banner222

“Sus da Leyla’m duymasınlar... “

Seyyar satıcının zar zor yittirerek götürdüğü arabasında bu türkü çalıyor...

Gün akşam olmuş. Sabahın ayazında geldiği cami köşesinden şimdi yolculuğu evine... Yüzünde yaramaz bir neşe. Açmış türkünün sesini, gizli gizli etrafına bakıyor. Yanından geçenler bu görüntüye gülümsüyor. Mutlu. İnsanların ona bakıp gülüşmelerine seviniyor. Sesi biraz daha açıyor tam bu sırada:

“Bu sevdamız gizli kalsın

Bizden başka bilmesinler

Bırak yüreğimiz yansın

Sus da Leyla’m duymasınlar”

Artık ne alacak kaygısı, ne yatıramadığı elektrik faturası umurunda değil. Gün bitmiş ve her şey bitmiş sanki. Evde yeni yakılmış bir soba kenarı onu bekler. Üzerinde kestane de yok, kilosu on beş lira. Ama olsun. Yemeğin üstüne kaçak çayı var mis gibi. Gerçi şeker de azalmış evde. Şeker mahallede 4.30 Çarşamba pazarında 3.75. ‘Akşama yetecek kadar var.’ demiş anası evden çıkarken. Ona da yarına Allah kerim. Şimdi türkünün acı tadı yeterince dokunuyor ona. Normalde bu türküyü dinlemeyeceklere bile başka geliyor müziğin sesi. Tatlı bir espiri gibi gülümsetiyor ona bakan yüzleri. Düşünsenize; güneş yeni gitmiş dağların ardına, alacası hafiften belirgin daha. Hava da soğuk, kışın son demleri. Üşüyen insanların omuzları içine çekik. Suratlar asık, bedenler yorgun ve adımlar ağır. Sonra yolun tam ortasında dünya umurunda olmayan bir seyyar satıcı. Boyu neredeyse arabasının yarısı ve çaldığı türküyü yaşıyor gönlünce.

“Yüreğimde yaram sızlar

Bu acıyı senden gizler

Seni benden vicdansızlar

Sus da Leyla’m almasınlar

Seni benden çalmasınlar

İkimize kıymasınlar…”

Köşesinde durduğu Merkez Camii şimdi tadilatta. İkindiyi kartondan yaptığı seccade üzerinde kılmış. Tuvalet ücreti bir lira. Sabah aldığı abdest kış günü akşama yetişmiyor. Çaycı ona çayları elli kuruş sayıyor. On taneyi geçerse ikisi bedava. Kahvaltıyı yan tarafındaki seyyar satıcılarla birlikte yapıyor. Ökkeş! diyorlar, ekmeğini kap gel! Fırından yeni çıkmış sıcak ekmeği kucaklıyor Ökkeş, peynir, zeytin sofrada hazır. Açık hava da yediriyor adama. Bir somunun gözünün yaşına bakmıyor. Öğlen yemeği biraz karışık. Bazen arkadaşlarla ortaklaşa tava, bazen de Manav Celal’den kaynamış yumurta.

“Kıskanırım seni elden
Yüzündeki çifte benden.”

Ökkeş! sesini aç diyor yol kenarından bekleşen esnaflar. Ökkeş toparlak parmak uçlarını uzatıyor teybine, biraz daha yükseltiyor türkünün sesini. Akşam da ortalık sessiz ya, türkünün sesi caddeyi inletiyor. Liseli kızlar okuldan yeni çıkmış. Gülüşüyorlar Ökkeş’e bakıp. Ökkeş bakmıyor onlara. Ama hoşuna gidiyor. Üç tekerli arabasının olmayan gazına basıyor sanki, hızlanıyor arabası, son ses devam ediyor türkü, Ökkeş’in omzu gerilerde.


“Susta leylam çalmasınlar
Seni benden almasınlar
İkimize kıymasınlar
Sus sus duymasınlar.”

Arabanın üstüne naylon çekili. Kışın yağmurdan, yazın güneşten koruyor. Üç tekerinden birinin havası biraz inmiş. Sola yatkın gidiyor. Yükü fazla olmasa da yine de yokuşta yoruyor Ökkeş’i. İki de ekmek almış Fırıncı Yılmaz’dan. O da beyaz poşet içinde tezgâhın yanında. Yükü biraz çorap, birkaç parça oyuncak. Kenarlarda da balonlar asılı rengârenk. Çocuklar seviyor balonları. Önünden geçip de almamak marifet. Hepsini satıp bitirse yine de çok para etmez sermayesi. Yine de yetiyor işte. Şükür ve çokça da hamd katığıyla geçinip gidiyorlar anasıyla. Belki evlenir yaza. Anası köye gidecek. Akrabalardan bir kız varmış, gelsinler demişler. Ökkeş’in neşesi biraz da bundan. Ama teyp çalarına demeyin gitsin. En fikayalısı da o arabanın üstünde. Ökkeş gözü gibi bakıyor ona. Hava soğuk. Dağlara kar yağmış, onun soğuğu diyorlar. Ökkeş’in kulakları soğuktan kabuk bağlamış. Üstündeki montu gri. Pazardan almış yirmi beşe. Altında solgun bir kot pantolon. Pantolonun arka cebinde S7. Onu da kaçaktan almış üç yüz elliye. Çakma yani. İyi oluyor. Değişik türküler dinliyor internetten.

“Susta Leyla’m almasınlar

Seni benden çalmasınlar
İkimize kıymasınlar
Sus sus duymasınlar”

Tam ortasından gidiyor yolun. Yol tenha. Artık hava kararmış, dükkânlar yarı yarıya kapalı. Ökkeş bugün gecikmiş. Normalde akşam okunmadan evinde. Kış günü zaten satışlar durgun oluyor. Bu türküler de olmasa, Ökkeş de sesini açıp dinleyerek, dinleterek bu yola koyulmasa bu iş çekilecek gibi değil. Tam türkü bitip ortalığı bir sessizlik kaplayınca arkadan iki bin on yedi model bir transporter yaklaşıyor kornaya basarak. Ökkeş yolun tam ortasında. Çekilmeye hiç niyeti yok. Sinir oluyor bu fiyakalı arabalara. Bir şeye saymıyorlar Ökkeş’i. Bir korna daha. Uzun bu sefer. Ökkeş’in kaşları çatık. Ama dönüp de bakmıyor ardı sıra. Kolunu uzatıp teyp çaların düğmesine basıyor yine, bu sefer türkü başka. Kan geliyor Ökkeş’in yüzüne, renk geliyor. Tranporter hala yükleniyor kornasına, şoförün bir kolu dışarıda hareketler yapıyor. Yine kenardan bağırıyorlar, Ökkeş! Sesini aç… Ökkeş açıyor sesi. Yeni türkü son ses inletiyor caddeyi;

Niye böyle dargın bakarsın
Sen beni sözümde durmaz mı sandın
Hatırın hoş olsun birin bin olsun
Yalınıza sabah olmaz mı sandın.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vavelif 2 ay önce

Yine zaman zaman güldüren, zaman zaman tefekkür ettiren, hayatın tam ortasından, herkesin yanından geçip gittiği bir kesit... Yüreğinize sağlık ağabey..

banner220