Antalya
 
Konyaaltı İlçesi
 
Uncalı Mahallesi
 
Yapılış tarihi: 2008
 
 
Bu yıl Ramazan-ı Şerifin 10. günü akşamı “Çayırlı Hacı Mustafa Karabulut Camii”nde verilen 1000 kişilik iftar yemeğinde caminin banisi hayırsever “Hacı Cemali Karabulut”’la beraberdik. İftar sonrasında Cami yanındaki pastanede çaylarımızı içerken Cemali Bey, uzun yılları içine alan Caminin ibretlik yapılış öyküsünü şöyle anlattı:
 
“1940’lı yıllarda rahmetli babam buraları aldığında çevrede bu evler, bu yapılanma yoktu. Sonrasında Antalya’nın en değerli yerleşim merkezlerinden oldu, Konyaaltı ve Uncalı Mahallesi. “Çayırlı” lakaplı ailemiz kalabalık. Altı kardeşiz. Benim de sekiz çocuğum var.
 
Babam hayır yapmayı seven cömert bir kimseydi. Sağlığında, bir okul, bir sağlık ocağı yaptı. Belediyeye bir mezarlık yeri tahsis etti. Bir de cami için 1.500 metre karelik bir arsayı ayırdı. Ben kendisine; “Baba, o arsaya ne zaman cami yaptıracaksın, hadi yaptır artık” diye hatırlattığımda, her defasında; “Durun bakalım, sonra yaparız!” diye hep erteledi. Birçok defa bu teklifi, bu hatırlatmayı yaptığımı sanıyorum. Bizim ailece durumumuzu öne sürerek her defasında; “Durun bakalım, daha zamanı var, sonra yaparız!” dedi.
 
Bir gün bütün çocuklarını başına toplayarak neyi var nesi yoksa mal taksimini yaptı ve şöyle dedi: ‘Bundan sonra ben çalışmayacağım.  Zamanımı ibadetle değerlendirmek istiyorum. Neyim varsa aranızda adaletli biçimde taksimat yaptım. Kendime hiçbir şey bırakmadım. Herhalde annenizle bizim yiyecek yemeğimizi verirsiniz.”
 
Bundan sonra herkes kendi işini takip etti ve böylece 1983 yılına geldik. O yıl babam hastalandı epey güçten düştü. Bir gün; “Baban seni acele olarak çağırıyor!” dediler. Hemen eve gittim, hasta yatağında elini kaldırarak beni yanına çağırdı. Sesi kısıktı. Yan vaziyette doğrulmaya çalışarak elimden tuttu. Kulağıma kısık sesiyle: “Sana söyleyeceklerim var.  Bu sözlerim vasiyettir. Senin bu vasiyetimi yerine getireceğine inanıyorum. Güvenim var sana. O camiyi yaptırın. Hemen yaptırın!” dedi ve son nefesini kollarımda verdi!
 
101 yaşında vefat eden babamın ardından onun boşluğunu doldurmak zordu. Müteakip yıllarda Cami konusunu kardeşlerimle konuştum. Destek alamayacağımı hissettim. Ama ben babam adına bu camiyi yaptırmayı, onun bana vasiyetini yerine getirmeyi kafama koymuştum. Fakat son derece ilginç, bütün niyet ve kararlılığıma rağmen cami yaptırma işini erteliyor bir türlü harekete geçemiyordum. Ben paraları lüzumsuz yerlerde harcamayan, biriktiren birisiyim. Cami yapacak parayı her zaman çıkarabilirdim. Harekete geçmek için herhalde babamın uyarmasını bekliyordum.
 
İki bin beş veya iki bin altı yılıydı. Bir gece rüya gördüm.  ‘Upuzun geniş bir arazide yürüyorum. Epey ötede, yürüyen şapkalı bir adam silueti var. Adamın önünde bir uçurum var. Uçuruma doğru ağır adımlarla yürüyordu. Ben biraz hızlandım, uçuruma düşmesin diye… Adımlarımı hızlandırıp yaklaştığımda, adam aniden şapkasını çıkardı geri döndü ve bana baktı. Dikkatlice baktım, babamdı! Uçurumun kenarındaki adam bana hafiften gülümsüyor ama dargın ve küskün bir eda ile; ‘Ne oldu? Sana vasiyetim vardı, camiyi neden yaptırmadın? Yoksa yaptırmayacak mısın?” diyordu... “Yaptıracağım! Tamam!” dedim, babama sarılmak üzere kollarımı açtım… Yataktan fırlamışım… Seher vaktiydi… Rüyanın etkisi ile abdest alıp iki rekât namaz kıldım, Kur’ân okudum…
 
O hafta Cami inşaatı için çalışmaları başlattım. Yeteri kadar paramın olduğunu sanıyordum. 2007 yılında caminin ince işçiliği, halı vs için 400 bin liralık bir hesap çıkarıldı. Yapılması talimatını verdim. Çocuklarım ve eşim ‘Nereden bulacaksın?’ dediklerinde, emin bir şekilde ‘Babam gönderir’ dedim. Gerçekten babamızdan kalan değerli bir arsamız vardı, şehir merkezinde. Dört bin metre kare. O hafta satıldı ve ondan payıma düşen para caminin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak miktardaydı. Babam göndermişti lazım olan son posta parayı...
 
Bin kişilik cemaat kapasiteli Camii, beş yüz kişilik konferans salonu, Kur’ân Kursu ve lojmanları ile beraber 2008 yılında hizmete girdi… Bazı kardeşlerim Caminin yapılışı esnasında inşaata hiç gelmedi. Onlar Camii kendi adıma yaptıracağımı sanıyorlarmış, sonra rahmetli babamın adını camiye verince onlar da geldiler ve memnun oldular. Sonrasında ben de rahmetli babam gibi sahip olduğum mallarımı evlatlarım arasında taksim ettim. Şimdi camiden eve, evden camiye günlerimizi dolduruyoruz.
 
Büyük oğlu Kemal Beyle ile birlikte yan yana oturduğu halde caminin yapılış öyküsünü bizlere böyle anlatan seksen beş yaşındaki bu cömert adamın anlattıklarını adeta nefes almadan dinledim. Sözlerini tamamladığında kendisine; “Camiyi yaptırdıktan sonra babanızı tekrar rüyanızda gördünüz mü?” diye sordum.
 
Cevabın olumlu geleceğini tahmin ediyordum… Yanılmamıştım… Hacı bey gülümseyerek keyifli bir şekilde şöyle cevapladı sorumu: “Tabii” dedi… “Görmez olur muyum? Cami açılışını yaptıktan sonra şükür gayesiyle yemek verdik, mevlit okuttuk. İşte o gece yattığımda yine babamı rüyamda gördüm. Gülümsüyordu. Bana dedi ki:
 
‘Yarın yanıma gel! Anlatacağım şeyler var sana. Seninle konuşacağız. İşim var seninle!’” 
 
Sabahleyin epey heyecanlı bir şekilde kabristana gittim. Caminin yapılış öyküsünü anlattım kendisine. Dualarımı yaptım… Onun da bana anlatacakları vardı… Zira çağırmıştı… O sabah kabristanda sanki bana şöyle dediğini hissettim:
 
“Evladım! Geçte olsa caminin yapılması ile ilgili vasiyetini yerine getirdiğin ve uçurumun kenarından kurtulmama sebep olduğun için hakkımı sana helâl ediyorum!”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol