Nihayet günün son dersinin son dakikalarına gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. 

Öğrenciler, bir taraftan zilin çalmasını beklerken diğer taraftan da defter ve kitaplarını çantalarına koymanın telaşındaydılar. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için herkeste bir sabırsızlık vardı. Çantasını alan dışarı çıkıyordu. Yalnız, oda ne! Emre, çıkmak için hiçbir hazırlık yapmamıştı. Hazırlık yapması şöyle sanki gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.

Arkadaşlarının gitmesini bekleyen Emre, ağır ağır eşyalarını toparlayarak, göz ucuyla da öğretmenine bakıyordu.
Onun bu farklı davranışına bir anlam veremeyen Züleyha Öğretmen; 
-Hayrola Emre! Eve gitmeyecek misin?” Diye sordu.
Emre, son arkadaşının da çıktığını görünce Öğretmenine dönerek cevap verdi;
-Sizinle konuşmak istiyordum Öğretmenim.

Züleyha Öğretmen:
-Peki, Ne söyleyeceksin bakalım?
Emre;
-Arkadaşımız Ahmet var ya...
Züleyha Öğretmen:
-Evet, ne olmuş Ahmet'e?
Emre;
-Durumları pekiyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
Züleyha Öğretmen:
-Eee? 
Emre;
-Ona yardım etmek istiyorum Öğretmenim. Ama benim yardım ettiğimi bilirse çok üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz olur mu? Der ve cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp Öğretmenin masasının üzerine koyar. 

Züleyha Öğretmen, paralara dokunmadan sandalyesine oturup derin derin düşündü.

Emre hakkındaki bilgilerini şöyle bir yokladı. Bildiği kadarıyla Emre’nin ailesinin de durumu pekiyi değildi. 

Fakat bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu olmamasına rağmen yine de yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin başkaları tarafından özellikle Ahmet tarafından bilinmesini de istemiyordu.

Züleyha Öğretmen:
-Dur bakalım Emre!  Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? Acaba.
Emre:
-Doğru biliyorsunuz Öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama olsun, kendimde de çalışıyor, para kazanıyorum ya.
Züleyha Öğretmen:
-Sen, nerede çalışıyorsun?
Emre:
-Simit satıyorum Öğretmenim.
Züleyha Öğretmen,  durup derinden derinden düşündü. Emre’yi bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken de sevimli öğrencisini kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulabileceğine inanıyordu.
Züleyha Öğretmen, Emre’ye dönerek; 
-Emre’ciğim! Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
Emre:
-İşadamı olmak istiyorum, Öğretmenim.
Züleyha Öğretmen; 
-Niçin işadamı olmak istiyorsun? Diyerek sebebini sorar.
Emre;
-İnsanlara daha çok yardım etmek için Öğretmenim. 
Züleyha Öğretmen;
-Güzel. Bak şimdi Emre’ciğim! Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil ki. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı? 
Emre;
-Hayır, olmaz Öğretmenim. Ben şimdi el uzatmalıyım, şimdi yardım etmeliyim. Her şey zamanında olmalıdır.
Züleyha Öğretmen, şaşkındır. Bunca ısrarlara rağmen Emre’nin yardımda ısrarcı olmasına bir türlü anlam veremez ve nedenini sorar. 

Emre;
-Üç sebepten dolayı olmaz Öğretmenim. Der.


Birincisi: Bu para zaten benim değil, iyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede bir Hüseyin Amca var görseniz ancak inanırsınız, her gün bana gelir iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: Büyüklerimizin güzel bir sözü var;'Ağaç yaş iken eğilir.' Diye. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olacağım günlere erteler kendimi kandırmış olurum. 

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Ancak Öğretmenim! Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar ki.

Hayretler içerisinde karşısında büyük biri varmış gibi Öğrencisini dinleyen Züleyha Öğretmen;
Emre! Hepsi güzelde bu sonuncusunu pek anlayamadım.  Deyince
Emre;
-Açıklayayım Öğretmenim, dedi. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi çok zengin olmadığım için ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını edemiyorum. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim.

Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

Züleyha Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Emre’yi evine yolladı.
Kendisi de eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Emre’nin bıraktığı paraların masanın üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, Cenneti satın alabilecek paralardı. 

Züleyha Öğretmen, sanki hiç bırakmayacakmış gibi sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Züleyha Öğretmen. 

İçi doldu, tarifi imkânsız duygulara boğuldu. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı... Ağladı... Ağladı.

Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık Efendi, Züleyha Öğretmenin; 'Bozuk simit paraları ile cenneti satın almak, bozuk simit paraları ile cenneti satın almak' diye sayıkladığını duydu. Bekçinin; 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Züleyha Öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına çoktan karışıvermişti.

Şimdi ellerimizi bir kere daha vicdanlarımıza götürerek hakikaten Emre’den utanmışsak, dünyanın mağdur ve mazlumları özellikle de HALEB’in yetimleri için bir kere daha ayağa kalkalım. HALEP yazıp 5601’e oturduğumuz sıcak yerlerimizden 10 Tl karşılığında bir mesajımız olsun.

Maddî durumlarımıza bakmadan iki tane ekmek alıp bölgemizdeki bir fakirin kapısına bırakalım.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğumuza ayakkabı alalım. Maddî ihtiyacı olan bir akrabamıza yardım edelim. Yeter ki boş durmayalım.

Unutmayın; " Ekmeği paylaşmak, ekmekten daha lezzetlidir.”
Selam ve dualarla…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner220