Tevhid, sözlükte “bir şeyin tek olduğuna hükmetmek ve onun böyle olduğunu bilmek”  anlamına gelir. Istılahta, “Allah’ın zatını bütün tasavvurlardan, zihinlerdeki hayal ve evhamdan tecrid etmek (soyutlamak)tır. Tevhid, Allah’ın zatında ve sıfatlarında, mabud oluşunda bir ve tek olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etmek anlamında bir terimdir. Tevhid üç şekilde olur; Yüce Allah’ın ulûhiyetini tanımak, birliğini tasdik etmek ve O’na hiçbir eş ve ortak (şirk) kabul etmemektir.

 Bezm-i Elestte yaradılışları sırasında Allah ile insanlar arasında yapılan sözleşmede âdemoğullarının şirke düşmemeleri de şart koşulmuştur. Tevhid, Kâinatı yaratan ve yöneten en yüce varlık (Allah) a şeksiz şüphesiz inanmaktır. “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar da: “Evet (buna) şahit olduk” dediler.”  “Yahut “Daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen nesildik (onların izinden gittik) . Batıl işleyenlerin yüzünden bizi helak edecek misin?” dememeniz için (böyle yaptık).” A’raf su.7/172-173.   (İslam Ansiklopedisi, Tevhid Mad.C.41./18.)

Bütün Peygamberlerin ilk daveti tevhid’dir. Çünkü o, Hak yoluna girmenin başlangıcı ve Allah’a inanmanın ilk basamağıdır. “Senden önce hiçbir Resul göndermedik ki ona; “Benden başka ilah yoktur. Şu halde bana kulluk edin.” Diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya su.25)  Bak. A’raf su.7/ 59, 65,73, 85. (Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet Yayınları. Tevhid maddesi.)

Vahdet, sözlükte “birlik olmak”, “birlikte hareket etmek” anlamına gelen vahdet, tasavvufta, her şeyi bir olarak ve bir içinde, nesneleri Allah ile görmek demektir.  Vahdet, her bireyin ve her topluluğun, ümmet birliğini teşkil eden ana yapı içinde, bütünlüğü sağlayacak rolünü oynaması, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi demektir. Müslümanların “bir vücudun azaları/hücreleri” oldukları bilinciyle, “kendilerine düşen rolü oynamalarıdır”.  Vahdet, İslam’a dayalı birliktir. İslam’ı seçme ve Müslüman olma ortak vasfını taşıyanların birleştiği büyük kitle ve birliktir. Bu kitlenin dini kaynaklardaki adı “İslam Ümmeti” dir. İslam dairesi içinde kalan fert ve topluluklar İslam Ümmetini oluştururlar.

Vahdet ile Tevhid yakından ilintilidir. Müslümanların ana davası Tevhid ise, Tevhid davasını yürütebilmek için gereken “ana hal” Vahdettir. Nasıl ki Tevhid için şirkten kaçmak lazımsa, Vahdet için de tefrikadan kaçmak lazımdır. En büyük itikadı sapkınlık şirk ise, en büyük sosyolojik sapkınlık da tefrikadır. “Allah’ı birleme”den Tevhid iddiası yalan olduğu gibi, Tefrikayı Vahdete döndürmeden “Tevhid davasının eri” olma iddiası da yalandır.

Peygamber (sav) Efendimiz Veda hutbesinde şöyle buyurmaktadır:

“Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Sonuçta bütün Müslümanlar kardeştir. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşnutluğu ile vermişse o başkadır.”

  “Ey İnsanlar! Şunu iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem de topraktandır. Arap’ın başka ırka, başka ırkın Arap’a, beyaz ırkın siyah ırka, siyah ırkın beyaz ırka –takva dışında- bir üstünlüğü yoktur.”  Tirmizi, Menakıp, 73.

Müslümanlar olarak Kur’an’a iman ediyorsak, Kur’an’ın hükümlerine uyacağız. Eğer Kur’an’da emredilen birlik ve beraberliği sağlayamıyorsak, Kur’an’a iman boş bir iddiadan öteye geçemez. Uymadığın bir kitaba inandığını söylemenin ne manası vardır. Tevhid davasını başarıya ulaştırmak için Allah’ın emirlerine uyacaksın ve Müslümanlar arasındaki bütün ihtilaflara rağmen Vahdeti sağlayacaksın. Nasıl ki, imanı kurtarmak için ilahları (putları) reddedip Allah’ı birlemek zorundaysak, özgürce varoluşumuzu her türlü küfri tasalluttan kurtarmak için fert fert, grup grup ayrışan Müslümanları birleştirmek, “Ümmet’in Vahdeti”ni sağlamak zorundayız.

İslami Vahdet, çeşitli mezhep, grup, tarikat vb. bağlılarının kendi yollarından el çekip “tek bir grup” olmaları şeklinde anlaşılmamalıdır. Esas olan,”Ortak düşmana karşı uzlaşma ve gönül birliği içinde olma” dır.  Müslümanlar yapmaları gerekenleri yapmıyorlar, birbirlerine karşı kendi hallerini yüceltme gayretkeşliğiyle üstünlük taslamaya kalkışıyorlar ve aralarındaki tefrikayı daha da derinleştiriyorlar. Müslümanlar arasındaki yanlış anlaşılma ve birbirini iyi anlamama, karşılıklı bir takım ölçüsüz suçlamalara yol açar. Süreç içerisinde ise sürtüşmenin, çatışmanın ve bölünmenin ateşini alevlendirir. İhtilafların ve yanlış anlamaların karşılıklı suçlamalara varması, var olan tefrikaları ve ihtilafları körükler. Aramızdaki anlaşmazlıklar, farklılıklar ayrılığı körükleyen birer sorun olarak değil, birleşmeyi zorunlu kılan birer gerekçe haline gelecektir. Bileceğiz ki ayrılırsak sorunları çözemeyiz, birleşirsek aramızda oluşacak güven ve tolerans ile var olan sorunlar ve ayrılık noktaları, ihtilaf hususları çözüme doğru gidecektir.

Aramızda kavga etsek, birbirimize kızsak da, bir “Ümmet Vücudu” nün hücreleri olduğumuzu, vücudu terk ettiğimizde hem kendi hayatiyetimizi, hem de vücudun hayatiyetini tehlikeye attığımızı unutmayalım. Ortak düşmana karşı, ortak hedefe doğru birlikte yürümek zorunda olduğumuzu bilelim. İhtilaflarımızın, dinin hakikatini görememekten, hidayetine erememekten kaynaklandığının idrakine erelim. İsmi ve memleketi Müslüman, ama kalbi ve vicdanı Müslüman olmayan bir toplum meydana geleceğinin farkına varalım. (Faruk Köse, Yeni Akit Gaz. 23..03.2015)

Gerçek vahdet, amelde oluşan, pratikte görülen kardeşlik, bir vücut gibi olan birlik ve beraberliktir. Sadece sözde ve hiçbir ameli yönü olmayan sloganik vahdet, vahdet değildir. Müslümanlar elerindeki imkânlar ölçüsünde İslami vahdeti oluşturmalı ve her türlü tefrikadan kaçınmalıdırlar. İslami vahdet için bedenlerin değil gönüllerin bir olması gerekir. Kur’an Müslümanlardan vahdetin özünü ve hakikatini istiyor, yapmacık ve zahiri bir birliktelik değil.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Hep birden Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”  Al-i İmran su. 3/103.

Yüce Allah (cc) bu ayette şu noktalara dikkatimizi çekiyor;

a) “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”.  Allah ile kulları arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın bir tarafı Allah’ın elinde diğeri de kulların arasında olan ip (Kur’an, Din ve Resulullah) dır.  Kim bu iplere sarılırsa Allah’a ulaşacak kurtuluşa erecektir. Bunlara sımsıkı sarılmamız gerekiyor.

b) “Hep birden (topluca) Allah’ın ipine sarılın”. Allah’ın ipine ayrı ayrı, grup grup değil hep birden sarılın. Herkes kendine göre bir kapı açıp, değişik iplere sarılarak ilerlemeye çalışmasın buyuruyor. Hem ipe sarılın, hem de beraber sarılın. Birbirinizin elinden tutarak, yardımlaşarak Hak yolda ilerleyin. Birbirinizle istişare ederek hedefe ilerleyin.

c)    “Bölük pörçük olmayın”. Tefrikaya düşmekten nehy ediyor. Aranıza fitne ve tefrika, fitne fesat sokmak; sizi bölüp parçalamak isteyen düşmanlar çok olacaktır. Müslümanlar düşmanlarını iyi tanıması gerekir. Kur’an bizlere düşmanı da tanıtıyor. Birisi, dini, Kur’an’ı yok etmek isteyen, sizin hak yolda gitmenizi engelleyen, vahdet birliğinizi bozup sizi tefrikaya düşürmek isteyen kâfir, müşrik, münafık ve emperyalistler olacaktır. Diğeri ise bizimle aynı dine inanan, aynı kitabı kabul eden, aynı kıbleye yönelen, aynı peygamberin ümmeti olduğunu söyleyen amma bizimle anlaşamayan ve aramızda tefrika olan kimseler..

Birinci gruba ve düşmana karşı; küfre, nifaka ve şirke karşı savaş ve cihad öngörülmüştür. Düşmanı yok edene kadar mücadele edilmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. Kur’an da geçen cihad ayetlerin hepsi bu düşmana yöneliktir. Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olana kadar bunlara savaşı ön görmektedir.(savaşın şartları oluşunca).

İkinci grupla mücadele ise çok farklıdır. Bu hususta Yüce Allah (cc) çok değişik metod ve yol göstermiştir.  Müslüman kardeşlerimizle aradaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeğe davet ediyor.

“Ve iyilikle kötülük bir değildir. Aranızdaki düşmanlığı (kötülüğü) en güzel muameleyle defedin. Bir bakarsın ki aranızdaki düşmanlık olan kişi, sanki senin en yakın dostun olmuştur.” Fussilet su.34.

Aranızdaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeğe çalışın. Bizim ile muhalif olan kişinin dostumuz olmasını istiyorsak, onunla vahdeti sağlamak peşindeysek, onunla savaş ve kavga halinde olmayı, onun aleyhinde çalışmayı, onu yok etmeyi ve kendimize boyun eğdirmeyi terk edip onunla iyi geçinip aradaki kötülük ve düşmanlığı yok etmeğe çalışmamız gerektiğini anlıyoruz. Elbette bu zor bir iştir. Herkesin yapabileceği bir çaba değildir. Kur’an bunu da bize beyan ediyor:

“Bu huy, sabredenlerden başkasına verilmez ve akıldan, tedbirden büyük hisseye sahip olamayanlara bu nasip olmaz.  Ve eğer şeytan seni vesveseye düşürür de bu huydan vazgeçirmeğe kalkışırsa hemen sığın Allah’a;..” Fussilet su.36.

“Yarattıklarımızdan daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.” (A’raf su.181.)

Rasulullah sav) şöyle buyurdu: “Ümmetinden bir taife hak üzere galip olarak devam edecektir! Allah’ın emri gelene kadar onlar hak üzerinde hep öyle sebat edeceklerdir. Muhalif olanlar onlara zarar veremeyecektir!” Müslim, 1920/170, Ebu Davud, 4252, Tirmizi, 2230, İbni Mace, 10, Hâkim 4/449, 450, Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/278, 279. ,

“Ümmetimden bir topluluk Allah’ın emri üzere muzaffer olarak savaşmaya devam edecektir. Onlar bu hal üzere oldukları sürece muhalifleri kıyamete kadar onlara zarar veremeyecektir!”
Müslim, 1924/176.(Hayrettin Karaman, Vahdet ve Tefrika)

“Bugün ümmetin ocağına ateş düştü, ümmetin diyarından ateşin yükseldiği bir dönemde kardeşlik ahlak ve hukukumuzu konuşmak, “ümmet olma şuurumuzu” sorgulamak, vahdeti ve kardeşliği yeniden tesis etmeliyiz. Bugün bölgemizde yaşananlara hiçbir mümin vicdanın sessiz kalamayacağını ve kalmaması gerektiği, fitne ve tefrika, sürekli anlaşmazlık ateşinin İslam ümmetini her taraftan kuşattığı günümüzde işgal ve istibdatlardan sonra bugün her türlü şiddet ve cinayeti caiz gösteren, kendilerinden olmayan herkesi tekfir ederek (Kâfir sayarak) ötekileştiren anlayış, İslam dünyasının kalbine bir hançer gibi saplanmış durumdadır. Sevgili Peygamberimizin mübarek ismini sözde bayraklarına nakşederek din-i mübini İslam’a verdiği zarar, azılı düşmanların verdiği zararları fersah fersah geçmiş bulunmaktadır.”

“Hiçbir strateji Müslüman kanını önlemekten daha değerli değildir. İslam dünyasında barut kokusu yükselirken acımız ortak, derdimiz ortak, dualarımız ortak olmalıdır. Hiçbir siyaset Müslümanların parçalara ayrılarak birbirlerini katletmesini önlemekten daha önemli değildir. Kanın Sünni’si Şiisi olur mu? Kardeşkanına göz yumulur mu? Yetmedi mi bunca akan kan, yetmedi mi bunca işkence ve musibetler. Bu fitneyi söndürmemiz gerekiyor. Akan kan Müslüman kanı, dökülen kan Müslüman kanı olduktan sonra kardeşkanına göz yumulur mu? Hangi akıl, hangi delil, hangi gerekçe bunu haklı gösterebilir? “   Prof. Dr. M. Görmez,  29.Uluslararası Vahdet Konferansı. 2016 İran.

Bölünmeyin parçalanmayın, birbirinizle kavga etmeyin diye Yüce Allah bizleri uyarıyor:

“(Ey İman edenler!) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır”.    (Al-i İmran su.3/ 105)

“ Allah’a ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfal su. 8 / 47

Vahdetin olmadığı bir toplumda tefrikanın zarar ve tehlikeleri açıklanıyor. Allah’a ve Resulüne itaat edilmediği takdirde ihtilaf kaçınılmaz olacaktır. Aranızda  bir ihtilaf söz konusu oldu mu, birbirinizle “çekişmeyin” buyuruyor. İhtilafı halletme yoluna gidin, önceki ayette belirtildiği gibi kendi aranızda çözün, “Aranızdaki düşmanlığı ( kötülüğü) en güzel bir muameleyle defedin”. Eğer halledemezseniz, diğer bir ayette belirttiği gibi Allah ve Resulüne müracaat edilmesi emr ediliyor:

” Ey İman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan ulu-l-emre  (idarecilere de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz- Allah’a ve ahret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resul’e götürün (onların talimatlarına göre halledin) bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”    Nisa su. 4 / 59.

Devam edecek…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol