... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz. (Bakara Suresi, 219) Kuran'a göre infak ibadetindeki ölçü, ‘ihtiyaçtan arta kalan’dır. Ve bu, cahiliye toplumundaki yerleşik uygulamadan tamamen farklıdır. Çoğu insan Neml Suresi’nde haber verildiği gibi azıcık verir ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tutar.

İhtiyacından fazlasını infak etmeyerek, elinde tutan kimse, Allah'ın kesin bir hükmünü yerine getirmeyerek, ahireti açısından sorumluluk altına girer. Çünkü Allah'ın kendisini denemek için verdiği ve infak etmesini bildirdiği malı, cimrilik yaparak kendisine saklamaktadır.

Bir insan kazancının çok büyük bir kısmını infak etmiş olabilir. Fakat ihtiyacından fazlasını kendisine ayırıyor ya da ilerisi için saklamakta bir sakınca görmüyorsa, Kur’an ayetlerinde tarif edilen zorlu bir duruma düşmesi muhtemeldir. Cimrilik yapmak, malı yığıp biriktirmek, kişinin gelecek korkusu ve dünyayı ahiretten ön planda tutması sebebiyledir.

İnsandaki geleceğe dair endişelerin, korkuların nedeni,  Allah'a karşı duyulan güvendeki eksiklik, tevekkülsüzlüktür. Tevekkül, gerçekten de iman eden ve iman etmeyen insan arasındaki en büyük farklardan biridir. Müminin tevekkülle kavradığı sır,  her maddenin, her canlının, her varlığın Allah'ın kontrolü altında olduğu ve O'nun izni ve bilgisi dışında hiçbir şeyin gerçekleşemediği sırrıdır.

Tevekkül, sebeplere bağlı olup sonucu Allah’a bırakmaktır. Sebeplere bağlı olmak gerekir çünkü onları da Allah yaratır. Tevekkülsüzlük ise imanî zayıflıktan kaynaklanan önemli bir sorundur.

Dünya üzerindeki hiçbir canlı –insan hariç- biriktirmez. İhtiyacı ne kadarsa o kadarını alıp kullanır. Örneğin kuş, yalnızca yaşayabileceği kadar yer işgal eder, sadece doyacağı kadar yiyecek bulup yer. Diğer hayvanlar da genelde böyle; karınları acıkınca rızıklarını aramaya çıkarlar.

Ağaçlar oldukları yerde hiç kıpırdamadıkları halde, Rabbimiz onları mükemmel besleyip büyütür,  ihtiyacı olan topraktaki minerallere kadar rızıklarını verir. Kurt ise örneğin, hırsından dolayı, uzun süre aç kalabilir, yiyecek bir şey bulamayabilir. Doğaldır ki, ne hayvanın ne bitkinin insan anlamında bir aklı yoktur. Ancak, Allah onlarda bu şekilde tecelli ederek, tevekkülün önemini insanlara gösterir.

Bütün olayları meydana getiren Rabbimizdir. Allah'ın yaratmış olduğu her olayda müminler için bir hayır vardır. Küçük ya da büyük bütün olaylar, kesinlikle dinin çıkarlarına ve müminlerin ahiretine yarar sağlayacak şekilde yaratılır ve her şey bu plan dahilinde işler.

İnsanların büyük çoğunluğunun bu gerçeklerden uzak yaşıyor olması, onlar için basit amaçlar üzerine kurulmuş, basit bir ‘dünya’ oluşturur. Dünya nimetlerinden herkesten daha fazla yararlanabilmek için delice bir hırs ve yarış içinde, boş emeller peşinde koşuşturup durur insan. Bu anlamsız koşuşturmalar sürerken, zaman da akıp gider. Önce hastalıklar ve yaşlılık, ardından da insan yaşamının en kesin gerçeği olan ölüm gelip çatar. Ölümle birlikte geçiş yaptığı sonsuz ahiret hayatında ise insan, dünyadayken değer verdiği hiçbir kavramın artık bir anlamı olmadığını, yalnızca Allah rızası için yapılan salih amellerin iyi karşılık göreceğini kavrar.

… "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. (Kehf Suresi, 103-105)

“Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar. Kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” (Tevbe Suresi, 58) buyrulur Kur’an’da. Kendisine ihsanda bulunulduğunda hoşlanmak, verilmediği ve çıkar elde edemediği zaman gazablanmak bir münafık özelliğidir.

 

“Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz” (Muhammed Suresi, 38) ayetinden anlıyoruz ki, “zenginim” diyen yalan söylemiştir; insan fakirdir.

İhtiyacı ayırırken de artakalanı verirken de vicdan devreye girer. Ancak insanın asıl ihtiyacı olan yığmak değil vermektir.

 

“Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Tegabun, 14)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.