Bismillahirrahmanirrahim.

Allah'a hamd, Onun elçisine salat ve selam olsun

Tarih boyunca Tevhit mücadelesine öncülük eden peygamberler, insanları yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi toplumsal hayatın vazgeçilmez dinamiklerinden olan beşeri ilişkilerde de eğitime tabi tutmuş, olgunlaştırmaya çalışmışlardır. İnsanların doğuştan eşit olduklarını, Allah nezdinde kadınla erkek arasında da bir ayırımdan söz edilemeyeceğini, üstünlüğün Allah’a bağlılıkta aranması gerektiğini, bunu da ancak Allah’ın bileceğini dile getirmişler, erkek ve kadından müteşekkil insan türünün huzurunu ve ahiret mutluluğunu sağlamak amacıyla her birinin karşılıklı hak ve ödevlerini bildirmişlerdir. Kuşku yok ki, insanlık tarihi kadar eskiye dayanan kadınla erkek arasındaki olumsuz durum, biyolojik farklara rağmen kulluk ekseninde ve hayat kazanımlarında aynı haklara sahip oldukları gerçeğini göz ardı etmekten kaynaklanmaktadır. Son peygamber Hz. Muhammet (sav), hayatı boyunca erkeğin kadın üzerindeki anlamsız tasallut ve tasarrufuyla da mücadele etmiş, kadını mağdur eden aşırılıkların törpülenmesine gayret etmiştir.

Kur'an ilke olarak kadınla iyi geçinmeyi emretmiş, onlara zorla varis olmayı, ölen akrabanın hanımıyla zorla ve mehirsiz evlenmeyi, eski kocasından kalan mehrinden mahrum bırakmayı, kadının başkasıyla evlenmesine engel olmayı, sadece malına hak kazanmak için onunla evlenerek ve onu canından bezdirerek bir miktar para karşılığında boşanmaya razı etmeyi reddetmiş, kadının hoşa gitmeyen ve sohbeti tat vermeyen durumunda bile birçok hayrın gizlenmiş olabileceğini bildirmiştir.

Allah Resulü (sav), ünlü veda seslenişinde; tebliğiyle görevlendirildiği Kur'an'ın üslubunu kullanarak eski zamanlardan modern kültürlere bütün insanları kucaklayan ifadesiyle büyük mesajlar ulaştırmıştır. Bütün zamanların ihmal ve mağduriyet konusu kadının, Allah'ın adının anılması koşuluyla erkeğe ilahi bir lütuf ve emanet olarak verildiğini, karşılıklı hak ve hukuk, ödev ve sorumluluk çerçevesinde bir hayatın sürdürülmesi gerektiğini, bunun sonucundan Allah'a verilecek bir hesabın bulunduğunu bildirmiştir.

Hz. Peygamber (sav), müminlere kadınla nasıl geçinmeleri gerektiğini öğretmiştir. Onun hayatında karşılık bulan ölçülere göre insanların hayırlısı aile fertlerine iyi davranan ve onlarla iyi geçinendir. Öfke ve sertlikle kadını istediği kıvama getirmek yerine ortak zeminde muhabbet ve şefkat anlayışı ile ona tesir etmenin ve aile huzurunu temin etmenin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda hanımla gülüp oynamak, arada bir şakalaşmak ve eğlencelerle sosyal ve sportif aktivitelere katılmak, hatta onun kaprislerine katlanmak, güzel geçimin örneklerindendir. Ancak kadının dünyasına ve âhiretine zarar verecek hususlarda doğruyu bulmasına yardımcı olmak “kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyunuz” ilahi fermanı gereğince yerine getirilmelidir.

Kader birliği yapan ve mahremiyetini paylaşan hayat arkadaşlarının birbirlerine, karşılıklı saygı ve hoş görü anlayışı ile yaklaşmaları gerekir. “Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.” hadisi, eşini döven erkeğin, huzurunu, aile ilişkilerindeki ince duyguları kendi elleriyle yok ettiğine ve ona köle muamelesi yaptığına işaret etmektedir. Oysa aile yuvası, onu karmaşık çalışma hayatının yorgunluğundan ve harici dünyanın meşakkat ve sıkıntısından kurtaran bir sığınak olmalıdır. Gayri ahlâki bir durumu dolayısıyla kadının, ifrata kaçmadan ve onu ıslah etme mülahazasıyla dövülmesine izin veren ayete istinaden Hz. Peygamber (sav), kadının bir miktar hırpalanmasına göz yummuş olmasına rağmen hiçbir hizmetçisini dövmemiş, hiçbir hanımına tokat atmamış ve hiç kimseye bir fiske bile vurmamış olması; şiddetle arasındaki mesafenin göstergesi sayılmalıdır. Bu bilginin, 10 yıl peygamber hanımlığı yapan Hz. Aişe (ra)'den rivayet edilmiş olması büyük değer taşımaktadır. Hz. Peygamber (sav), değil erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulamasını, hasmane duygular beslemesini, ona küsmesini bile doğru bulmamıştır. İnsan kusursuz ve mükemmel olmadığına göre kendi hatalarına bakmadan bazı davranışlarını beğenmediği için eşinin kusurlarını büyüterek her olumsuz durumda onu tenkit etmesi ve bunu nefret sebebi sayması, hayat arkadaşlığı kurallarıyla bağdaşmadığı gibi insaf ölçülerine de sığmaz. Burada sorun oluşturan husus, erkek bir kadının beğendiği özelliklerini hanımında, kadın da bir erkeğin beğendiği özelliklerini kocasında görmek istemesi, bulamadığında da davranış bozukluğu sergilemesi, evliliğin karşılıklı hak ve hukukun egemen kılınmasıyla yaşatılması gereken dini bir müessese olduğunu idrak edememesidir. Diğer taraftan eşler arasında karşılıklı iyi yönleri görme eğilimi, irade ve isteği ortadan kalkmışsa, bu birlikteliği ayakta tutan sevgi bağı kopmuş, aile yuvasının sıhhati ve geleceği tehlikeye düşmüş demektir. Bu durumda evliliği zorla sürdürmeye çalışmak her çeşidiyle şiddete davetiye çıkarmak demektir.

Yeme içme, giyinme kuşanma gibi temel insani ihtiyaçları karşılama görevini erkeğe vermekle kadının onurunu, nezafet ve zarafetini koruma altına alan İslam Dini; erkekleri, kadının duygusal dünyasına saygılı olmaya çağırmakta ve kadının ruhsal durumunun daha farklı ve hassas olduğuna dikkatleri çekmektedir.

Ayet ve hadislerde eşlerin sorumlulukları belirlenmiş olmasına rağmen nesiller, evliliğin esas itibariyle toplumsal sorumluluk olduğunun bilinciyle yetiştirilmemektedir. Evliliğin görünen kısmıyla ilgilenmenin, bencilliği tırmandırdığı, ortaklık ve özveri gerektiren yönünü ihmal ettiği dikkate alınmamaktadır. Konunun maddi boyutuna odaklanan nesiller, aradıkları şekli bulamayınca hayal kırıklığına uğruyor, muhtevası oluşmayan aile birlikteliklerini sona erdirmek için boşanma cihetine gidiyor.  

Hz. Peygamber (sav), imanın yetkinliğini güzel huya, hayır üzere bulunmanın ölçüsünü ise kadınlara iyi muameleye bağlamış, her bireyin aile fertleri nezdinde insanların en sevimlisi olması gerektiğine işaret etmiştir.

Dualarda buluşmak dileğiyle...



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol