İnsan, bu dünyaya geçici bir hayat için gelmiş olup, ebedî kalmak için gelmemiştir. İnsan bir yerden bir yere sefer yaparken bir mola yerinde kaldığı süre kadar dünyada yaşamaktadır. İnsan hayatının bir başlangıcı olduğu gibi bir de sonu vardır, fani olan her varlık gibi insan da ölümü tadacaktır. Kur’an’da bu gerçek şöyle bildirilmektedir: “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185; Enbiyâ, 21/35) Yine Kur’an, insanın, her canlı için mukadder olan ölümden kaçmasının, kurtulmasının mümkün olmadığını haber vermektedir. (Cuma, 62/8) Ancak şu gerçek iyi bilinmelidir ki; ölüm, insan için bir yok oluş değil, bilakis fâni hayattan ebedî hayata geçiş, dünyada iyi ya da kötü yaptıklarının karşılığını göreceği yeni bir hayatın başlangıcıdır.  Ölüm herkes için kaçınılmaz bir sonuç olduğuna göre insan; Allah’ın emirlerine, Resûlullah’ın yoluna uyup yasaklarından sakınmak suretiyle ölüme hazırlıklı olarak yaşamalıdır.

Yüce dinimiz İslam’a göre insan, hayattayken de öldükten sonra da saygı ve hürmete lâyıktır. Bundan dolayı insanın ölüsüne de dirisi gibi güzel muamele yapmak esastır. Yıkanıp bembeyaz ve tertemiz kefenlere sarılması, omuzlar üstünde taşınması, musallaya konulup cenaze namazı kılınması, arkasından dua edilmesi, hayırla yâd edilmesi gibi davranışlar, ölen Müslüman din kardeşimize gösterdiğimiz saygının bir ifadesidir. İslam kardeşlik hukuku ve ahlâkının bir gereği olarak ölen din kardeşlerimize karşı bir takım görevlerimiz bulunmaktadır. Bunlara kısaca temas etmeye çalışalım. 

Ölmek üzere olan Müslümana yapılacak görevler: Ölmek üzere olan, yani ölüm belirtileri görülen kimse eğer zorluk olmayacaksa kıbleye karşı sağ yanı üzere çevrilir veya ayakları kıbleye doğru ve başı biraz yükseltilerek arkası üstüne yatırılır. Yanında Yâsin suresi okunur. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yasin, Kur’an’ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah’tan ahiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin’i ölülerinizin üzerine okuyunuz.”(Müsned, V/26) Ayrıca hastanın sevdiği bir kimse belli aralıklarla onun duyacağı şekilde kelime-i tevhidi telkin eder, yani “Lâilâhe İllallah Muhammedü’r-Resûlüllah” sözünü söyler. Fakat sıkıntılar içinde bulunan hastaya “sen de söyle” diye zorlanmaz. 

İslam âlimleri, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, “Ölülerinize ‘Lâilâhe illâllah’ sözünü telkin ediniz” (Müslim, Cenaiz, 1) hadis-i şerifine dayanarak ölmek üzere olan kimseye telkin yapılmasında ittifak etmişlerdir. Bu şekilde telkinde bulunmak bir Müslüman için yapılabilecek en büyük iyiliktir. Çünkü bu telkinle ona mü’min olduğu hatırlatılmış ve onun son sözünün kelime-i tevhid olması, dolayısıyla iman ile hayata veda etmesi sağlanmış olmaktadır. Böylece vefat eden bir Müslüman Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, “Kimin son sözü, ‘Lâ ilâhe illallah’ olursa, o kimse cennete girer” (Ebu Dâvûd, Cenâiz, 16) müjdesine nail olur. 

Ölümü kesinleşen kişinin gözleri kapatılır, çenesi bağlanır, sırt üstü yatırılır ve elleri iki yana uzatılır. Kolları göğsünün üzerine konulmaz. Elbiseleri çıkartılarak üzeri bir örtü ile boylu boyunca örtülür. Şişmemesi için karnı üstüne bıçak gibi bir demir parçası konulur. Ölünün yanında güzel koku bulundurulur veya etrafı buhur ile tütsülenir. Hanefîler’e göre yıkanmadıkça ölünün yanında Kur’an okunması mekruhtur, Şâfiîler ise, defnedilinceye kadar ölünün yanında Kur’an okunmasını mekruh saymışlardır. 

Bir Müslüman öldüğünde cenazeye katılmalarını ve din kardeşlerine karşı son görevlerini yapmalarını sağlamak amacıyla yakınları, dostları, komşuları ve diğer müslümanlar haberdar edilir, bu amaçla duyuruda bulunulur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ifadesiyle; Müslümanın din kardeşinin cenazesine katılması Müslümanın, Müslüman üzerindeki haklarındandır.(Buharî, Cenâiz,2; Müslim, Selam, 4)

Cenazenin techizi (yıkanıp kefenlenmesi): Cenazeler bir mazeret yoksa geciktirilmeden kabirlerine defnedilmelidir. Bunun için bir an önce yıkanması ve kefenlenip hazırlanması gerekir. Bu işlemler de ellerinden geliyorsa en yakınları tarafından, değilse görevlendirdikleri ehil kişilerce yapılır. Ölen kişinin o esnada yerine getirilmesi mümkün olan vasiyeti varsa yerine getirilir, borçları varsa cenaze namazı kılınmadan önce ödenir, böylece borçlarından kurtulmuş olarak ahirete intikali sağlanmış olur.  Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Mü’minin ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.” (Tirmizî, Cenâiz, 76) 

Cenaze namazı kılmak: Yıkanmış ve kefenlenmiş olan cenaze musallaya konularak cenaze namazı kılınır.  Cenaze namazı farz-ı kifayedir,  cemaat şart olmayıp, yalnız bir erkeğin veya bir kadının bu namazı kılmasıyla bile farz yerine getirilmiş olur. Ancak cenaze namazı kılmanın fazileti çok büyüktür, bundan mahrum kalmamak için imkanlar nispetinde cenaze namazlarına iştirak etmeye çalışılmalıdır. Cenaze namazı kılmak, cenazeyi teşyi etmek yani takip etmek ve defin işiyle meşgul olmak hem ölünün Müslümanlar üzerinde son bir hakkı, hem de sevap kazanma vesilesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Kim bir cenaze üzerine namaz kılarsa onun için bir kırat sevap vardır. Kim de onun defnine kadar beklerse onun için iki kırat vardır. (İki kıratın misali, iki büyük dağ gibidir.) (Buharî, Cenâiz, 59) buyurmuştur. 

DEVAMI GELECEK...


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol