Herkesin bir Şeytanı vardır.

Benimde mi, demeyin!


Evet… Sizin de, benim de, onun da, herkesin de,  mutlaka bir Şeytanı vardır!


Şeytan, kötülüğe çağıran his, duygu, düşünce, kurgu, dürtü, vesvese, nesne, her türlü eylem ve bu işlevi gören, bu işleve destek veren her türlü davranış ve yaratıkların ortak adıdır.

Kur’ân ve Sünnet’te şeytanın tasviri şöyle:

“Ey iman edenler! Şeytanın peşinden gitmeyin. Kim şeytanın peşinden giderse bilsin ki o, daima çirkin ve kötü şeyleri telkin eder…” (Nûr, 24/21)

“Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri ‘Şeytan’dan diğeri ‘Melek’ten olmak üzere yanından ayrılmayan iki ‘karin’ (yakın) tayin edilmiş olmasın!” buyuran Hz. Peygamber’e, Sahabiler: “Ya Resûlüllah, sana da bir ‘karin’ (yakın) tayin edilmiş midir?” diye sorduklarında, Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Evet, bana da! Ancak Allah, ona karşı bana yardım etti de, o bana boyun eğdi.”  (Müslim, c.8, H. No: 2814, s. 342)

Âdem’den önce yaratılmış olan o şerli yaratığın işi, insanları ahlak, iyilik, fazilet ve erdemden uzaklaştırmak suretiyle, dini, ahlaki ve insani değerleri önemsiz kılmak, aşağılamak; her türlü sapıklığı, sapkınlığı, azgınlığı, fenalığı, kötülüğü, haksızlığı, gayri meşru ilişkileri ve gayri meşru eylemleri cazip göstermek suretiyle Âdemoğullarını doğru yoldan saptırmaktır.

Böylesi heyula ve sapkın bir yaratığın karşısında sınav verme konumunda olan Âdemin çocuklarının görevi de, Şeytanın vesveselerine ve yaldızlı yalanlarına kanmadan, aldanmadan, eğilmeden, bükülmeden durabilmek, mücadele etmektir.

Bu yüzden denilmiştir ki: Yeryüzündeki asıl pehlivan, asıl büyük insan, Şeytanına galip gelmesini bilen insandır… Asıl pehlivan, nefsini yenen kişidir.

Peki, Şeytanı nasıl yenebiliriz? Ve ona, neden, niçin yeniliriz?

İşte, her insanın merak ettiği iki önemli soru!

İnsanlık tarihi kadar kadim ve eskimeyen soru!

Cevabı mı…?  Aşağıdaki Hikâyede…

Allah’a ibadetle vaktini geçiren, ibadetten haz duyan, namaz ve zikirle meşgul olmayı hayatının temel gayesi kabul eden genç bir adama, bir gün bazı insanlar gelerek:

“Sen, devamlı ibadetle meşgul olan bir kimsesin, bu güzel bir şey, ama memleketimizde ağaca tapan insanlar var,  bazıları, falanca yerdeki ağaca put diye tapıyorlar, toplumumuzda putperestlik yaygınlaşmaya başladı, öncelikle buna mani olmak, bunu önlemek lazım” diye müracaat ederler… 

Bu duruma tepki gösteren, kızan ve son derece öfkelenen âbid (ibadet eden kişi), baltayı omzuna alarak ağacı kesmek üzere yola çıktı… Yolda, şeyh suretinde, Şeytan ile karşılaştı, Şeytan, bu genç adama “nereye gittiğini” sorunca, “insanların tapındığı bir ağacı  kesmeye gidiyorum” diye cevap verdi.

Şeytan:

“Sana ne bundan? Başka işin yok mu? İbadetini bıraktın da şimdi ağacı kesmeye mi gidiyorsun? Sen bu konuda vazifeli değilsin, hem böyle bir görevi sana Allah mı verdi, Peygamber mi verdi? Sana ne bundan?  Sen, ibadetine dön, böyle şeylerle ilgilenme!” dedi.

Âbid:

“Bu da bir çeşit ibadettir, hem insanların bazıları ağaca taparken, öncelikle buna engel olmak lazım” dedi.

Şeytan:

“Ben bu ağacı kesmek isteyene izin vermem!” deyince, dövüştüler. Kısa bir  mücadelenin sonunda âbid, Şeytanı rahatlıkla yenerek göğsü üzerine oturdu.

Şeytan:

“Beni bırak, sana söyleyeceklerim var, bir teklifim olacak, iyi dinle, sen bu işten sorumlu değilsin! Sen kendin ağaca tapmıyorsun ki, başkasından sana ne? Allah’ın yeryüzünde bu kadar peygamberleri mevcut, dilerse buraya da bir peygamber gönderir ve ağacı ona yıktırır” dedi.

Âbid:

“Hayır, olmaz, bu ağacı mutlaka ben yıkacağım!” dedi ve tekrar şeytan ile boğuşmaya başladılar. İkinci defa yine genç adam Şeytanı yendi, hatta göğsü üzerine oturdu, bunun üzerine Şeytan dedi ki:

“Beni bırak! Sana öyle bir teklifte bulunacağım ki, bu hem senin ve hem de benim hakkımda daha hayırlı olacak!” 

Bunun üzerine âbid, Şeytanı bıraktı ve sordu:

“Söyle bakalım, teklifin nedir?”

Şeytan, dedi ki:

“Zannımca sen fakir bir kimsesin. Çoluk çocuğunun ihtiyaçları çok... Bu, zor bir hayat, zor bir durum! Zengin olsan, üstelik başkalarına da yardım edebilecek bir servete sahip olsan, bundan sonraki hayatını böyle sürdürsen daha iyi olmaz mı?  Zengin olmayı istemez misin?”

Âbid, “Evet, elbette isterim, kim istemez zengin ve varlıklı olmayı?” diye cevap verince, Şeytan:

“O halde sen bu ağacı kesmekten vazgeç… Evine dön… Eğer böyle yaparsan, her sabah senin yatağının başucuna iki altın bırakırım, bunları hem istediğin gibi harcar hem de dilediğin kişilere, ailene ve yoksullara dağıtırsın,.. Bu durum senin için ağacı kesmekten çok daha hayırlı olur” dedi, “çünkü ağacı kesmenin, ağaca tapanlara bir zararı olmayacağı gibi, ağaca tapmayanlara da bir kârı olmayacaktır, böyle gereksiz, faydasız bir işle neden meşgul olacaksın ki?

Âbid, bir süre düşündükten sonra…

“Bu ihtiyar doğru söylüyor, ben peygamber değilim ki bu ağacı kesmek mecburiyetinde olayım, Allah Teâlâ bana bu ağacı kesme emri vermedi ki, kesmemekle O’na asi olmuş olayım, bu ihtiyarın sözleri doğruysa, gerçekten her gün iki altın kazanacaksam, ne diye bu fırsatı kaçırayım! Evet… Bu teklif benim için son derece faydalı ve kârlıdır” diyerek yaşlı adamla anlaşmaya vardı ve geri döndü.

Nitekim o akşam yattı, sabahleyin başucunda iki altın buldu. Ertesi sabah da aynı vaziyette iki altın daha buldu. Belli bir süre, böyle her sabah altınları bulan ve bundan son derece keyif alan genç adam bir sabah baktı ki, yastığın altında altın falan yok, yaklaşık bir hafta boyunca aynı minval üzere devam etti ve altınların gelişi kesildi.

Altınların gelişinin kesilmesi üzerine, âbid, hiddet ve kızgınlıkla yine baltayı omuzladı, ağacı kesmek üzere yola çıktı,  yolda yine aynı ihtiyarla karşılaştı, bu defa yaşlı bir şeyh kılığında onu karşılayan Şeytan, kendisine, nereye gitmekte olduğunu sordu, Âbid:

“İnsanların tapındığı ağacı kesmeye gidiyorum” dedi, bunun üzerine ihtiyar:

“Geçmiş olsun, sen onu artık kesemezsin, buna izin vermem” dedi, “artık bana da, ağacı kesmeye de gücün yetmez!

Bunun üzerine dövüşmeye başladılar. Yine alt alta üst üste boğuştular. Ama bu defa ihtiyar, âbidi, ayaklarının altına alarak onunla kuş gibi oynamaya başladı ve ona:

“Ya bu fikrinden vazgeçersin, ya da seni boğazlarım” dedi.

Âbid, aciz kalmıştı… Daha önce hiç zorlanmadan yendiği ihtiyar, şimdi onu kolaylıkla bertaraf ediyordu! Ona karşı bir şey yapamayacağını anlayınca, ihtiyara:

“Beni bırak” dedi, “bana, ilk önce sana nasıl galip geldiğimi ve şimdi senin beni nasıl yendiğini, ne olur söyle!”

Şeytan gülerek dedi ki:

“İlk hiddet ve çıkışın Allah içindi, niyetin temiz ve halis idi, niyetin Allah rızası içindi. Bu nedenle Allah sana yardım etti ve galip geldin. Fakat şimdi yola çıkış nedenin, menfaat ve dünyalık içindir, altınlar gelmiyor diye ayaklandın, kızdın, bu nedenle baltayı omzuna aldın.  İşte bu sebeple, bana gücün yetmiyor ve artık yetmesi de mümkün değil…” (Gazali, İhyâ,c.4,s.477- 478

Değerli okurlar!

İşte gördünüz! Her şey apaçık ortada

Şeytana neden yenildiğimiz, niçin yenildiğimiz ve onu nasıl yenebileceğimiz anlatılıyor, bu öyküde… Bu devasa soruların, cevapları ve ipuçları açıklanıyor

Aşağıda sunulan hadislerde de, bu hikâyenin özü ve esprisiyle örtüşen hakikatler açıklanmaktadır:

“Âdemoğluna Şeytan da Melek de yaklaşır. Şeytanın yaklaşması, kötülüğe yönlendirmek ve hakkı yalanlatmak şeklindedir. Meleğin yaklaşması ise iyiliğe yönlendirmek ve hakkı doğrulatmak şeklindedir. Kim böyle (Meleğin telkinini hissederse bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamdetsin. Kim de diğerini (Şeytanın vesvesesini) hissederse, taşlanmış ve kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınsın.” (Tirmizi, Tefsiru’l Kur’ân 2)

“Dikkat edin! İnsan vücudunda öyle bir organ vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (Buhari, İman 39)

İnsanın iç dünyasından gelen, açıkça hissedilen, iki farklı ses vardır. Her insan için bu böyledir…

Biri hayra çağırır, biri şerre…

Biri Rahmânî, diğeri şeytanî

Rahmâni ses, Allah’tandır, insana o sesi, melekler taşır…

Şeytani sesin kaynağı ise, nefis ve Şeytandır…

Yusuf peygamberin deyişi ile: “Muhakkak ki nefis aşırı derecede kötülüğü emreder” (Yusuf, 12/53

Sen, sen ol, Rahmânî sese/meleklerin sesine kulak ver, o sesi dinle…

Kazanırsın…

Şeytanın sesine de kulaklarını tıka! Onun şerrinden Allah’a sığın!


Ve daima, her işini/ amelini içtenlikle yap

Niyetin temiz olsun…

Her zaman ihlâsı gözet

Kalbini bozma!

Dünyada da ahrette de mutlu olmak istiyorsan, böyle davran…

Yüce Allah’ın: “Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır” (Bakara, 2/168) buyruğunu unutma…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.