28 Şubat demokrasimize yapılan müdahale anlamında ne kadar önemli ise,1924 Anayasası, 61 Anayasası ve ondan sonraki süreçte’de 82 Anayasasının bir insan modeli oluşturma projeleri olduğunun idrakine varmak da  o kadar önemlidir.

Sanki 1924 Anayasası ideal bir anayasaymış gibi algılanarak sadece 61 ve 82 anayasalarının sorunlu olduğu düşünülüyor.

 Sorun Cumhuriyet’te değil. Sorun bu anayasaları yapan insanların sınırlı, statik, evrensel insan haklarını dışlayan bir insan modelinin oluşturulması ile ilgilidir.

 Bunu din açısından değerlendirirseniz bir Anadolu Müslüman’ı oluşturmaya çalışmışlardır. Bu tamamıyla evrensel İslam anlayışına ters olan bir anlayış olmasına rağmen halen bunun olması için çalışanlar da vardır.

61 ve 82 anayasalarının zaten evrensel insan hakları ile hiçbir alakası yoktur. Tamamıyla tek bir insan tipi oluşturmaya yönelik bir projenin ürünleridir, çalışmalarıdır.

Evrensel ilkelere dayalı bir anayasa yapılmalıdır. Çünkü Cumhuriyet döneminde hiç anayasa yapılmamıştır. Onun için anayasa ilk defa yapılacak diye düşünülmelidir.

 O bakımdan bu anayasayı yapacak olan aktörlerin muhakkak evrensel insan haklarına dayalı bir metin oluşturmaları, kaçınılmaz olmalıdır.
 DEĞERLI ARKADAŞLAR
Biz,  bu milletin tarihiyiz,  aslıyız,  inancıyız,  umuduyuz.
 
Biz rakamlara sığmayacak kadar  büyük  bir davanın  mensuplarıyız.
 
Yıkılanı  onarmak, döküleni  toplamak  yine  bize düşüyor.
 
 Bu yüzden en zor  şartlarda  bile inancımızı,  kararlılığımızı  asla  yitirmedik. Bundan  sonra  da,  inşallah yitirmeyeceğiz.
 
Bu aziz  millete  sevgimizden, bu mübarek vatana bağlılığımızdan dolayı,  aynı  aşk  ve  aynı  heyecanla hizmete  devam edeceğiz
 
Durmak, yorulmak, ümitsizliğe düşmek  bize yakışmaz.
 
Ayakta demir çarık,elde çelik asa yine  koşuşturacağız.
 
Bu inanç  ve  şuurla  yeni  bir çalışma  dönemine giriyoruz.
 
Bu yeni  dönemde  de en  büyük  gücümüz, yine  sizin sarsılmaz  inanç,  azim ve  kararlılığınız  olacaktır.
 
Hiç şüpheniz  olmasın ;  yarınlar bizimdir. Yarınlar  Diyanet –Sen’ indir.

DEGERLi KARDEŞLERiM
 
Diyanet- Sen olarak, ülkenin  ikbal  ve  istikbalini,  her  zaman  kendi  ikbal  ve istikbalimizden  önde  tuttuk.
 
Siyasi hesaplar yaparak, kimseye tuzak kurmadık.
 
Birlikte yola çıktıklarımızı yolda bulduklarımıza satmadık.
Gizli  kapaklı işler  yapmadık.
 
Göründüğümüz gibi  olduk, olduğumuz gibi göründük
Gün  geldi engellendik, yasaklandık.
 
Ama  tek  bir taş  atmadık. Tek bir  kem  söz  dahi  söylemedik.
 
 Korktuğumuzdan değil, milletimize olan  sevdamızdan dolayı  göz  yaşımızı gönlümüze akıttık.
 
"Bugünler geçicidir" dedik
Biz  bedel  ödedik, ama  asla  milletimize, ülkemize, hiçbir  bedel ödetmedik.
Bir  şey  ki  benim  lehime, fakat  ailemin aleyhine ise  ona  lanet  olsun.
Bir  şey  ki  ailemin lehine fakat milletimin aleyhine ise  ona  da  lanet  olsun.
 
Bir  şey  ki  milletimin lehine fakat insanlığın aleyhine ise  ona  da  lanet olsun
 
BİZ ADAMIN  HAK VE BATIL MÜCADELESiNDEKi  DURUŞUNA BAKARlZ
 
Çünkü “La” demesini bilmeyen “illa” diyemez.
 
Tarihi, güce teslim olanlar değil, güce karşı koyanlar  değiştirebilir.
 
Eğer Alparslan güce teslim olsaydı, Malazgirt zaferi olamazdı.
 
Eğer Fatih, güce teslim olsaydı yeni bir çağ açamazdı.
 
Eğer AKİF İNAN, AHMET YILDIZ güce teslim olsaydı, Memur-Sen’in, Diyanet- Sen’in erdemliler hareketi olmazdı.
 
Kapı kapı dolaşacağız. Gerçekleri milletimize anlatacağız.

Bunu yaparken kimseye gülden ağır söz söylemeyeceğiz.
 
Çünkü; ırkı, dili, düşüncesi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, bu topraklarda yaşayan herkes bizim kardeşimizdir.
 
 Bizler, aynı bahçenin gülleri, aynı milletin evlatlarıyız.
Bu ulvi görevde, ne olursa olsun, kararlılığımızı asla yitirmeyeceğiz.
 
Karşımıza mezar taşımızı dikseler bile zerre kadar tereddüt etmeyecek,  yolumuzdan asla dönmeyeceğiz.
 
AZiZ KARDEŞLERiM, SEVGİLİ DAVA ARKADAŞLARIM,

Bundan dört yıl evvel yine bu salonda yeni yol haritamızı çizerken sizlere söz vermiştik.
 
Dört yılın sonunda sizlerin karşısına verdiği sözleri  harfiyen yerine getiren bir genel başkan olarak çıkmanın saadetini ve mutluluğunu yaşıyorum.
 
Evet,  bu gün burda bütün kazanımlarımızı ifade etmek gibi bir niyetim yok. Konuşma kitapçığımda kazanımlarımızla ilgili bölüm mevcut. Ben zamanınızı almamak için burda tekrar etmiyorum.

 Ama özellikle bir hususa değinmek ve bu konuda teşkilatımızın saha liderleri olan sizlere özellikle hep  söylediğimizi,  yine  söylüyorum.

 Bakmayın  siz Türkiye'de onlarca sendika olduğuna.

 Bu ülkede  gerçekte sadece  iki tane  sendika vardır.
 
Birisi  Diyanet- Sen,  öbürü  ise  diğerleri, diğerleri…
 
Bu gün saymaya zamanımızın yetmediği kadar çok  kazanımın olması  sizlerin, bizlerin kısaca Diyanet-Sen’in eseridir. 

Emeğimizi zayi etmeyelim.

Bizim emeğimiz üzerinden rakiplerimizin palazlanmasına ne izin verelim ne de göz yumalım.

Diğer sendikalar,  bizim kazanımlarımızı sahiplenmek için her türlü yolu deniyor, farklı entrikalar ortaya koyuyor.
Fotoğraf çektirmeyi mektup yazmayı sendikacılık zannediyorlar.

 Gece gündüz demeden, ailelerimizi, eşlerimizi, evlerimizi, çocuklarımızı ihmal ederek ya da onların fedakarlıklarına sığınarak elde ettiğimiz kazanımları kendi malları gibi göstermelerine fırsat vermemek de hepimizin ortak sorumluluğudur.

 Özellikle 2004 yılından bu yana ne elde edilmişse bizim eserimizdir. Hayal dahi edemedikleri kazanımlarımızı kendilerine mal etmek isteyenler, dün olduğu gibi bugün de yarın da olacaktır.

 Ancak, onlar, emeğini zayi ettirmeme kararlılığımızla elleri boş dönecek, emellerine ulaşamayacaktır.
Biz emeğimizi de, ekmeğimizi de, eserimizi de kimseye çaldırmayız.
 
 AZİZ KARDEŞLERİM

Peki  şimdi  bunları  niye  söylüyorum.
 İşte  o Mehmet Bayraktutar, Cenab-ı Allah'ın takdiri  ve  sizlerin  teveccühüyle bundan  4 yıl önce  Diyanet -Sen Genel  Başkanlığına getirildi.
 
 Bütün  samimiyetimle söylüyorum, bu  görev hayatımın  en  onurlu ve en  şerefli görevidir.
 
 
Bu süreçte elbette  eksikliklerim  olmuş  olabilir.Kusurlarım olmuş  olabilir. Ama  Cenab-ı Allah  şahidimdir  ki, takatim  yettiğince koşmaya çalıştım. Gücüm  yettiğince düzeltmeye, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Davamıza hizmet  etmeye çalıştım.
 
Bizler  öyle  büyük  bir davanın  mensuplarıyız ki, hiç kimse  bu davaya  şeref ve  paye  katamaz. Rahmetli Erbakan hocamızındeyimiyle :  "Ancak bu davanın    içinde yer alan şeref  bulur ifadesine Biz de diyoruz ki Diyanet-Sen davası içinde yer alan da şeref bulur.
 
 O yüzden bu davada  çaycısından, bekçisine, il başkanından genel  başkanına kadar  herkes aynı  şeref  ve  payeye sahiptir.
Hiç şüphe  yok  ki, Allah  sadıklarla  beraberdir.
 
Kardeşlerim amacımızda hedefimiz de bellidir.
 
Zulmün  değil  adaletin, sömürünün değil  hakça  paylaşımın  hakim  olduğu  Yeni  Bir Dünya’nın parçası olmaktır.
 
4 yıl önce Genel Kurulumuzda deklare ettiğimiz, Sizlere söz verdiğimiz, sizinle birlikte yük altına girdiğimiz gibi
Önümüzdeki  4 yılda da din görevlisini, vakıf çalışanını ilgilendiren her konuya, milletimizin, mazlumların vicdanını sızlatan her konuya  eğileceğiz ama hiç kimseye boyun eğmeyeceğiz. Cenab-ı Allah  bu hedefleri gerçekleştirmeyi bizlere nasip  etsin.
 
Unutmayınız ; Her  şeyin  bir bedeli  vardır.Başarı bedel  ister.Zafer bedel ister.  
 
Zaferin  bedeli,  koşuşturmadır, yorulmadır,alın teridir.
 
AZİZ KARDEŞLERİM

Diyanet-Sen inandığı doğruları en gür sesle söylemeye devam edecektir. Hiç kimse bizim hakkı söylememize engel olamaz. Hak yolunda susarsak namerdiz.
 
Kıymetli Yol Arkadaşlarım

Diyanet-Sen kazanınca, herkes kazanacak. Diyanet-Sen Türkiye için bir pusula, Memur-Sen için bir rehber olacaktır.
 
Ve İnşallah bu seçimde Diyanet-Sen Kazanacak.

Çünkü;
Diyanet-SEN Kazanınca, Dürüstlük Kazanacak!
Diyanet-SEN Kazanınca, Hakkaniyet Kazanacak!
Doğruluk Kazanacak!
Samimiyet Kazanacak!
Emek Kazanacak!
Sevgi Kazanacak!
Saygı Kazanacak!
Diyanet-SEN Kazanınca, Herkes Kazanacak!
Diyanet-SEN Kazanınca, Türkiye Kazanacak!
Var mısınız, Diyanet-SEN’in Kazanması için var gücümüzle çalışmaya?
Var mısınız, Diyanet-SEN’ni yüz bine ulaştırmaya?
Var  mısınız, Gece gündüz kapı  kapı dolaşmaya
Var mısınız hayra motor şerre fren olmaya?
Var mısınız, yeniden büyük Türkiye’yi kurmaya?
Var mısınız Yeni Bir Dünya için ayağa kalkmaya?
Öyleyse buyurun.. Hepinizi ayağa kalkmaya davet ediyorum.

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN  !!!!!!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
reis 2 yıl önce

Bayraktutar tirbüne oynuyorsun Allah tan kork görevliler umrunda değil.inşallah yakında gidersin kurtuluruz sende.

Avatar
Adalet 2 yıl önce

3 milyon memuru kendi çıkarlarınız Uğruna, milletvekili olma Uğruna nâsı sattınız. Siz bu sendikada ne yaptınız ki orada da yapacaksınız. Bunca iyi niyetli görevliler sİze Hakk'ını helal edecekmi sanıyorsunuz. Işiniz çamur atma. Siz bu partiye yakışmıyorsunuz. Zaten kazanamıyacaksınız. Sendikaya da zarar veriyorsunuz. Elinizi ayağınızı artık çekin. Kendinizi nefret ettirmeyin.