Sayın Dostum!

Sevgili okuyucu, “Bir Bilen Dostum” ile mutluluk ve kalp huzuru üzerine yaptığımız bu üçüncü sohbetimizde bendeniz ev ödevimi anlatmaya devam ediyorum.

Şöyle başladım sözlerime:

“Kıymetli Dostum, önceki sohbetimizde size ünlü felsefecimiz Filibeli Ahmet Hilmi’nin,(1865-1914) Amâk-ı Hayal” adlı eserinden bir bölüm okuyacağımı söylemiş ve siz de dinleme lütfunda bulunacağınıza dair söz vermiştiniz.

Unutmadınız değil mi?
Tebessüm etti ve:

“Üstadım, unutur muyum hiç. Buyurun sizi dinliyorum,” dedi ve bir yandan çayını yudumluyor, bir yandan da gözleri İstanbul boğazından geçen gemi ve vapurları seyrederken  pür dikkat beni dinlemeye hazırlanıyordu.
  
Ben de “Sayın Dostum,” diyerek başladım anlatmaya: “Merhum Filibeli” eserinde gördüğü bir rüyayı anlatırken bize felsefe tarihinin filozoflarının ve peygamberlerin sunduğu mutluluk arayışlarını ve reçetelerini özetliyor. Size konuyu kaynağından okumak isterim. Şöyle diyor merhum Filibeli:

-Dalmışım:

-“Dalmışım. Kendimi büyük bir sarayın içinde çok küçük bir pencerenin önünde ve bu pencereden binlerce kişiyi alabilecek büyük bir salonu görüyorum.(…)Salonun içinde zümrütten ve yakuttan yapılmış oturaklar üzerinde başları taçlı, çoğunun yüzleri peçeli yüce ve kendinden emin kişiler oturuyordu.
        
Oturaklardan bir kısmı daha yüksek bir yerde ve mücevherden yapılmış olup, bunların ortasında ve hepsinden yüksek bir oturak boştu. Bu oturaklarda oturan kişilerden biri ayağa kalktı ve:

- İnsanoğlu gelmiş, bize bir soru soracakmış. Kabul ederseniz gelsin, dedi.
 Salonda hazır bulunanlar izin verdiklerini bildirdiler ve adamı içeriye aldılar.


Beşeriyet adını alan bu adam, sefil ve sakat bir zavallıydı. Giydiği eski püskü elbiseler ve sarı yüzü, salonda garip bir zıtlık ortaya koyuyordu. Başkan vekili kendisine yönelerek:

  • Ey beşeriyet! Otur, rahat et ve sor sorunu! dedi.
Beşeriyet oturmadı ve dedi ki:

- Oturmak mı, rahat etmek mi? Yazık, acaba yüz binlerce senedir oturacak, rahat edecek zaman mı buldum? Bir yandan geçim derdi, diğer taraftan bin bir türlü hastalık ve dertler rahat etmeye zaman mı bırakıyor? Bu kadar sefilken bile intihar etmeye razı olamıyorum. Ben çok alçağım, çok!

Beşeriyet hıçkırıklarla ağlıyordu. Bu durumdan son derece üzülen meclisi garip bir sessizlik kaplamıştı.
Başkan vekili:

- Mesele çok büyük. Bu sorunun çözülmesi başkanın gelmesine bağlıdır, dedi.

Niçin İntihar etmiyoruz?

Bunun üzerine beşeriyet dedi ki:
- Hiç olmazsa bu kadar sefalete niye katlandığımı, neden intihar etmediğimi anlasam?
  Salonda bulunanlardan biri ayağa kalktı ve:
-İzin verilirse bu zavallıyı teselli edeyim dedi, salondakilerin iznini alarak şöyle dedi:
Ya Rab! Hayatta nedir bu lezzet?
Hayata rapteden (bağlayan) bu garip kuvvet!
Hayat ki bi-beka, pür-derd ü keder, (Baki olmamasına, dert ve keder dolu olmasına rağmen).
Yine emel o, nedir bu hikmet?
Bir an bırakmaz insanı rahat,
Bin türlü âlâm (elemler,) derd ü maîşet ( geçim derdi.)
Çocukluğunda ağlar beşikte,
Feryatla geçer o vakti ismet! (O günahsız zaman)
Civanlığında bin türlü âmâl,   (Gençliğinde bin türlü emel)
Şeyhuhetinde bin türlü mihnet. (Yaşlılığında bin türlü mihnet)
Vakti ecelde mazi bir an.  (Ecel anında ise geçmiş hayat sanki bir an)
Bir an için mi bunca sefalet?
Hâtifî (gaipten gelen)bir ses, verdi cevabı.
Dedi: Hayatta bu zevk ü kıymet,
Akıller için seyr-i bedayi, (Akıllılar için Allah’ın yarattığı güzel eşsiz eserleri seyretmek)
Cahiller için yemekle şehvettir.”
   Beşeriyet bir ah” etti ve:

Doğru, doğru! Söyleyiniz ve acıyınız bana. Demek ki hayattan nefret ediyorum da, zevk alamıyorum, mutluluğun ve rahatlığın kıymeti nedir? Bunu söyleyiniz bana, dedi.

  Bu sırada başkan geldi ve meseleyi anladı. Salondaki üyelere:
-Buyurunuz, şu dertlinin sorusunun cevabını veriniz, dedi ve oradakilerden bazıları şöyle cevap verdiler:
 Cenab-ı Halil(olan) (Hz. İbrahim şöyle dedi:
-Mutluluk; çalışmak, kazanmak ve kazancını kendin gibi olanlarla paylaşmaktır.
Cenab-ı Kelim (olan) Hz Musa:
-Mutluluk; benliğini Firavunu tutkularından ve hırsından kurtarmaktır.
Cenab- Hz. Adem:
Mutluluk; şeytana uymamak ve Havva’ya kanmamaktır. (…)
Eflatun:
-Mutluluk, Her zaman yücelikleri düşünmekle elde edilir.
Aristo:
-Mantık! İşte mutluluk. (….)
Cenab-ı Mesih:
Mutluluk; geçmişi unutmak, içinde bulunduğun durumu hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.(…).
Hızır:

-Mutluluk; tutkuların ve hırsların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi çakan bir hayalettir.
 Bu sözler üzerine Buda kızgınlıkla ayağa kalktı:

-Ey beşeriyet! Mutluluk, yokluğun güzellik isimlerindendir. Nirvana! Ey beşeriyet, Nirvana!

   Beşeriyet, yorgun bir halde yere düştü ve:

  • Ooh! Hangisi, hangisi? diye mırıldandı.Bu sırada (tüm bunları dinleyen) başkan ayağa kalktı ve dedi ki:
-Ey beşeriyet! Mutluluk, hayatı olduğu gibi kabul etmek; ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmakla elde edilir, dedi.

Beşeriyet ayağa kalktı ve dedi ki:

-Ey Fahri âlem (âlemin övünç kaynağı olan) Hz.Muhammed! Beşeriyetin dertlerini anlayarak çözüm bulan yalnız sensin, sen!”
Velhasıl

Sevgili okuyucu! Benim Filibeli’den aldığım notları okuma faslı bitmişti. Ben okurken “Bir Bilen Dostum, cebinden bir kalem ve not defterini çıkarmış ve bazı notlar tutmuştu. Ben onun notlarını açıklamasına fırsat vermeden Koca Filozof El KİNDİ’nin “Üzüntüden Kurtulmanın Yolları” adlı eserinden de alıntılarımı okumaya devam ettim. Dilerseniz o bölümü gelecek yazımızda birlikte okuyalım…

Selam, saygı ve muhabbetlerimle…





Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol