İnsanların birbirlerini sevmeleri çok mu zor?
İNSANLARIN BİRBİRLERİNİ SEVMELERİ ÇOK MU ZOR?
 
Hiçbir bedel ödemeden elde edilecek olan bir kazançtır insanların birbirlerini sevmeleri. Hem sevmek ve sevilmek mutluluğun da ilk basamağıdır. Allah Resulü (s.a.v);
 
 “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” buyurmaktadır. Yunus Emre de;
 
“Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için
 
Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” asırlar önce insanların niçin dünyaya geldiklerini bu şekilde dile getirmiştir. Hz. Mevlana da;
 
“Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.”
 
Söylenilmiş olan bu güzel sözlere baktığımız zaman, sevgiden ne anlaşılması gerektiği de ortaya çıkacaktır aslında. Mesela cennete girmenin şartının İman, İmanın olmazsa olmazının da birbirimizi sevmek olduğunu bizlere bildiren Allah Resulü (s.a.v), yaşadığımız dünya hayatının bütün sıkıntılarına çare olacak ilacı bizlere bildirmiştir. İNSANLARIN BİRBİRLERİNİ SEVMELERİ. Hem de hiçbir zorluğu olmayan bir reçete. İnsanlık tarihi, insanların birbirlerini sevdiği vakit, zerre kadar huzursuzluğun olmadığı zamanı da görmüştür. Asrı Saadet Devri. Evet,  Efendimiz (a.s)’in ilahi emirler doğrultusunda oluşturduğu o güzide topluluk, sevmenin nasıl olacağını ve sonucunun da ne kadar güzel olduğunu göstermiştir insanlık âlemine. Elbette sevgi, sadece Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanma amaçlı olduğu takdirde bir mana ifade edecektir. Aksi halde sadece dünya menfaati karşılığında olduğu zaman, o sevginin ömrü menfaat bitinceye kadardır.
 
Günümüz dünyasında ne yazık ki, sevmeye ve sevilmeye muhtaçtır bütün insanlık. O sevgi olmadığı için karı-koca, ebeyn-evlat, eş-dost-akraba, komşu ve elhasıl insanlık arasında olması gereken muhabbet bir türlü gerçekleştirilememektedir. Sevgide mihenk taşı Allah ve Resulü olması gerekirken; ırk, dil ve siyasi görüş ölçü olarak kabul gördüğünden, birleştirmenin yerini ayrıştırma ve ötekileştirme almıştır. Halbuki yaratılanı yaradan dan ötürü sevmemiz en büyük görevimiz değil mi?En basitinden herhangi bir oluşum gerçekleştirildiğinde, muhalifler tarafından kişiler ile ilgili söylenmedik laf ve iftiralar kalmamakta, engellemek için her yol mubah görülmekte,  Şucu-bucu gibi belden aşağıya vurmak suretiyle halisane yola çıkanların önü kesilmek istenmektedir. Bu hezeyan içerisinde olanlar da maalesef güya dini bütün ve aynı zamanda inançlı olduklarını iddia eden kimselerdir.
 
Coğrafi olarak etrafımız ateş çemberi. Müslümanların olduğu yerlerin tamamı kan deryası halini aldı, İslam ülkeleri dâhil. Gün geçmiyor ki,  hanelere ateş düşmesin, yürekler dağlanmasın ve analar ağlamasın.
 
Bununla beraber, maddi konularda asgari müşterekte anlaşan insanlık âlemi; dil, ırk ve siyasi görüşleri bahane ederek birbirlerini sevme konusunda niçin anlaşamamaktadır.
 
Oysa yeryüzünde bulunan bütün insanlığın atası Hz. Âdem’dir. Âdem ise topraktandır.  Dolayısıyla bütün insanların birbirlerine karşı toprak gibi tevazu ve bereketli olma sorumluluğu vardır. Bir gün Hasan'ı Basriye sorarlar. Tevazu nedir? diye. Hasan'ı Basri'de
 
"Bir insanın evinden çıktığında dönene kadar karşılaştığı bütün insanları kendinden üstün görmesidir. Diye cevap verir.
 
O halde Teneffüs edilen oksijen müşterektir. Yağmur herkesin üzerine yağmakta, güneş ayrım yapmaksızın bütün canlıların üzerine doğmakta, dünya âleminde insan, yaratılmışların en üstünü olma şerefine nail olmuştur. Buna rağmen.
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ARZU TÜRKER 1 yıl önce

S.A Sayın hocam günümüz müslümanlarının bu konuda çok büyük eksikliği var.Bu konu halledilse zaten diğer sorunların üstesinden geleceğiz.Çok güzel bir konuya değinmişsiniz Allah(cc)Razı Olsun.