Mübarek üç aylar ve Kandil geceleri 2014 (ÜÇ VAAZ)
1. VAAZ
Üç aylarla başlayan farklı günlerin farkında mıyız?
Yeryüzünün her yeri fazilet ve kutsiyette eşittir. Çünkü her yeri ve her mekânı yaratan Rabb’imizdir. Ancak şu üç mekân müstesna:

- Mekke’deki Mescid-i Haram. Medine’deki Mescid-i Nebi ve Kudüs’teki Mescid-i Aksa. Buralar yeryüzünün farklı mekânlarıdırlar.

Buralarda kılınan namazla, yapılan ibadet ve iyilikler başka yerlerle mukayese edilemeyecek kadar özellik ve yüceliğe sahiptir. Bu sebeple yeryüzünün herhangi bir yerinden bir başka yerdeki mescide daha sevaplı olur diye yola çıkmaya gerek duyulmayabilir. Ancak bu üç mescit öyle değildir. Uzaklardan buralara ibadet etmek için yola çıkılabilir. Çünkü bu üç mekân, mekânların en üstünü ve faziletlisidir.

Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri’nin bu konudaki hatırlatması şöyle olmuştur bizlere:

- Farklı sevap almak niyetiyle ancak şu üç mescit için uzaklardan yola çıkılabilir. Bunlar Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa!

İşte mekânların bazıları bazılarından böyle üstün oldukları gibi, zaman dilimlerinin bazıları da bazılarından böyle üstün ve mübarektirler. Nitekim bazı aylar, günler, geceler var ki öteki zaman dilimlerinden sevap ve faziletçe çok üstündürler. Üç aylar, özellikle kandil geceleri, Ramazan’daki Kadir Gecesi, cuma günü gibi mübarekliği ayet ve hadislerle sabit olan günler ve geceler bu üstün gün ve geceleri temsil ederler.

Bu itibarla, içinde bulunduğumuz üç aylar da farklı zaman dilimleri olarak bizi bir daha kucaklamış bulunmaktadır bugünlerde. Şükrederiz bizi bir daha bu farklı zamanlara ulaştıran Rabb’imize.

Bediüzzaman Hazretleri, bu zaman dilimlerinin farklılıklarına şöyle işarette bulunur eserlerinde:

- Her ibadet ve iyiliğin sevabı başka aylarda on ise Receb-i Şerif’te yüzü geçer, Şaban-ı Muazzam’da üç yüzü geçer, Ramazan-ı Mübarek’te ise bine çıkar... Kadir Gecesi’ne gelince, seksen seneyi aşan nafile ibadet yüceliğine ulaşır!..

Demek ki, Recep ayı ile başlayıp Şaban ayı ile artarak devam eden sevap yükselmesi, Ramazan ayında en üst dereceye ulaşır, Kadir Gecesi’nde ise üç aylar boyunca kendini hazırlamış olan mümin, İlahi affa tam nail olacak bir ruh haline yükselebilir. Hatta bayramda da kendine yeniden bir beyaz sayfa açarak yepyeni bir hayata başlama bahtiyarlığına dahi ulaşabilir.

Bu neden böyle? Çünkü Rabb’imiz mümin kulunun cehennemde azap görmesinden değil, Cennet’te mutlu olmasından memnun oluyor. Bunun için de sebepler, tabiri caiz ise bahaneler hazırlıyor, bazı mekânları, bazı zamanları diğerlerinden üstün kılıyor ki, imanlı insanlar bu vesilelerle kendilerine çekidüzen versinler, yeni bir hamle ve teşebbüsle dini hayatlarında aşk duyup şevk kazanarak Cennet’e layık hale gelsinler.

Bundan dolayıdır ki Efendimiz (sas) Hazretleri, üç ayların başlangıcı olan Recep ayında oruçlarını, namazlarını, bilcümle ibadet ve iyiliklerini daha da çoğaltmış, Şaban ayında ise bu artışı bir kat daha ileriye götürmüş, böylece de ümmetine Ramazan’daki umumi affa layık olacak hale gelme örneğini vermiştir.

Onun için bu aylarda içten gelen tövbe, istiğfarlarla daha fazla ibadet edilir, oruç tutulur, hayır hasenatta ilerilere gidilir. Varsa kul hakları tümüyle ödenerek helalleşmeye bakılır. Kaza namazları varsa kılarak tümüyle borçtan kurtulmaya gayret edilir. Ta ki Ramazan’daki umumi affa layık hale gelinsin...

Böylece Rabb’imizin mümin kullarını affetmek için yarattığı farklı zaman dilimlerini yaratılış hikmetine uygun şekilde yaşamış, gayesine uygun şekilde değerlendirerek Rabb’imizin rızasını kazanmaya layık hale gelmiş oluruz. Efendimizin Recep ve Şaban ayları boyunca tekrarladığı duasını biz de tekrar edelim
- Allah’ım mübarek kıl bize Recep ve Şaban’ı; affımıza vesile eyle ulaştıracağın Şehr-i Ramazan’ı!..

-------------------------------------------

2. VAAZ
Üç aylar ve kandiller
Halkımız tarafından "Üç Aylar" olarak isimlendirilen, yeni bir mânevî mevsime girmiş bulunuyoruz. Sarsılan rûhî dünyamızı onaracağımız, kalbî seviye kazanacağımız, hayatımızı yeniden gözden geçirmemize vesîle olacak mânevî bir iklime yeniden kavuştuk. Oruçla, tövbeyle, namazla, Kur'ân'la, hayır-hasenâtla dolu dolu geçirilecek bir dönem... Bu aylarda birbirinden kıymetli geceler var: Regâib, Mîrâc, Berâat, Kadir geceleri... Gök kapılarının açıldığı, duâların kabul edildiği, istiğfâr ve tövbelerle günahların bağışlandığı, gözyaşlarıyla kötü kaderin değiştirildiği geceler, günler...

Üç Aylar: Receb, Şaban, Ramazan...

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, "Receb Allah Teâlâ'nın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır." "Receb ayının, diğer aylar üzerine fazileti, Kur'ân-ı Kerîm'in diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara nispetle fazileti, benim, diğer peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir, Ramazan'ın diğer aylara göre fazileti ise, Allâh Teâlâ'nın, mahlûkâtı üzerine yüceliği gibidir." buyurmuştur. Oruç, Recep ve Şaban'da nafile, Ramazan'da farz olarak bu aylarda yapılacak ibadetlerin ağırlık merkezini teşkil etmektedir.

Receb Ayı: Rasûlüllâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Receb ayına kavuşunca şöyle duâda bulunurdu: "Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa'bân ve belliğnâ Ramazân: Yâ Rabbi! Receb ve Şabanı bize mübarek eyle, bizi Ramazan'a kavuştur."

Sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu ayda oruç tutmamızı, fakir fukaranın dertleriyle diğer zamanlardan daha fazla ilgilenmemizi, hayırlar yapmamızı tavsiye etmiş, böyle yapıldığında büyük ecre nâil olunacağını müjdelemiştir.

Regaib Gecesi: Bu ayın ilk Cuma gecesi, mübarek Regâib gecesidir(01/05/2014). Bazı âlimlerin açıklamalarına göre, Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla, yüce Allâh'a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır. Bu gece, duâların kabul edildiği müjdelenen sayılı gecelerdendir.

Mirac Gecesi: Receb ayının 27. gecesi de mübarek Mirac gecesidir. (25 MAYIS-2014 PAZAR)İsrâ ve Mirac hâdisesinin vukû bulduğu bu gecede 12 rekat nafile namaz kılınması müstahsen (güzel, iyi, hayırlı) kabul edilmiştir. Her rekatında, Fatiha ile bir sûre okuyarak, 2 rekatta bir selam vermeli, namaz tamamlandıktan sonra, 100 defa "Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber" demeli, sonra 100 defa "Estağfirullâh, el-Azîm", sonra yine 100 defa "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed" diyerek, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm okumalıdır. Gündüzünde de oruçlu bulunmaya gayret etmeli.
Yapılacak her amelin, duânın kabulünü rabbimizden niyaz ediyoruz.

Şaban Ayı: 30 MAYIS-2014 CUMA günü başlıyor.

Berat Kandili: 12 HAZİRAN-2014 PERŞEMBE (Perşembe Gününü Cuma'ya bağlayan gecedir.)

Ramazan Ayı: 28 HAZİRAN-2014 CUMARTESİ (Ramazan'ın İlk Günü). 27 Haziran'ı 28 Haziran'a bağlayan gece teravih namazı kılınacak. Ve sahura kalkılacak.

Kadir Gecesi: 23 TEMMUZ-2014 ÇARŞAMBA'yı  Perşembe'ye bağlayan gecedir.
---------------------------------------------------------------------------


3. VAAZ

Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar

Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı, bir şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. her ayın güzellik ve nefasetinin zâhirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına mukabil, bu müstesna zaman dilimi kalble ve bâtınî duygularla yaşanır. Bu aylarda gönül dünyalarına yönelen insanlar, iman ve iz'anlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Onlar için bu aylardaki günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir-geçer; gelip geçerken de derecesine göre herkese mutlaka bir şeyler fısıldar.

Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir.. insanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine mûnisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Herkes kendi iç derinliklerinden olduğu gibi, varlığın sinesinden de ukbâ buudlu bir şiiri dinler ve yığın yığın hülya ve hatıraların, beklenti ve rüyaların gurup ve tulû'larında dolaşır. Yer yer hüzünlü, zaman zaman da neş'eli tedâîleriyle üç aylar, bize hem yitirilmiş bir Cennetin hasretini hatırlatırlar hem de buğu buğu onu yeniden bulabileceğimiz ümidiyle bütün benliğimizi sararlar. Evet, hayatımızın her dakikasını ayrı bir saadet ve neş'eye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hatıra ve tedâîler, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler.

Biraz da üç aylardaki nurların gönüllere sinmesiyle sokaklardaki ışıklar, minarelerdeki mahyalar, her taraftaki ruhanî canlılık ve mâbedlere koşan insanların simalarındaki letâfetle dünyadakinden daha çok Cennetteki zamanları hatırlatan bu nûrefşân zaman dilimi, kadrini, kıymetini bilenlere ayrı ayrı lezzetler ve zevk-i ruhanîler sunar. Evet o, imanı, İslâm'ı, mâbedi ve ibadeti duyup anlayanları; mârifet, muhabbet ve ledünnî hazlara açık olanları, değişik dalga boyundaki ışıklarının renkleri, latîf latîf esen havasının incelikleri, uğradığı herkesi büyüleyip geçen zamanın seslerinden toplanmış ve ruhları sarıp okşayan o sonsuz zevk meltemleriyle kucaklar.

Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, âdeta, ötelerin ayn-ı hayat olan o sevimli, neş'eli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Evet, bir kere daha gönül gözlerimizde her yan baharla tüllenir.. her tarafta yeniden hayat köpürür.. dağ-bayır yeşerir ve renklerle kahkaha atar.. çiçekler raksa durur, bülbüller naralar yağdırır.. ve duygular gülden, lâleden alevlerini alıyor gibi olur. Öyle ki her yanda esen bu umumî hava gönüllerimizi bir mutluluk vaadiyle kaplar ve bize ne bilinmedik, ne sezilmedik şeyler fısıldar. Hatta hayatları bedbinliğe, karamsarlığa kilitlenmiş insanlar bile bu semavî şehrâyinden nasiplerini alırlar. Hele günler, o ibadetle derinleşen saatlerini, hayatın gerçek mânâsını terennüm etmek için gönüller üstünde bir mızrap gibi hareket ettirdiğinde, kuş cıvıltıları safvetinde ve bir çocuk neş'esi tadındaki ezan dakikalarının, Cennet güzellikleri kadar tesirli ve bu güzelliklere meftun bir kalb gibi olgun ve dolgun ibadet saatlerinin, Hakk'ı muhatap alma ve Hakk'a muhatap olma mânâsıyla tüten zeberced duyguların zikr u fikirle sinelerimizi coşturan şiiri başlar.. başlar da, varlığın çehresindeki perdeler sıyrılır ve Hakk'a yakın olmanın o kendine mahsus huzur ve itminan dolu lezzetli, sımsıcak mavi dakikaları bizim olur. Günde beş, haftada lâakal otuz beş defa, âdeta bir nurdan helezon çevresinde dolaşır, gönüllerimizde miraç fırsatlarına erer ve hep insan-ı kâmil olmanın rüyalarıyla yaşarız.

Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı "merhaba" der ve bir mızrap gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan "Regâib" bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan "Miraç" tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semavî düşüncelerle, gök kapılarının gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. "Beraât" bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sinelere kurtuluş muştularıyla seslenir. "Kadir Gecesi" ise, bu kadirşinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bin aylık bir cehd ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar, onları afv u mağfiret meltemleriyle sarar.

Üç ayların bu olabildiğince tatlı ve imrendiren sıcaklığı, imanlı gönüller için gece-gündüz demeden devam eder. Her gün, bütün parlaklık ve canlılığıyla bereketlerini başımıza boşalttıktan sonra gidip ufka kapanınca, arkadan yepyeni, âsûde ve buğu buğu güzellikleriyle bir başka sabah tulû' eder.. gönüllerimizi dolduran, iç âlemlerimizde gizli gizli bir şeyler örgüleyen, hüşyar gönüller için oldukça hülyalı bir sabah..

Receb ayının girmesiyle Rahmeti Sonsuz'a karşı dua, niyaz, hamd ü senâ ve tam bir teyakkuzla hazırlığa geçen ruhlar, ayın sonuna doğru ötelere uyanmış gibi tam bir temâşâ zevkine ererler.. ererler de hemen herkesin dili, edâsı, üslûbu değişir ve çehrelerini bir heybet, bir haşyet ve bir ümit sevinci bürür. Herkes daha ziyade kalb diliyle konuşmaya başlar.. beşerî sertlikler daha bir yumuşar.. ve bunlar arasında bir hayli insan, miraç yapacakmışçasına bütün dünyevî ağırlıklarını atar da âdeta ruh hiffetine ulaşır. Derken Hakk'a yönelmiş bu insanların gönüllerinden taşan nuraniyet ve simalarındaki rengârenk incelik en katı kalbleri dahi yumuşatacak ve rikkate getirecek ölçülere ulaşır.

Receb ayının girmesiyle, her zaman ayrı bir derinlikle tüllenen geceler, daha bir büyülü hâl alır ve herkese ne dâhiyâne düşünceler ilham ederler. Hele, ondaki bu gecelerin ötelere açık menfezleri sayılan kutlu zaman parçaları, her zaman bize, gönüllerimize benzeyen emeller ve Cennet duygularıyla coşan hülyalar aşılarlar.. aşılarlar da, sonsuzluk arzularımızı kucaklar ve ruhlarımıza yeni yeni rüyaların kapılarını aralarlar. Hemen her gece benliğimizde uyukluyor gibi sessiz sessiz duran hislerimizi uyarır ve bize dünyadakinden daha derin saadet düşünceleri ilham eder.

Kitaplarda "Şehrullâhi'l-Muazzam" diye geçen Şaban ayını, bütün varlığa ve benliğimize sinmiş bir lezzet gibi duyar ve gönüllerimizin ümide, beklentiye, uhrevî güzelliklere kaydığını hisseder gibi oluruz. O, gecesiyle-gündüzüyle, insana Ramazan besteli büyülü bir mûsıkî gibi tesir eder.. kendisine sığınanları semavî kollarıyla sarar.. bir anne şefkatiyle kucaklar ve onları rahmetin enginliklerinde dolaştırır. Onu kendi ruhuyla idrak edenler için, sanki zaman delinmiş de, duygularımıza zaman üstü âlemlerden bir şeyler akıyormuş gibi olur. Öyle ki, herkes onun aydınlık dakikalarında ve onu duymanın enginliklerinde bir adım daha atsa, kendini, bir sihirli merdivene binip ötelere yürüyecekmiş gibi sanır. Hemen her gün, her gece, her saat ve her dakika fıtratlarımızdaki gizli sonsuzluk arzusu ve ebediyet düşüncesiyle kim bilir kaç defa ötelere ihtiyacımızı hisseder ve bu Allah ayının araladığı menfezlerle emellerimizi temâşâya koşarız.

Derken sımsıcak, olabildiğince yumuşak ve hummalı dakikalarıyla Ramazan ufukta belirir.. vicdanlar teyakkuza geçer, bütün gönüller uyanır, bütün duygular coşar.. ve insanlar oluk oluk mâbede akar; oradan da Rabbine yürür. Ramazan'ın gelmesiyle ruhun rabıtaları daha bir güçlenir.. uhrevî arzu ve emeller daha bir köpürür; köpürür ve duygular üzerine bir mızrap gibi inip kalkan bir Ramazan mülâhazası, inanmış sineleri aşkla, şevkle coşturur; onların ruhlarında âdeta yangınlar meydana getirir. Denebilir ki, Ramazan senenin en nurlu, en içli, en tesirli, en lezzetli günleri ve ledünnî hayatımızın da en önemli bir iç dinamizmi olarak bütün benliğimize siner ve bize en uhrevî hazlar yaşatır. Çarşı-pazar ve sokakların görüntüsü ötelere ait duygularla köpürür. Minarelerin solukları gönüllerde Kur'ân hüznüyle yankılanır.. mâbedler ışıktan fistanlara bürünür ve imanlı gönüllerin avazlarıyla inler. Evden mâbede, mâbedden mektebe her yerde Hakk'a yönelişin sevinç ve itminânı yaşanır.. ibadetle şahlanan sineler, bütün güzelliklerini ortaya döker.. en mahrem çizgileriyle iç dünyalarından kopup gelen aşklarını, şevklerini haykırırlar. Bu insanlar, güya "vuslata hazırlanın" emrini almış gibi her geceyi bir "şeb-i arûs" arefesi sayar ve her günü de engin bir vuslat duygusuyla geçirirler.

Evet, Ramazan'daki her seste bir başlangıç vaadi, her solukta bir kurtuluş ümidi nümâyândır. İftarlar, bize bir kısım sırlar fısıldar ve ufkumuzda büyük buluşmanın çağrışımlarıyla tüllenirler.. teravihler ümit dünyamıza neler neler vaad e¬der¬ler.. geceler, âdeta nazlı bir gelin edâsıyla bize harem kapılarını aralar ve vâridâtın her türden dalga boyuyla ışık olur gönüllerimize akarlar.. imsaklar tıpkı vapur düdüğü, uçak sesi ve füze tarrakalarıyla tınlar ve Dost'a vuslat yolunda bir gece yolculuğunu salıklarlar... Nihayet upuzun bir gün, o tatlı buluşmanın telaşlı ama dikkatli, heyecanlı fakat ümitle dolu saatleriyle gelir her yanımızı sarar.

Ramazan'da hayat o kadar derin ve anlamlıdır ki, konuşulan her söz, duyulan her ses insana, onun gönlünden fışkıran bir besteymiş gibi gelir; gelir de en tatlı nağmeler hâlinde duygularımız süzülmeye başlar. Her zaman ruhun bir tomurcuk gibi açılmasına ve benliğin derinliklerinde uyuyan duyguların uyanmasına vesile olan ve bizi en büyüleyici, en enfes hülyalar âleminde dolaştıran Ramazan, hepimizi ta iliklerimize kadar bir aşk u şevk ve bir vuslat ihtiyacıyla yoğurur, gönüllerimize gerçek hayatın neşvesini duyurur.

Ramazan'da tam azığını alabilen herkes, burada elde ettiklerinin ötesinde, yürüdüğümüz bu nurlu fakat biraz buğulu yolun sonunda, hep özleyip durduğu bir ebedî saadetin var olduğunu anlar ve bütün benliğiyle O'na yönelir. Evet, her iftar ve her imsakta insan, kendine yepyeni bir vuslat kapısının aralandığını seziyor gibi olur ve iki adım ötede daha çaplı ve daha büyüleyici bir buluşma ihtiyaç ve ümidini duyar; duyar da bir tarafta gurbet ve yalnızlık, diğer tarafta da beklenti ve hülyalar onları daha engin bir büyü ile sarar ve hakikî aşkın derinliklerine çeker. Öyle ki, onların sinelerinin enginliklerinde olduğu gibi, mekânın sonsuzluğunda da her şeyin aşk etrafında cereyan ettiğini duyar ve kendilerinden geçerler. Kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir herkes, kendi idrak seviyesine göre, Ramazan'da önemli bir hazırlık dönemi yaşar; sonra da hiç bitmeyecek bir yol mülâhazasıyla hep Allah'a yürüyor gibi olurlar...

dinihaberler.com

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.