Yazının başında şunu ifade etmek yerinde olacaktır: Bazıları, özellikle Mutezile ekolünden etkilenenler, önce kaderi yanlış tanımlarlar, sonra da İslam’ı bu yanlıştan kurtarmak kaderi yok sayarlar. Hemen şunu ifade edelim ki bir şeyin kader olması, cüz’i irade sahibi, akıllı ve hür olan insanın o hususta sorumlu olmaması anlamına gelmez.
 
Kader konusunu anlayabilmek için onun tamamlayıcısı (mütemmimi), ayrılmaz parçası (lazım-ı gayr-ı müfarıkı) ve zorunlu sonucu olan kaza konusunu da anlamak gerekir. Ayrıca hem insanın fiillerini işlerkenki niyetleriyle, hem de o fiillerin sonuçlarına ait yorum ve beklentileriyle ilgili olduğu için kader konusundan ayrı tutulamayacak olan tevekkül konusunu da ele almak icap eder.
 
Kader konusunu anlatabilmek için önce kaza ve kader kavramlarının sözlük ve terim anlamlarını bilmek gerekir:
 
Kader sözlükte; ölçü, miktar, tayin, tahsis, belirleme, belli ölçülere göre yapma anlamlarına gelir.
 
Kader terim olarak ise; Allah’ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün işlerin zamanını, yerini, kapsamını, niteliklerini ezeli ilmiyle bilmesine ve her şeyi olacağı şekilde tespit, takdir ve tahdit etmesine (sınırlamasına) denir.
 
Kaza’nın sözlük anlamı; hüküm, emir, beyan, bitirme, yaratma, bir söz veya işi yerine getirme demektir.
 
Kaza’nın terim anlamı ise; Allah’ın ezeli ilmiyle zamanını, yerini ve kapsamını bildiği işlerin; vakti gelince Allah’ın tespit, takdir ve tahdidine (sınırlamasına) uygun olarak meydana gelmesidir.
 
Kader ve kaza terimlerinin anlamlarını dikkatle okuyan her okuyucunun zihni, birçok sorunun hücumuna uğramıştır. İşte bu yazıda kader ve kaza konusuyla ilgili olarak akla gelen ve gelme ihtimali bulunan soruların cevapları aranacaktır.
 
Kaderin Mahiyet ve Hikmetini Tam Olarak Anlamak Mümkün Müdür?
 
Kaderin mahiyet ve hikmetini tam olarak anlamamız mümkün değildir. Çünkü kaderin Allah tarafından tespit, takdir ve tahdit edilmiş olmasında bizim tam olarak anlayamayacağımız (vukufiyet kesp edemeyeceğimiz) bazı sırlar vardır. Bir insanın niçin kadın veya erkek olduğunu, niçin falan ülkede ve falanca insanların çocuğu olarak dünyaya geldiğini tam olarak izah edemeyiz. Aklımızın ermediği konularda “Allah’ın hikmetinden sual olunmaz.”deriz; doğrusu da budur. Bizim açımızdan önemli olan, kaderin bütün cihetleriyle izah edilmesinden çok, insan olarak başımızdan geçen ve geçecek olan olaylardan ne kadar, nasıl ve niçin sorumlu olduğumuzu bilmektir.
 
Hangi Olaylar Kader’in Kapsamı İçine Girer?
 
Evrende olmuş ve olacak bütün gelişmeler ve olaylar kaderin kapsamı içine girer. Dünyayı, Ayı, Güneşi, gezegenleri ve bütün yıldızları Cenab-ı Hak yaratmış, yerlerini, yörüngelerini ve fonksiyonlarını tespit, takdir ve tahdit etmiştir. Allah’ın bilgisi ve iradesi dışında meydana gelen hiçbir şey yoktur. Havayı, suyu, toprağı, ateşi ve atmosferi Allah yaratmıştır. Dünyanın eğimi, yörüngesi, kendi etrafında ve güneşin etrafında dönmesi ilahi takdir neticesinde olmuştur. Böceklerin, kuşların, hayvanların, bitkilerin ve daha nice canlıların yaratılması ilahi takdirin bir parçasıdır. İnsanoğlunun yaratılarak ona ruh, akıl, irade ve nefis verilmesi kaderdir. Dünyanın insanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ayarlanması, mevsimlerin birbirini takip etmesi, gece ile gündüzün düzenli bir şekilde art arda gelmesi, hep ilahi takdirle olmuştur. Allah’ın izni olmadan ne yağmur yağar ne de bir yaprak dalından düşer. İnsanın isteğine bağlı olan ve olmayan bütün özellikleri ve işleri kaderinde olan şeylerdir. Kadın veya erkek, güçlü veya zayıf, güzel veya çirkin olmak hep kaderde olan şeylerdir. Bazı insanların âbid, bazılarının şaki; gene bazılarının âlim, bazılarının cahil olmaları da kaderin kapsamı içinde olan durumlardır. Hâsılı aklımıza gelebilecek hiçbir olay ve durum kaderin dışında mütalaa edilemez. Canlı veya cansız evrendeki bütün varlıklar ve bu varlıklara ait bütün olay ve nitelikler kaderin birer parçasıdır. Allah’ın iradesi, ilmi ve takdiri her şeyi kuşatmıştır.
 
Bu açıklamadan anlaşıldığı gibi, Soma ve benzeri facialar da kaderin kapsamı içindedir.
 
Kader Konusu Kur’an’da ve Hadislerde Nasıl Anlatılmıştır?
 
Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde kader konusu çeşitli vesilelerle anlatılmaktadır. Mutezile mezhebi mensupları imanın şartlarının beş olduğunu, kaderin imanın şartlarından olmadığını savunmuşlardır. Az olmakla birlikte günümüzde de bu görüşü savunanlar vardır. Bu görüşte olanlar, kader anlayışının kabul edilmesi halinde, kulun fiilleri sebebiyle sorumlu olamayacağını ve kaderci zihniyetin İnsanları tembelleştireceğini, dahası kötü idarecilerin kendilerini savunmak için dinî bir mazerete kavuşmuş olacaklarını iddia etmişlerdir. Oysa konuyu bu şekilde yorumlamak tamamen zorlamadır. Çünkü kaderi imanın şartlarından biri olarak kabul edenler, hem kulun cüz’i iradesi ile Allah’ın ilim sıfatını hem de konu ile ilgili ayet ve hadisleri göz önünde bulundurmuşlardır.
 
Kader konusu ile ilgili olan bazı ayetleri ve ilgili açıklamaları şöyle sıralamak mümkündür:
 
Örneğin, Hz. Musa kıssası anlatılırken, kaderden bahsedilir:
 
“...ardından da seni ciddi sınavlardan geçirmiştik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkının arasında kaldın. Sonra mukadder olduğu üzere buraya geldin ey Musa!” (20.Ta-ha–40)
 
Ayette Hz. Musa’nın ilahi takdir gereği peygamberlik mertebesine ulaştırıldığı anlatılmaktadır. Ayeti, Hz. Musa’nın peygamberlik görevi için takdir edilmiş güne ulaştırıldığı şeklinde anlamak da mümkündür. Her iki halde de Allah’ın tayin, tahsis ve takdiri söz konusudur.
 
Aşağıdaki ayet-i kerimede Allah’ın her şeyin mukadderatını tayin ettiği açık bir şekilde ifade edilmektedir:
 
“Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O, bir çocuk edinmemiştir. Mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir.” (25.Furkan–2)
 
Kamer suresinin İçinde “kader” kelimesi geçen son ayeti şöyledir:
 
“Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (54.Kamer–49)
 
Şu ayet-i kerimeden ölümün de Allah tarafından takdir edildiğini anlıyoruz:
 
“Aranızda ölümü takdir eden biziz, önüne geçilebileceklerden değiliz.” (56.Vakıa–60)
 
Başımıza gelen her musibetin bir kitapta yazılı olduğu da Cenab-ı Hak tarafından şu şekilde haber verilmektedir:
 
“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (57.Hadid–22)
 
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi kaderin kapsamı dışında kalan bir olay yoktur.
 
Kader ile ilgili bir hadis-i şerif ise şöyledir:
 
Meşhur Cibril hadisinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in; “İman nedir?” sorusuna verdiği cevap şöyledir: “İman; Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna da inanmandır.” (Prof. İ. Canan Kütüb-ü Sitte, C:1, S:50)
 
Görüldüğü gibi bu hadis-i şerifte kader, imanın şartlarından biri olarak sayılmaktadır.
 
Yukarıdaki ayetler ile hadis-şerifin ışığı altında kader konusunda şunları söyleyebiliriz:
 
Kaderi, imanın şartlarının dışında tutmaya çalışmak yerinde bir tavır değildir. Yegâne yaratıcı Allah olduğuna göre; her şeyi yaratan, onlara belli bir nizam ve düzen veren de Allah’tan başkası değildir. Elbette ki hayrı ve şerri yaratıp insanlara cüz’i irade veren de Allah’tır. Cüz’i iradenin insana yüklediği sorumluluk ile birlikte düşünüldüğünde, bu kader anlayışı, kul’u sorumluluktan kurtarmayacağı gibi tembelleşmesine de neden olmaz. Gene bu kader anlayışıyla kötü yöneticilerin dinî bir mazerete sığınmaları da kabul edilemez. Konu, aşağıdaki açıklamalar ile birlikte yeterince açıklığa kavuşacaktır.
 
İnsan Olarak Yaşadığımız Her Olay Kaderimizin Bir Parçası Olduğuna Göre Niçin Sorumluyuz?
 
Hicri I. ve II. Asırda bu soruya cevap aranırken bir takım görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Cebriye mezhebi, kulun kaderi karşısında rüzgâr önündeki bir tüy gibi olduğunu, iradesinin olaylar üzerinde bir etkisi olamayacağını savunmuştur. Mutezile Mezhebi ise, kulun kendi fiilinin yaratıcısı oluğunu, esasen sorumlu olmasının da bu nedene dayandığını iddia etmiştir. Böylece bu konuda ortaya tam bir ifrat ve tefrit çıkmıştır. Hicri III. asırda Ehl-i Sünnet ekolünün iki ana kolu olan Maturidiye ve Eş’ariye mezheplerinin ortaya çıkmalarıyla bu tartışmalar şu şekilde formüle edilmiştir: Yaşadığımız olayların kaderimizde bulunması bizi sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü bizi sorumlu yapan, irademizdir. Yaşadığımız olaylar karşısında eli kolu bağlı durumda değiliz. Seçme, tercih etme, yapma ve dolayısıyla kesp etme (kazanma, sahip olma) hakkımız vardır. İbadet etmek veya etmemek bizim irademize bağlıdır. İstersek yalan söyleriz, istersek doğru konuşuruz. Tembel veya çalışkan olmak kendi tercihimize bırakılmıştır. Yaptığımız işler arasında tercih hakkımız bulunduğuna göre, sorumsuz olmamız düşünülemez. Verdiğimiz her karardan sorumluyuz. Sevap veya günah kazanmamız da sorumlu olmamızın tabii bir sonucudur. İyiyi, doğruyu, güzeli seçersek sevap kazanırız. Yanlışa, kötüye, çirkine yönelince de günah sahibi oluruz.
 
Kaderimizde Olduğu Halde Sorumlu Olmadığımız Olaylar Var mıdır?
 
Kaderimizde olduğu halde irademizle ilgisi bulunmayan olaylardan sorumlu değiliz, yani bu olaylardan dolayı günah veya sevap kazanmayız. Kadın veya erkek olmak; esmer, sarışın veya kızıl derili olmak; şu veya bu ırka mensup olmak, falanca veya filanca kişilerin çocuğu olmak irademize bağlı şeyler değildir. Akrabalarımızı seçme imkânımız yoktur. Dünyaya geleceğimiz köyü, şehri veya devleti seçmek mümkün değildir. Bunlardan ve buna benzer şeylerden dolayı sorumlu değiliz. Çünkü sorumluluk, iradenin bir sonucudur. Anılan olaylar arasında seçici olamadığımıza göre, sorumlu da olmayız. Önemli olan, kendimizi içinde bulduğumuz mevcut şartlar dâhilinde, irademizi kullanmaya başladığımızda, doğru seçimler yapmaktır. Bize günah veya sevap kazandıran, kendi tercihimizdir.
 
Başta da ifade ettiğimiz gibi bu çerçevede Tevekkül konusunu da incelemeliyiz::
 
Tevekkül’ün sözlük anlamı; İşi başkasına ısmarlamak, vekil kılmak demektir. Tevekkül’ün ıstılah (terim) anlamı ise; bir iş için gerekli olan bütün sebepleri yerine getirmekle birlikte o işin sonucunu Allah’a bırakmak ve O’nun takdiriyle meydana gelecek sonuca razı olmaktır.
 
Tevekkül Konusu Kur’an’da Nasıl anlatılmıştır?
 
Tevekkül konusunun yer aldığı bazı ayetler mealen şöyledir:
 
“...İş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (3.Al-i İmran–159)
 
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.” (3.Al-i İmran–160)
 
“...Eğer mü’minler iseniz ancak Allah’a güvenin.” (15.Maide–23)
 
“Ant olsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette “Allah’tır” derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.” (39.Zümer–38)
 
Tevekkül Konusunda Hataya Düşmemek İçin Nelere Dikkat Etmek Gerekir?
 
Tevekkül konusunda hataya düşmemek için, yukarıdaki ayetleri de göz önünde bulundurarak aşağıdaki yorumları yapabiliriz:
 
*Meydana gelecek olan hiçbir olay ilahi takdirin kapsamı dışında değildir. Her şey zamanı ve yeri geldiğinde Allah’ın tespit, tahdit ve takdirine uygun olarak meydana gelir.
 
*Her şeyin Allah’ın takdirine bağlı olması, bize tembellik yolunu açmaz. Tembellik dinimizin men ettiği ve Allah’ın beğenmediği bir durumdur.
 
*Allah, çalışkan olanları ödüllendirir. Emeklerinin karşılığını dünyada ve ahirette fazlasıyla verir.
 
*Mü’min, ulaştığı nimet ve zenginlikleri kendi aklının ve çalışmasının bir sonucu olarak görmekten çok, Allah’ın bir lütfü olarak telakki eder. Esasen aklı veren de Allah’tır.
 
*Tevekkül eden kişi, bir işte çok çaba sarf ettiği halde dünya cihetiyle karşılığını görmezse bile, isyan etmeyip sabreder; sonuca razı olur.
 
*Gerçek anlamda tevekkül eden mü’min, yapacağı işte başarılı olmak için sebeplere yapışmakla birlikte, sebeplerin yaratıcısının da Allah olduğunu unutmayarak işin şükür boyutunu ihmal etmez.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.