Ülkemizde her sene, Ramazan ayının başlamasıyla hatta yaklaşmasıyla birlikte, Teravih Namazı diye bir namazın olup olmadığı tartışmaları yaşanır. Mescid-i Haram’da ve bütün İslam âleminde kılınan bir namazın varlığı niçin tartışma konusu yapılır? Bütün İslam âleminin bir bid’at üzerinde birleşmesi mümkün mü?

İnsan şu soruları sormadan edemiyor: Farklı şeyler söylemek bazılarının hoşuna mı gidiyor yoksa? Böyle bir konunun 1400 yılı aşkın bir süredir cumhur tarafından yanlış anlaşılmış olması mümkün mü? Veya 1400 senedir yanlış anlaşılan bir husus nasıl oluyor da birkaç kişi doğru anlıyor? Aşağıdaki bilgilerden sonra bu soruların cevaplarını yeniden düşünelim.

Teravih namazı, Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından bu isimle isimlendirilmemiştir. Buradan yola çıkarak bu namazın varlığını reddetmek doğru değildir. Bu namazın var olması için kılınmış olması yeterlidir.

Şöyle diyebiliriz: Teravih, Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan ve Ramazan ayına ait bir ibadet olan gece namazına verilen bir isimdir. Resulullah (s.a.v.) tarafından kılınan bu namaz sırasında, her dört rekât arasında istirahat edildiği için, bu uygulamadan yola çıkılarak, teravih adı verilmiştir. Hadislerde “kıyam-ı şehr- ramazan” yani “ramazan ayının namazı” veya “ihyau leyali ramazan” yani “ramazan gecelerinin ihyası” olarak anılan bir namaza daha sonraları “Teravih” adının verilmesi, o namazın olmadığı anlamına gelmez.

Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis şöyledir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim ramazan namazını inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahtan bağışlanır" (Buharı, "Salâtü't-terâvîh", 1; Müslim, "Salâtü'l-müsâfîrîn", 174).  

Bu hadiste geçen ramazan namazından maksat, teravih namazıdır.

Hz. Muhammed (s.a.v) teravih namazını kılmış ve sekiz rekât olarak ashabına da birkaç kere kıldırmıştır. Daha sonra farz kılınmasından çekinerek cemaatle kıldırmaktan vazgeçmiştir.

Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadis şöyledir:
Resulullah (sav) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı, (Sabah olunca "Resulullah geceleyin mescidde namaz kıldı" diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hale gelmişti.) Ancak aleyhissalatu vesselam (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: "Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır" dedi. İşte bu hadise ramazanda cereyan etmişti. (Buhari, Salatu’t-teravih 1, Müslim, Müsafirin 177)   

Hz. peygamber ve ashap tarafından münferit olarak kılınmaya devam edilen teravih namazı, Hz. Ömer devrinde cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Teravih namazı ilk günlerde vitir namazı hariç sekiz rekât olarak, vitir namazıyla birlikte on bir rekât olarak kıldırılmıştır. Daha sonraları okunan ek surelerin çok uzatılmamasına dikkat edilerek vitir namazı hariç yirmi rekât olarak kıldırılmaya devam edilmiştir. Aynı uygulama, sahabenin çoğunun yaşadığı Hz. Osman ve Hz. Ali devrinde de itirazsız sürüp yerleşmiştir.

Teravih namazı müekked bir sünnettir. Ancak Hz. Peygamberin teravih namazını sekiz rekât olarak kıldığı ve kıldırdığı şeklindeki rivayetlerin daha çok olduğunu göz önünde bulunduran bazı fakihler, ilk sekiz rekâtını müekked, son on iki rekâtını gayr-ı müekked sünnet olarak kabul etmişlerdir. Bu bakış açısıyla teravih namazının ilk sekiz rekâtı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, son on iki rekâtı ise sahabenin sünneti olarak kabul edilmiştir.

Sahabenin icması ile kabul edilen son on iki rekâtı ilk sekiz rekâttan ayırarak terk etmek en azından edep olarak doğru olmaz. Ayrıca teravih namazının, umuma açık mescitlerde, sekiz rekât olarak cemaatle kıldırılması hiç doğru olmaz; çünkü bu durumda oradaki cemaate sınırlama getirilmiş olur. Doğrusu imamın teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırmasıdır; eğer cemaat içinde yorgun olan veya başka bir mazereti bulunan varsa, son on iki rekâtı kılmama imkânına zaten sahiptir.

Teravih namazının cemaatle kılınması daha güzel olmakla beraber, yalnız başına kılınması da mümkündür.
Kendisini yorgun hisseden bir insanın teravih namazını tamamen terk etmektense sekiz rekât olarak kılması elbette çok daha iyidir.

Cemaatle kılınan teravih namazlarının, çok hızlı kıldırılması, zamandan kazanılacak diye, meharic-i hurufa dikkat edilmeyerek Kur’an kıraatine gerekli ihtimamın gösterilmemesi, rükû ve secdeler arasında yeterince durulmaması doğru değildir. Hele hele teravih namazının erken bitirilmesini, imamlar arasında bir yarış havasına sokmak, ibadetin huşu içinde olması vasfıyla bağdaşmaz.

Belli sayıda rekâtı kılmak önemli olduğu gibi, Allah’ın huzurunda ibadetle geçirilen zaman da önemlidir. Rekât sayısını çoğaltalım derken, namazda geçen süreyi azaltmaya çalışmak ibadetin gayesi ve ruhu ile bağdaşmaz.

Ayrıca şunu da gözden uzak tutmamak gerekir: Kılınacak olan bir namaz sünnet de olsa, o namazın kılınmasına niyet edildikten sonra artık o namazın kılınması vacip olur. Bu açıklama şu sebeple önemlidir: Kılınmaya başlanan teravih namazı, çok acele kılındığı için namaz vasfını kaybederse, vacip bir namaz kılınmamış olur. Böylece imamı acele eden cemaat, sünnet olan teravih namazını kılıp sevap kazanalım derken, vacip bir ibadetin borcunu yüklenmekle kalır. Kuşkusuz en yanlış vakit tasarrufu, başlanan bir namazın ta’dil-i erkânını terk ederek yapılan tasarruftur.

Teravih kılan bir insan, işin tabii seyri içinde spor yapmış gibi olur; bu durum, iftar yapanlar için oldukça faydalıdır. Ancak ibadet, sadece ibadet (kulluk) niyetiyle yapılmalıdır. Spor niyetiyle namaz kılmak, sevap kazanmaya engel olacağı gibi, günahkâr olmaya da sebep olur. “Ameller, niyetlere göredir.”

Teravih dışındaki sünnet namazlar cemaatle kılınmaz. Vacip olan vitir namazı da cemaatle kılınmaz. Ancak Ramazan ayında sünnet olan teravih namazı cemaatle kılındığı için, ardından vacip olan vitir namazı da cemaatle kılınır. Vitir namazı, yatsı namazının bir parçası olmayıp, vakti yatsı namazından sonra başlayan gece namazıdır.
Vitir namazının teravih namazından sonra kılınması gerekir.

Teravih Namazı, oruca değil, Ramazan ayına ait bir sünnettir. Bu sebeple oruç tutamayanlar da teravih namazını kılarlar.

Teravih namazını vakti yatsı namazından sonra başlar, imsak vaktine kadar devam eder.

Vitir namazını teravih namazından sonra kılınması daha uygundur.

Cemaatle teravih kılan mü’minler, son derece mutlu olurlar. Onların bu mutluluklarını teravihten sonra dağılmakta olan cami cemaatlerini seyreden herkes müşahede eder. Teravihten sonra içilen çaylar daha bir hak edilmiş gibi yudumlanır. Teravih kılma mutluluğunun ahiretteki boyutu çok daha farklı olacaktır kuşkusuz.

Ramazan ayında, oruç tutmanın yanı sıra, teravih namazını da kılarak bu ayı ihya etmek ve feyzinden yararlanmaya çalışmak gerekir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.