Karşılıklı etkileşimde bulunma, insan fıtratına yerleştirilen sosyal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç kolektif ilişkilerin yaşandığı toplum hayatının teşekkülünü zorunlu kılmıştır. Bu sebeple toplumun özünü teşkil eden ebeveyn; insanı, muhtaç olduğu zorlu ve zorunlu toplumsal ilişkilere hazırlamakla görevlendirilmiştir.
           
Kendine özgü uygulama ve karakteri sebebiyle büyük oranda insan ihtiyaçlarının karşılanmasında müracaat edilen dolayısıyla karşılıklı ilişkileri belirleyen en önemli vasıtalardan biri, ticarettir. Alış verişin tarafları olmaları sebebiyle insanlar arasındaki ilişkilerin seyrini ve kalitesini belirleyen de ticarettir. Bu ilişkilerin olumlu yönde gelişebilmesi ve nitelik kazanabilmesi ticaret ahlakının kurallarına uymaya bağlıdır. Şu bir hakikat ki, tarih boyunca insanlık ticarette iyi bir imtihan verememiştir.  
           
Yapıp edilenler bir disiplin dâhilinde, kuralların öncülüğünde gerçekleştirilmelidir. İbadetlerin şartlarına, rükünlerine, adabına ve içtenliğine uyularak yapılması gerektiği gibi ticaret de kendine has usul ve kurallara göre icra edilmelidir. Ticaretle ilgili Kur’an ve sünnetin tayin ettiği ahlak ve hukuk kurallarına uymak; kul olma bilinci, sosyal sorumluluk, adalet ve hak ölçülerine riayet etmenin gereğidir. Hz. Ömer (ra)'in: "Alış veriş usulünü bilmeyen kimse, çarşı ve pazarda alış veriş yapmasın, çünkü farkında olmadan faize girebilir" ifadesi, bilgisizliğin ortaya çıkaracağı muhtemel sakıncalara dikkat çekmiş, bilgi olmadan icra edilen meslek sebebiyle topluma zarar verileceğine işaret etmiştir.
           
Bütün söz ve davranışlarla iş ve işlemlerde olduğu gibi ticarette de anlayış; toplumun ihtiyaçlarını giderme olmalıdır. Hz. Peygamber (sav); “Kim bir gıda maddesini satın alır ve günün rayiç bedeli üzerinden satarsa, sanki onu yoksullara tasadduk etmiş gibi ecir alır” buyurarak ticari malın sürüm değerini aşmayacak şekilde satılmasının üstünlüğünü, bedelsiz olarak ihtiyaç sahibine verildiğinde tahakkuk edecek mükafatın değerine denk saymış, toplumsal hayattaki huzur ve mutluluğun devamı için ticari ilişkilerde ilkeli ve ahlaki duruşun lüzumuna işaret etmiştir.
           
Asırlardır hiç ara vermeksizin insanlığa seslenen Kur'an; yaşamın her alanında istikameti ve doğruluğu emretmektedir. Dürüst tüccarın ebedi hayatta ilahi lütuf ve ikramlara mazhar olacağı bildirilen kimselerle birlikte bulunacağı ve aldatan satıcının (gerçek) mümin olamayacağı hususundaki hadisler; dürüstlüğün en üst düzeyde ödüllendirileceğini, aldatmanın büyük vebale sebebiyet vereceğini vurgulamaktadır. Bu dini hassasiyet; İslam Kültür ve Medeniyeti olarak bilinen yaşamın her alanındaki özgün standartların ortaya çıkmasını sağlayan nesilleri yetiştirmiştir. Devlet idarecisi, sanatkâr, zanaatkâr ve tüccar gibi farklı biçimlerde insanlara hizmet edenler; bu hassasiyetten beslenerek aileden almış oldukları terbiye ile dünya üzerindeki birçok toplumun İslam Dinine yönelmesine aracı olmuştur.
           
İslam, tutarlılığı ve insan onuruna yaraşan yaşam kalitesini gaye edinmiştir. O yüzden emeğe dayanmayan kazancı ve meşru olmayan harcama şekillerini reddetmiştir.  “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaret yoluyla yemeniz bunun dışındadır.” ilahi buyruğu bu hususa dikkat çekmekte; "Mü’minler kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helal, helalı haram kılan şart bunun dışındadır" hadisi de; alış veriş, satın almada muhayyerlik/tercih etme hakkı, şart, ipotek/rehin, kefalet, icra, şufa/ön alım, ortaklık/emek-sermaye ortaklığı/ziraat ortaklığı, havale, ciro, gasp ve ariyet/ödünç verme gibi doğrudan ticaret hayatını şekillendiren akit ve muamelelerin; kurallar ekseninde insanların kendi aralarındaki sözleşmeye göre ticari hayatı yönlendirmesi gerektiğine işaret etmektedir.
           
Allah Resulü (sav), hayatın her alanında olduğu gibi ticari iş ve işlemlerde de doğruluğu ve dürüstlüğü egemen kılmaya çalışmış, sebep ne olursa olsun aldatmaya/kandırmaya kesinlikle müsaade etmemiştir. Müşterinin bilgisizliğini, yabancı oluşunu yahut hakkını savunamazlığını fırsata dönüştürmeyi doğru bulmamış, bir malı kasten pahalıya veya kusurlu satılmasını yahut malın kusurunu gizlemeyi; müşteri müslüman olsun olmasın büyük suç ve günah saymış, dürüstlüğün, inanç tercihlerine feda edilmesini doğru bulmamıştır. Allah Resulü (sav)'nün, satışa arz edilmiş buğdayın iç kısmındaki ıslaklığın müşterinin göreceği şekilde tezgâhta bulundurulmasını emretmiş, aldatanın gerçekte iman etmiş olamayacağını bildirmiştir. Buna göre bir memlekete misafir olarak gelen seyyahlara almak istedikleri mal, ederinin üzerinde satılmamalı, pahalansın diye stok edilmemeli, daha fazla para tutsun diye gideceği yere uzak mesafe üzerinden götürülmemeli, malın kusuru müşterinin bilgisine sunulmalı, özellikle aracın değerini belirleyen kusurlar satış esnasında gizlenmemeli, ölçü ve tartı aletleri günümüz şartlarına uygun hale getirilmeli, hassasiyetleri takip ve kontrol edilmeli, emanet mal veya parayla ilgili gereken titizlik gösterilmelidir.
           
İman ve ibadetler kişilerin iradelerini eğitmeli, karakterlerini güçlendirmelidir. İbadetler, kulluğun bir parçası olan beşeri ilişkileri olumlu yönde etkilemeli, onların esin kaynağı olmalıdır. İbadetlerde sorun çıkmaması için gayret göstermek; beşeri münasebetlerde zafiyet zuhuruna engel olmayı, ticaret ahlakı ve hukukuna riayet etmeyi gerektirir. “Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen  namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz." hadisi, kazanma hırsı karşısında, Yüce Allah'a bağlılığın ifadesi olan ibadetlerin kişiyi güvenilir olmaya yöneltmesi gerektiğini ifade etmektedir.
           
Söz ve davranışlarına bilinci ve iradesiyle yönelen insan, içinde bulunduğu imtihan sürecinden, iradesini istikamet ölçüleriyle eğitmesiyle başarılı çıkabilir. Bu ölçüler yaşam alanına dâhil edildikleri oranda kulluk nitelik kazanır, dünya hayatı huzur verir ve ahiret nimetleri elde edilebilir.
           
Dualarda buluşmak dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.