İstanbul fethini anlamak

İnsanlık tarihinde kırılma noktası olarak değerlendirilen ve bir çağın kapanmasıyla yeni bir çağın açılmasına milat olan zaman dilimlerinden birisi de, 561.yıl dönümünü kutladığımız İstanbul’un Fethidir.

Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan yolun İstanbul’dan geçmesi ve Bizans’ın Anadolu Beyliklerini Osmanlı’ya karşı kışkırtmaları, ecdadımızın kendi kabuğunu yırtarak daha geniş coğrafya’ya sahip olma isteği, ekonomik olarak daha müreffeh seviyeye yükselme arzusu ve Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’in müjdesine nail olma çabası İstanbul’un fethinin önemini artırmıştır.

İlhamını inandığı İslam Dini’nde alan ecdadımız, icat ettikleri topları karadan denize indirerek yıkılmaz zannedilen İstanbul surlarını top mermileriyle delik deşik etmişler ve burçlara şanlı sancağımızı dikmişlerdir. Fetih sonrası, İstanbul’da bulunan gayri Müslimlere, inançlarını rahatça yaşayabileceklerini ve ibadethanelerine dokunulmayacağını ferman buyuran Fatih Sultan Mehmet Han, Adalet, ilim, irfan ve ahlaki manada da gönülleri fethederek İstanbul ve Balkanlar’da asimile yoluna gitmemiş kimsenin de diline karışmamıştır. Bununla beraber sağladığı adalet anlayışı ve kardeşlik duygusuyla da batılı bir müsteşrikin ifadesiyle bir tek zabıtalık olayın dahi olmamasını sağlamıştır.Şehrin temizliğini en ince noktalarına kadar düşünmüş, sadece insanlığın değil bütün canlıların da ihtiyacını karşılayacak vakıflar kurmuştur. Esnaf ahlakı o kadar gelişmiş ki; siftah yapan bir bakkal, ikinci müşterisini siftah yapması için komşu dükkâna gönderme erdemliğini göstermiştir.

Balkan ülkelerine gönderdiği yüksek seciyeli akıncılarla da en güzel örneği dünya tarihine nakşetmiştir. Zira her konuda örnek bir yaşam sergileyen akıncı güçlerin hal ve hareketleri dikkat çekmiş ve bütün balkan ülkeleri bir kılıç dahi sallanmadan “başımızda kardinal külahını görmektense Osmanlı fesini takarız ondan daha iyi” diyerek Müslüman olmuşlardır.
İstanbul’un Fethi ile Yüzyıllarca süregelen Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) tarihe karışmış, Osmanlı Devleti bir dünya devleti haline gelmiş ve en önemlisi de Allah inancının karşısında hiçbir gücün payidar olamayacağının ispatı olmuştur. Aynı zamanda Avrupa’da coğrafi keşiflerin başlamasının yolları açılmış, Balkanlar yeni bir düzenle tanışmış ve insanlar bir arada yaşama kültürüne sahip olmuşlardır.

Ancak, her konuda ilerleyen Osmanlıyı topla tüfekle durduramayacağını anlayan Haçlı zihniyeti, aziz milletimizin ilerlemesini durdurmak ve yeniden “hasta adam” konumuna düşürmek için sürekli planlar yaparak, milli ve manevi değerlerimizden bizleri uzaklaştırmaya çalışmıştır. Batının pörsümüş adetlerini baş tacı edenler bu şekilde haçlı zihniyetinin işlerini kolaylaştırmıştır. Geldiğimiz nokta itibariyle, ilhamını geçmişinden alıp yeniden fetih ruhuna dönmemiz gerekmektedir. Maddi alanda her türlü doyuma ulaşan lakin gönüllerin fethedilerek milli ve manevi aşının yeniden yapılması için biz Diyanet ve Milli Eğitim camiasına çok önemli görevler düşmektedir. Sadece İstanbul’u değil milli ve manevi değerlerin tamamını bizlere emanet olarak bırakan ecdadımıza layık olmak ve almış olduğumuz emanetleri bizim de bizden sonra gelecek nesillere aktarmamız en büyük görevlerimizdendir. Çok milletli ve çok çeşitli dilleri konuşan insanları, kültürleri farklı farklı olmasına rağmen bir arada tutmanın yollarını bizim de bilmemiz elzemdir. İslam dinin son kalası durumunda olan cennet vatanımıza ve necip milletimize zarar verecek bütün zararlı akımları ellerimizin tersi ile itmemiz gerekmektedir.

Bu vesile ile Tüm Memur-Sen Konfederasyonu ve Diva-Sen aileleri olarak İstanbul’un Fethinin 561. Yılını kutlar, aziz milletimizin birlik ve beraberliğine vesile olmasını diler, cennet vatanımızı canlarını uğrunda seve seve vererek bizlere emanet eden aziz ecdadımızı hürmetle anar selam ve saygılarımı sunarım.

Anahtar Kelimeler:
DiyanetDinihaberler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol