Bir aralar dini hassasiyetlerinden dolayı bazı kesimlerin yeşil sermaye diye adlandırdığı Ülkerin sahibi Murat Ülker işçilerine hiç de iyi davranmıyor. Yıllarca Babası Sabri Ülker’in kurduğu bu önemli kuruluşu destekleyen Müslüman halk şimdilerde cezalandırılıyor mu?

Sendika değiştirdikleri için yaklaşık 2 ay önce işten çıkarılıp perişan edilen işçiler isyan noktasına gelmişlerdi. İşçiler çalıştırıldıkları zamanda da oldukça insanlık dışı şartlarda çalıştıklarını ve İşçinin teri kurumadan hakkını verin diyen bir dinin talimatlarını Ülkerin hiçe saydığını ifade ediyorlardı.

Konu ile ilgili açıklama yapan mağdur işçilerden Murat Topal şunları söylüyordu:

-Bizler Ülker’in İstanbul’da yer alan çikolata fabrikasında, Topkapı Şubesi’nde çalışıyoruz. Hepimiz uzun yıllardır düşük ücretlerle orada çalışıyoruz. Tüm işçiler Öz-Gıda İş Sendika’ya bağlı ve o da zaten Ülker’in kendi kurduğu bir sendika. Sendika bizim aidatımızı kesiyor fakat biz sendikaya hesap soramıyoruz. Yani ben işe gelemediğim zaman, nasıl işveren bana para ödediği için ‘neden gelmedin, ne yaptın’ gibi sorular soruyorsa ben de sendikaya para ödediğimden dolayı sendikaya bunları sorabilmeliyim. Fakat sendikaya hesap soramıyoruz. Aksine bir mağduriyetimiz olduğunda sendika bize tepkisel davranıyor yahut da savsaklıyor. zorunlu mesai, üç kişilik işi bir kişiye yaptırmaları, sağlık problemlerinin dikkate alınmaması, makinelerin çok seri üretime geçilip işçilerin üzerinde sürekli baskı uygulanması gibi uygulamalarla tam anlamıyla modern kölelik diyebileceğimiz bir sistemle çalıştırılıyoruz. Gece 12,5 saat, gündüz 11 saat… Bedenimiz yıpranıyor, evimizde ailemize zaman ayıramıyoruz, davetlere icabet edemiyoruz, bakıyoruz cebimizde paramız da kalmıyor. Bunlar birike birike bıçak kemiğe dayandı.

İşçilerden Bilal Cansu iş koşullarını şöyle anlatıyor:

Çalışma saatleri 8 saat normalde. Yalnız sekiz saat çalıştığımızda aldığımız ücret asgari ücret. İşveren insanların fazla mesai yapmaya muhtaç olduğunu bildiği için herkesi fazla mesaili şekilde çalıştırıyor. Fazla mesaili çalışmak zorunlu. Yani istesek de istemesek de çalışmak zorundayız. Fazla mesaili bir şekilde az da olsa geçinebilecek kadar bir maaş alabiliyoruz. 1400-1600 TL arasında. Sürekli mesai yaptığın zaman sağlığından sıhhatinden gidiyor, ailene, çevrene ve kendine vakit ayıramıyorsun. Mesaisiz çalıştığında cebinde para olmuyor.

“ÇOCUĞUMA HEDİYESİNİ BİLE VERECEK KADAR GÖREMİYORUM”

Mesaili çalışınca az da olsa elimde bir şeyle gidebiliyorum, çocuğuma, aileme hediye götürebiliyorum ama ben giderken çocuğum uyuyor, ben geldiğimde de uyumuş oluyor. Birbirimizi göremiyoruz yani o kadar çok çalıştığım için irtibat kopuyor. Oyuncağını alıyorum ama ben çocuğuma veremiyorum. Başucuna koyuyorum o uyandığında alıyor. Yani aileler birbirinden kopuk, çevreden kopuğuz. Bayramda seyranda, hafta sonunda sürekli çalışıyoruz. Sözde işçi bayramı olan 1 Mayıs'ta bile çalışıyoruz. 1 Mayıs’ta biz değil memurlar çalışmıyor. Zaruri durumda bile izin vermiyorlar.

“ÇİKOLATALAR ERİMESİN DİYE HEPİMİZ FITIK OLDUK”

Ayrıca aşırı soğuk bir ortamda çalışıyoruz. Çünkü çikolataların erimemesi için soğuk ortam gerekli. Merkezi sistemli soğutma yerine bizim çalıştığımız alana tepeden fanlı soğutmayla bu gerçekleştiriliyor. Soğutma sistemi tamamen ikinci sınıf. Bir yandan çalıştığımız için terliyoruz bir yandan tepeden fanlı sistemle soğutma vuruyor. Ve bu da bel fıtığı, boyun fıtığı gibi sağlık problemlerine sebep oluyor. Hemen hemen herkeste bu sorun var. Aynı zamanda çok gürültülü ortamda çalışıldığı için de işitme problemleri de meydana geliyor. Monoton bir şekilde insan makinalarla çalışınca psikolojik rahatsızlıklar da oluşuyor. Bir cenaze olduğunda bile ben bugün çalışmak istemiyorum gibi bir şey deme imkanımız yok. Köle gibi çalıştırılıyoruz.

İslami analizden Meryem Büşra Dağ’ın röportajından;

“ÜLKER HAKKIMIZI VERSE DAHA ÇOK BÜYÜRDÜ, KAZANCI BEREKETLENİRDİ”


Ülker’de de aynı durum söz konusu. Biz Ülker’i 70 sene mutlu etmişiz. Onlar bizi 70 yıldır mutlu edememişler. Ben girerken 3-4 tane makinesi olan şirketin şimdi 50 bin tane çalışanı var. Acaba bizim hakkımızı tam olarak verseydi bu kadar büyüyebilecek miydi?

Bilal Cansu: Verse daha çok büyürdü. Daha çok bereketlenirdi.

Murat Topal: Bizi memnun edemedi, bizi mutlu edemedi. Hadis-i şerifte “komşusu açken tok yatan bizden değildir” deniyor. “Kendin için istediğini başkası için istemedikçe gerçek mümin olamazsın” deniyor…

Siz de bahsettiniz. Ülker yönetimiyle de görüşmeleriniz oldu. Bu görüşmelerde ne gibi sonuçlar elde ettiniz?

Murat Topal: Murat Ülker bize sendika değiştirmek sizin hakkınızdır dedi. Onların kafasındaki en büyük soru işareti DİSK…

Bilal Cansu: Oradan bir sonuç çıkmadı anlayacağınız. Bizim anlayabildiğimiz kadarıyla Murat Bey bizi oyalıyor. Şimdi ben bir soru soracağım Sayın Murat Ülker’e Sayın Ülker bundan, yaklaşık iki yıl önce Ressam Bedri Baykam’ın bir tablosuna 125 bin dolar ( eski parayla 225 milyar) Lira verdiniz. İşçinizi çok düşük ücretlere soğukta çalıştırıp fıtık eden zat-ı âlinizin bu kadar büyük parayı hiç acımadan Ressam Baykam’a verebilmeniz ne denli dindar! Olduğunuzu göstermektedir. İşçinin hukuku cehennemden ateştir. Bir Müslüman bir memurun 10 yıllık maaşını bir tabloya vermesi ne büyük bir israftır, para sizin ama işçinize layık gördüğünüz durumu göz önüne alınca bu yaptığınızın büyük bir zulüm ve israf olduğunu söylemek isterim. Şu kış günü o mazlumları perişan ettin, tablonun günahı sana yeter bir de üstüne bunu ekleme, hemen onları geri işe al. Belki yapacağın bu güzellik irtikab ettiğin günahı bir nebze olsun izale edebilir. Unutma seni ve kuruluşunu bu denli büyüten ve geliştiren bizleriz. “Temiz çocuklar, namazlı abdestli adamlar” diye ürünlerinizi yıllarca aldık. Velinimetiniz olan halkınıza ihanet etmeyin. Bak baban Sabri Amcayı hatırla ve bu dünyanın bir de altının olduğunu aklından çıkarma…

Mevzu burada bitti ama yukarıda bahsi geçen tablo ile ilgili Fatih Altaylı’dan bir anekdot paylaşmak isterim. Malumunuz muhafazakâr kesim Bedri Baykam’ı pek sevmez… İşte o anekdot: Murat Ülker o kadar uyanık bir işadamı ki, 125 bin dolara aldığı Bedri Baykam'ın boş çerçevesinden büyük kâr edebilir. Bunu uydurmuyorum. Bilerek söylüyorum. Geçtiğimiz günlerde muhafazakâr çevrelerin çok yakından tanıdığı ve çok da sevdiği bir işadamı, Murat Ülker'le karşılaşmış. Ve Ülker'e, "200 bin dolar vereyim, Bedri Baykam'ın çerçevesine bana sat" demiş. Murat Ülker şaşırmış. "Sen resim almazsın ki, nereden çıktı şimdi bu?" İşadamı yanıtlamış. "Bizim caminin tuvaletine asacağım. Gelip giden hacetini ona bakarak gidersin." F.A
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.