Veliler Örgütü ve “Kainatın Hükümeti” 

En üstte insanı kamil olarak gavs hazretlerinin bulunduğu yapılanma bir örgüt yapısı arz eder.

Ricâlu'l-gayb diye isimlendirilen bu örgüt “Gayb adamları” ya da “Gayb erenleri” olarak da adlandırılır.

Yaratıcının kainattaki işlerini bu örgüt yürütür. Örgütün en üstünde Gavs bulunur. 'Gavs ya da gavsu'l-âzam' diye isimlendirilen bu başkan, örgütün en büyüğüdür.

Kur'an'ın, "Yeri döşedik ve oraya sabit dağlar (revâsi) yerleştirdik" (Kaf, 7) ayetinde andığı "dağlar" mesâbesinde görülürler.

Bu örgüt kainatın hükümetidir. “Hükümet-i sufiye” olarak da adlandırılır.

Gavs bu “Sufiye Hükümeti”nin başıdır. Ona bağlı iki imam bulunur. Sağdaki “İmam-ı yemîn”, soldaki “İmam-ı yesâr.”

Sağdaki makam “âlemi melekût”a, soldaki ise “alemi mülk”e, dünya âlemini yönetir.

Bu iki makama gelecek kişileri kutub tayin eder.. Gavs ve ona bağlı iki imama birilikte “3’ler” denir.

Zamanın kutbu ölürse onun yerini alacak olan bunlardan biridir. Bunların bilgileri Kutbu'l Aktab'dan bir feyizdir. Bunlar ölecek olursa, bütün alem bozulur.
 

“3’ler”in altında ebrâr (iyiler) denilen 7 velî yer alır; “7’’ler”. Onların hemen altında da necibler 8 ya da 40 veli; “40’lar.

7’ler her zaman Kâbe’de manen, zaman zaman da cismen buluşurlar.

40’lara komutan veliler ya da abdallar da denilir. 40'lar, 7'leri tanımazlar. Fakat 7’ler 40’ları tanırlar.

“40’lar” (Ebdallar) daha çok Şam'da ve Irak’ta oldukları söylenir.

 

“Bunlar Allahtan ne dilerse asla geri çevrilmez. İbn-i Arabiye göre Allah evrenin yedi bölgesini yedi abdal ile korur. Yedi semanın ruhaniyeti bu kimselere bağlıdır. Her biri de gücünü yedi semada oturan İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa, ve Adem gibi peygamberlerden alır.” (Süleyman Uludağ, Abdal Mad. DİA, C.1, S.59)

Nukeba' (Başkanlar): Sayılarının 300 veya 500 olduğu söylenen bu gruptakilerin görevi ise yerin altındaki gizlilikleri ortaya çıkarmak.

Kırkların altında 300'lerden sonra 700'ler ve 1000'ler olarak toparlanmış ve Kutbu'l-Aktab'ın hizmetinde olan görevliler, hatta bazılarına göre 3000'ler, 7000'ler, 10000'lik hiyerarşik yapı içinde yer alır.” (Mehmed Nuri Şesuddin en-Nakşibendi, Tam Miftahu'l-Kulub, 47-48, Salah Bilici Kitabevi, istanbul 1976. (Ahmed Ziyaııddin Gümüşhanevi, Veliler ve Tarikatlarda Usul (Camiu'l-Usul). 41-51, tercüme, Rahmi Serin, Pamuk Yayınları, İst. 1977, Rabbani, Mektubat, 251; 256, 260, 285, 2İS? nolu mektuplar. Ter. Hüseyin Hilmi Işık, Sönmez Neşriyat, İstanbul 1968.)

                        “Veliler Örgütü” Kimin Teorisi?

İlk defa Irak sûfîlerinde görülen ve Şia’nın ve Râfizîliğin etkili olduğu ifade edilen “Kutub sistemi” en geniş şekilde Muhyiddin Arabî tarafından işlenmiştir.

Bu konuda “Risaletu'l-ğavsiyye” adıyla kitap yazmış, diğer kitaplarında da konuya yer vermiştir.

Ona göre her şey bağlı olduğu bir şeyin yani “kutb”un etrafında döner. Aynen değirmen taşının etrafında döndüğü ve “kutub” olarak adlandırılan demir gibi. Tasavvufta da Kutub, yeteneklerin kendisinde en mükemmel şekilde tecelli ettiği en üstteki kişidir.

İbnu'l-Arabî’ye göre her bir hal için bir Kutub vardır. Hepsinin başında da en büyük kutub olan “kutbu'l-aktâb” bulunur.

Diğer bütün kutublar, kutbu'l-aktâbın emri altındadır. İbni Arabi’ye göre bunlar on iki kişidir. Yedisine iklim kutubları, beşine velayet kutubları denir.

İklim kutublarının her biri bir iklimi kontrol eder.

                         

İbni Arabi’ye göre her topluluğun işi bir kutba havale edilmiştir. Allah doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi onlarla muhafaza ediyor.

Halkı mümin veya kafir her memleketin bir kutbu olur.

Muhyiddin İbn Arabi bu örgütlenme içinde kendisini ise hatemu'l-Evliya ve “kutbu'l-ekber” ilan eder.

Abdülkâdir Geylâni'nin “kutbu” şu veciz cümlelerle tarif ettiği rivayet edilir:

"Alem-i gaybda ve âlem-i şehâdet-i evveliyede hiçbir iş yoktur ki, onun ondan bilgisi olmasın…Hiçbir fiil yoktur ki, o onda gizli olmasın. Hiçbir ışık yoktur ki, ondan bir parça, hiçbir marifet yoktur ki, ondan bir nefes taşımasın. Hiçbir mecra yoktur ki, kutup onun sonuna ulaşmış olmasın.

Vâsılların tuttuğu hiçbir yol yoktur ki, kutup onun nihayetinin mâliki olmasın. Hiçbir tuzak yoktur ki, onunla karşılaşmamış olsun…

Beraberindekilerin hiçbir hâli ve müşahedesi kutba gizli kalmaz. Onun hedefinden daha yüksek bir hedef, onun örtüsünden daha büyük bir örtü, onun vücudundan daha tam, daha mükemmel bir vücut, onun şühûdundan daha açık bir şühûd yoktur.

O vardır, mevcuttur, muttasıldır, munfasıldır, arzlıdır, şemaildir, kudsîdir, gaybîdir, hâlis bir vâsıtadır."

Bu kişilerin gaybı bildikleri, yerde ve göklerde kendilerine gizli hiçbir şeyin bulunmadığı, her şeye güçlerinin yettiği ve iradelerine karşı kimsenin gelemediğini iddia ederler. (eş-Şarani, el-Yevakit ve'l-Cevahir, 2/65-66)

Veliler Örgütünün “Divan Toplantıları”

Tasavvufun çok mübarek zatlarından Abdülaziz ed-Debbağ İbriz adlı kitabında velilerin toplantılarını anlatıyor:

“Yılda bir kez Hira mağarasında toplanıp bir yıl içinde olacak işleri kararlaştırdıklarını ve bir Divan/ hükümet toplantısı yaptıklarını söyler. Gavs’ın başkanlığında tüm ricalullah toplanır. Melekler gelir, ölmüş veliler gelir, arasıra peygamber de uğrar. 24 saat süren bu toplantı Süryanice kayda alınır. Gavs evinden bile bu toplantıyı idare edebilir, oraya istediği surette ruhen gidebilir. Her şey karara bağlanır, takdir edilir tartışılır.” (İbrahim Sarmış Tasavvuf ve İslam s.520)

“Her hafta divanı salihin, tensib edilen bir gecede kurulur. Rasulullah teşrif ederse reis odur. Teşrif etmezlerse, varis-i rasul riyaset eder. Ve ahval-i aleme ait kararlar alınır. Hükümler verilir. Cari hadisatın ekserisi bu hükümlere bağlıdır. (Ali Erol, Hatıratım, 53)

"Divanı salihinde Rasulullah bulunursa, Arapça konuşulur. Bulunmazsa Süryanice." (Ali Erol, Hatıratım, 61)

Abdülaziz ed-Debbağ el-İbriz adlı kitabında bunların bir kez Hira mağarasında toplanıp bir yıl içinde olacak işleri kararlaştırdıklarını ve bir Divan/ hükümet toplantısı yaptıklarını söyler. Gavs’ın başkanlığında tüm ricalullah toplanır. Melekler gelir, ölmüş veliler gelir, ara sıra peygamber de uğrar. 24 saat süren bu toplantı Süryanice kayda alınır. Gavs evinden bile bu toplantıyı idare edebilir, oraya istediği surette ruhen gidebilir. Her şey karara bağlanır, takdir edilir tartışılır.

“Salihlerin Divanı” isimli kitabında ise, ölü veliler ile dini veliler, bir de cinlerin velileri her hafta dünyanın bir yerinde bir araya gelir toplantı yapar. Dünyanın ve Kainatın meselelerini görüşür karara bağlarlar. Arşa ve Kürse tasarruf eder, insanların kalplerine tasarruf ederler. Onlar dilemedikçe bir kalbe bir hatıra bile gelmez” diyor. 

Ahmed Hulusi gibileri de, bu ricalül-gayb’ın alem hakkında alınan kararlarda söz sahibi olduğunu, alemin idaresini üstlendiklerini söylüyor. (İbrahim Sarmış Tasavvuf ve İslam s.520)

“Onları karar organı ve icra organı olarak iki sınıfa ayırır ve meydana gelen olayların onların onayından geçtiğini belirtir. Divanın işleyiş tarzını da ayrıntılı olarak anlatır. (Ahmerl Hulusi, Din-Bilim Işığında İnsan ve Fiilleri, 359-361 Ferşat Yayınları, İkinci baskı, İstanbul, irs.)

Zamanımız “Gavs”larından biri olarak görülen Nazım Kıbrısi’nin sohbetinde;

“Şam'ın kuzeyinde bulunduğu söylenen Kasyun dağında yüz yirmi üç bin peygamberin bulunduğu, o dağın evliya ve enbiya yatağı olduğu, onun için ışık olmadığı halde geceleyin nur yalımlar halinde parladığı” anlatıyor.” (Bel'am Muhammed Nazım Kıbrısî (Şeyh Nazım), Tasavvufi Sohbetler, 59)
 

Bütün tasavvufi yapılanmalar bu inanış üzerine bina edilir. Her tasavvuf grubunun yani tarikatın olmazsa olmazı gavslardır.

Seyri suluk denen yol da mürit, birtakım zikirlerle gavs hazretlerine doğru yol almaya devam eder. 

Veliler Toplantısı “Divan” Yeri

“Divan, Peygamberimiz (s.a.s.)'in bi'setten önce gidip ibaret ettiği, günlerce kaldığı Hıra Dağı'nda kurulur, Gavs mağaranın dışında oturur. Mekke sol omzunun arkasında kalır.

Dört kutuplar sağındadır. Bunlar da imamı Malik'in mezhebindendirler.

Üç kutup da sol tarafındadırlar. Bu üç kutbun her biri diğer üç mezheptendirler. Vekili önünde oturur. Bu vekile Divan Kadısı derler. Bugün için Divan Kadısı Maliki mezhebindendir.

Basra nahiyesinde Halid-i Katinin kabilesine mensuptur. İsmi de Sey-yid Muhammed İbni Abdülkerim'i Basravî'dir. Gavs vekil ile konuşur... Çünkü vekil divan-da bulunan herkesin sözde naibi olur. Yedi Kutbun tasarrufu Gavs'in emri üzerine olur. Bu 7 kutuptan her birinin maiyetinde hususi velîler vardır ki, onun altında tasarruf ederler. Vekilin arkasında 6 saf vardır… Kadınlardan da divana iştirak edenler bulunur. Bunların adedi azdır ve 3 saftır. Bu 3 saf da soldaki 3 kutup taraftadır. Gavs ile 3 kutup arasındaki boşlukta kadınların safı bulunur.” (Abdülaziz Ed-Debbağ, Kitab-ül-ibriz, Seha Neşriyat, İst.1997, s.321)

Divana Katılan Ölüler

Ölülerden de bazı salih kullar bu divana iştirak ederler ve saflara dirilerle beraber karışırlar. Ancak hangi veli ölüdür, hangisi diridir, bunları 3 vasfı ile ayırırız:

Ölü velilerin kılığı hiç değişmez. Diriler ise her gelişinde başka bir şekilde gelirler. Çünkü diri veliler bazen saçı sakalı uzamış, bazen tıraş olmuş olarak gelirler. Fakat ölü velilerin hâli değişmez. Bu divanda bir kişiyi gördün ki, hiç kıyafeti şekli değişmiyor, her zaman aynı şekilde geliyorsa bil ki, o ölü velilerdendir. Bil ki, o tarzda ölmüştür ve şekli hiç bozulmaz.

Ölü veliler, dirilerin işlerine ait müşavereye karışmazlar. Çünkü ölü velilerin dirilere ait işlerde tasarrufu yoktur…  Ölü veliler ancak ölülere ait işlere, âhiret âleminde dair işlerin müşaveresine karışırlar, rey beyan ederler. Kabirleri ziyaret etmenin edeplerindendir ki, kabir sahibi için dua etmek istediği vakitte, davete icabet edilmesi için Allah'ın velilerinden bir veli ile Allah'a tevessül eder, onu vasıta kılarsa, o kabir sahibi için ölmüş bir veli ile tevessül etsin. Çünkü duasının kabul olunması için en iyi çare budur.

