Üniversite yıllarında kıymetli bir hocamız vardı. Okuma programlarımız konusunda bize fikir verir, başımız dara düştüğünde onun kapısını çalardık. Hocamızın hadis okumalarımız için dediği bir sözü hiç unutmam. “Anlamadığınız sahih bir hadis için peygamber as bunu nasıl söylemiş olabilir demeyin. Zihninizde bir raf oluşturun ve anlamakta zorlandığınız hadisleri oraya koyun. Zira günü gelince bu hadisleri o raftan tek tek indireceksiniz.”  Nitekim hocamızın dediği gibi sonraki yıllarda şahit olduğum bazı olaylar için “Bu hadisi o zaman böyle anlamamıştım şimdi daha iyi anladım.”  Dediğim de oldu.

         Cahit Zarifoğlu’nun “Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine değdiği zaman sokaklar ardına kadar açılacaktır.” Sözü için de aynı cümleleri kurdum şu son günlerde. Niçin mi? Birbirimizi görüyor ama dokunmuyor, konuşuyor ama duymuyoruz. Esasında biz yan yana görünüyor ama yekdiğerimizi çokça yalnız bırakıyoruz. Seslerin birbirine değmesi ise ancak muhabbet ve samimiyetle oluyor. Rahman, iki müminin arasında bir ülfet var ediyor, hayret makamında kalakalıyoruz. Ülfet ve muhabbete, en çok bizim ihtiyacımız var. Bizim yani din görevlilerinin. Tüm kırılganlığını, kırgınlığını bir gülümseme ile yamayıp yürümeye devam edenlerin ihtiyacı var…

         Hemen birkaç örnek vereyim sizlere: Erzurum’dan bir hoca hanım yazıyor. “Kuran Kursu hocaları ile ne yapabiliriz diyor?” Sesini duymuyorum ama belli ki tedirgin. Kimle neyi nasıl yapacağız endişesini taşıyor. Öbür taraftan bir şeyler yapma gayretinde. Üç kişinin de bir cemaat olduğunu hatırlatıyoruz birbirimize. Az olabilir belki ama çevremizde diyalog kurduğumuz gönül gönüle sohbet ettiğimiz birkaç hoca hanımın olmasını önemsiyorum ben.

         İzmir’den bir başka kardeşim aynı zamanda meslektaşım soruyor. Yaz kursunda okul öncesi öğrencileri ile beraber olduğunu söylüyor. Paniklemiş görüyorum onu. İlk etapta yapılması gerekenleri muhabbetle harmanlayıp hızla konuşuyoruz. Sohbet bittiğinde adını dualarıma eklenmiş buluyorum. “Artık İzmir’de bir kardeşim var.” diyorum.

         Mardin, Maraş, Antep, Antalya, Ankara, Düzce… Liste uzayıp gidiyor. Hepimiz ayrı bir şehirde ayrı şeylerle imtihan olurken diğerimizin aynasında kendi suretimizi görüveriyoruz. İşte o zaman fark ediyoruz mesafelerin engel olmadığını. Evimiz, işimiz, ehlimiz, şehrimiz hem nimet hem imtihan olurken birbirimizle konuştukça dertlerimizi iyileşiyor buluyoruz.

         “Sen dersi nasıl işliyorsun, hanımlarla şu problemi nasıl hallediyorsun, çocukların şu yönünü çok seviyorum, bu dersi şu yöntemle anlattığımda çok verim alıyorum.” diye başladığımız konuşmalar kimi zaman hesap edemediğimiz dostluklara kapı açıyor. Aynı mesleği yapıyor olmanın ötesinde bir kardeşliğin, ülfet ve muhabbetin kapısında buluyoruz kendimizi. Yüzümüze bir tebessüm oturuyor, hamd ediyoruz bizleri tanıştıran Rahman’a.

         Yani dostlar demem o ki; bizler iyi geliyoruz birbirimize. Daraldığımız bir an “ Hocam sizin için dua ediyorum.” Diyen birinin varlığını hatırlayıp yeniden güç bulabiliyoruz pes etmemeye. Yahut bu tanışmalar vesilesi ile kulluğumuzu, mesleğimizi kimi zaman evlatlığımızı, komşuluğumuzu hakkıyla yerine getirmek üzere daha bir gayret sarf ediyoruz. Bir hoca hanımın gayreti, duası kimi zaman bir köyü, ilçeyi hatta ondan kilometrelerce uzakta olan bir başka hoca hanımı ayağa kaldırmaya yetiyor. Unutmamamız gerekiyor cemaatimiz, öğrencilerimiz, mahallede komşularımız bizi nasıl dikkatle takip ediyorsa meslektaşlarımız da bize öyle bakıyor.

         Kimse ses vermiyor, görmüyor, herkes kendi âleminde demek yerine ben kimi görüyorum, kime elimi uzatıyorum, hangi kardeşime hayırda örnek oluyorum, yüreğimi ne kadar genişlettim diyebilmek gerekiyor. Görülmeyi beklemek, bize verilecek selamlara kulak kabartmak yerine etrafımıza biraz bakmamız gerekiyor. Etrafımıza yani yan sınıfta ders işleyen hoca hanıma, bize en yakın kursta görev yapana, evimize yakın oturana, mesela aynı ilçede çalıştığımız hoca hanımlara hatta sanal gruplarda tanıştığımız meslektaşlarımıza…

         Üstad Karakoç mucize bekleyen insanların alışkanlıklar sebebiyle dünyaya karşı hayretten yoksun olduklarını söylüyordu. Biz birbirimize hayretle bakmayı başarabilirsek öğreneceğimiz çok şey çıkacak ortaya. Biz farklılıklarımızdaki rahmeti görüp şükretmeye, ders almaya başladığımızda mucizeler bir bir gerçekleşmeyecek mi?

         Birbirimize ses verelim, gülümseyelim, bir adım atalım, bir kucak açalım ve görelim Rahman olan Allah kalpleri hayır üzere nasıl da birleştiriyor, işlerimiz nasıl da güzelleşiyor, bereket sağanak sağanak nasıl boşalıyor üzerimize…

       Şimdi bir an durup düşünelim, sesimiz kaç kişiye değiyor?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.