Ölünün gölgesi yoktur. Divanın salihine iştirak eden velî, seninle güneş arasına düştü de baktın gölgesi yoksa o zaman bil ki, o ölü velidir. Çünkü o ruhu ile hazır olmuştur. Yoksa toprak olan fâni vücudu ile değil. Ruh vücudu hafiftir, ağır değildir. Şeffaftır, kesif değildir. Onun için gölgesi düşmez

Çok kere bu divanı salihine gittim, veliler toplantılarına iştirak ettim. Güneş doğmuştu. Beni uzaktan karşıladılar. Baş gözümle gördüm ki, bazısının gölgesi düşüyor, bazısınınki düşmüyordu. Divanda hazır olan ölü veliler, berzahtan Divan'a ruhun uçuşu ile kuş gibi uçarak, divan mevziine yakın yere kadar gelirler ve o zaman yere konarlar. Oradan itibaren, diri velîlere ayaklarıyla yürüyerek gelirler.

Divana Melekler ve Cinlerin İştiraki

Veliler örgütünün divan toplantılarında melekler ve cinler de var. Abdulaziz Debbağ Hz.leri buyurdu ki:

“Melekler de gelirler. Onlar da ruhanilerdir ve bütün safların arkasında dururlar. Fakat cinler, azdır, tam bir saf dolduramazlar.

Cinlerle meleklerin orada bulunmalarının faydası, o divanı salihdeki velîler bazı işler vardır ki, bizzat kendileri yaparlar. Bir kısım işler de vardır ki, kendileri insan olarak yapamaz ve takat getiremezler, o zaman melek ve cinlerden imdad alırlar, onlara yaptırırlar.

Divana Peygamber ve Sahabelerin Gelişi

Divan'a bazı zamanlarda Rasulullah Efendimiz de teşrif eder. O, divan'ın başı olan Gavs'ın yerine oturur. Gavs da vekil mevkiine, vekil de daha aşağı safa iner. Resulullah efendimiz geldiği vakit bütün nurlarıyla beraber gelir ki, o nurlara takat getirilemez. O nurlar insanı yakar, feryat ettirir.” (Abdülaziz Ed-Debbağ, Kitab-ül-ibriz, Seha Neşriyat, İst.1997 s.326-7)

“Gavs'ın gelmediği vakitte çok vakit Resulullah (s.a.s.) Efendimiz teşrif eder. O zaman Divan ehline büyük bir havf hasıl olur ki, acaba bizden bir hatâ olur mu? diye çok korkarlar. Resulullah Efendimiz böyle uzun zaman Divan'a gelse bütün âlemler yıkılır, onun satvetine dayanamaz.

Gavs'ın gelmediği vakitlerde Resulullah Efendimiz beraberinde Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman(r.a.), Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) ile Fatımetüzzehra (r.a.) validemizle birlikte gelirler. Fatımatüzzehra (r a) validemiz teşrif ettiklerinde, erkekler içinde oturmaz, Divan'ın kadın velilerinin başında oturur.” (Abdülaziz Ed-Debbağ, Kitab-ül-ibriz, Seha Neşriyat, İst.1997 s.337-38)

Küçük Veliler Zatı, Büyük Veliler Ruhu İle 

Divan-ı Evliya'da, küçük veliler zatı ile hazır olurlar. Fakat büyük velilerde bu mecburiyet yoktur. Çünkü küçük veli Divan'a geldiği vakit, memleketinden kaybolur, asla orada duramaz. Zira Divan'a mevcudu ile iştirak eder. Fakat büyük veliler başkaları ile işi tedvir ederler. Divan'da bulunur ama memleketinden de ayrılmaz. Çünkü büyük veliler dilediği şekle, tavır değiştirmeğe kadirdir. Ruhunun kemalinden ötürü isterse 366 yerde bulunurlar.
 

Divanın Bazen Abdulaziz Debbağ’ın Göğsünde Kurulması

Divan toplantıları her zaman aynı yerde olması da gerekmez.

Divan toplantısı “bazen Abdulaziz Debbağ’ın göğsünde kurulur.” (Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997, S.335-339)

İlginç işler bunlar.!

Apayrı dünya, bambaşka bir inanç sistemi.!  Gavs inancı ve bu inanca ilmi ve aklı devreye sokmadan iman etmiş müritler topluluğunu organize eden tarikat yapılanmaları…

Kim bunlar? Ve bu inanç sistemi nasıl oluştu?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hakikat 2017-07-25 12:09:26

dini konuları artık psikatristler mi tartışmaya başladı? bakalım bu işin sonu nereye varacak ve sonunda kuran da inkar edilmeye başlanacak mı? nitekim değiştirilmesi yönünde teklifler gelmeye başladı ilahiyat prof.lerinden!!!

Avatar
mehmet eren 2017-08-05 11:48:03

arkadaş, sen yukarıda geçen inanışlara iman ettin mi? kuranın hangi ayeti bu inanışa delildir? safsata dininin inanışları bunlar ve islam bu sapkın inanışlardan beridir.