Andını İçen, Kusabilir!
Sedat COŞKUN sedat.cokun@gmail.com 19 Şubat 2012 Pazar 13:41
Yaşayabilmek için çocuk beyni yemek zorunda olan bir kraldan bahsedilir mitolojide. Sanıyorum bu mitolojik temsil, günümüzdeki bazı uygulamaların amacının ne olduğunu bize öğretiyor.
‘’Türküm, Doğruyum, Çalışkanım’’ diye sabah erkenden küçük çocuklara okutulan ve sistemin amentüsü olan andımız uygulaması son dönemde en çok tartışılan konulardan birisi. Hatta Star gazetesi yazarı Mustafa Akyol’un bu konuyla alakalı yazdığı ‘’ Andımız Kaldırılsın’’ yazısı çok tartışılmıştı. Katıldığım bir konferansta Mustafa Akyol, bu yazısından dolayı kendisine gelen tepkilerin fazlalığından da bahsetmişti. Tepkilerin içeriğiyle alakalı bilgimiz yok, ancak tepkilerin statükoculardan geldiği kesin.
Andımız yemini, 20. Yüzyıl faşist Musolini İtalya’sından ve Hitler Almanya’sından arta kalan bir yemindir. Ama garip olan bunun yetmiş yıldır okunması ve okuyanlarında küçük çocuklar olması. Küçük çocuklara bunun okutulmasındaki sistematik amaç nedir acaba?
Sabah namazını babasıyla ve annesiyle beraber kıldıktan sonra, annesinin hazırladığı kahvaltıyı hızlıca yiyip okuluna koşan, okulunun önüne geldiğinde tam anlamıyla ırkçı bir andı okumak zorunda kalan zavallı bir çocuk düşünün.
Bu paralelde andımız yemininin düşünceyi ve ruhu zehirlediği gerçeğini göz ardı edemeyeceğiz. Bu anda merceğimizi yaklaştırdığımızda şu gerçeklerle karşılaşacağız.
Andın ilk dayatması, Türklük dayatmasıdır. Türk olmayan ve Türk olup da Türklüğünü kimlik olarak yansıtmak istemeyenler, bu dayatmanın muhatabıdır. Diyarbakır’da iki bin Kürt öğrencinin bulunduğu bir okulda gümbür gümbür bu andın okunduğunu hayal eder misiniz? Örneğin; Arabistan’daki küçük çocukların ‘’Boşnağım’’ demesi ne kadar komikse, Kürt yoğunluğunun olduğu bölgelerdeki insanlara ‘’Türküm’’ dedirtilmesi o kadar komiktir.
‘’Türküm’’ cümlesinde ironik bir ‘’ırka aidiyet’’ vurgusu dikkat çekiyor. Bu kelimeyle, bireyin ne olduğu ve kim olduğu sorununa dayatmacı bir çözüm bulunuyor. Süreç içerisinde ironik ırkçılık kronikleşiyor. Irksal kimlik bu kelimeyle ön plana çıkartılıp; dinsel, duygusal, düşünsel, fikirsel, bütün kimlikler yok sayılıyor. Kimlik sorunu bu kelimeyle içinden çıkılamayacak kadar derinleşiyor. Türk olmayanlara Türk dedirtilerek küçük çocuklara yalan söyletilmesi andın içine düştüğü ahlaksızlığı gözler önüne seriyor. Bu doğrultuda ‘’doğruyum’’ kelimesiyle, az önce söylenen türküm yalanına bir yalan daha ekleniyor. Yani ‘’Türküm’’ bir yalan, ‘’doğruyum’’ başka bir yalan… Andın ikinci Dayatması ise yol ve hedef dayatması…
Kişiye, bir adamın açtığı yola ve gösterdiği hedefe kulluk yapması dayatılıyor. Bütün ömrünü, aciz bir beşerin izinden giderek yaşamak çok sıkıcı olacağa benziyor. Totaliter rablik, açılan yol ve gösterilen hedef doğrultusunda kendi yatağını buluyor.
Andımızın en tehlikeli ve en can alıcı bölümü… Zira bu bölüm ile alakalı şahsi fikrimi üniversitedeki bir siyaset dersinde açıklayınca, sözlü bir linçe maruz kaldım. İnsanların tepkileri hem sözlerinden hem de gözlerinden belli oluyordu. Ama haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandı. Bu gerçek konuşmamızı sağladı.
‘’Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’
Bütün varlık âlemi Allah’ı bütün varlıksal duyularıyla tespih ve takdis ederken okul önünde çocuklara söyletilen bu söz insanı varlıktan nasıl da koparıyor.
Varlığını mensup bulunduğu ırka armağan eden bireylerin bulunduğu bir toplumda bütün cihana dönük hedefleri olan liderler çıkmayacaktır. Çıkan liderler sadece tek bir ırkın lideri olacaktır. Dar görüşlü bir dünya tasavvuruna sahip bireyi oluşturan andın bu cümlesi, 80 yıldır Ortadoğuda akan kanın ve afrikadaki açlığın asıl müsebbibi olmasın?
Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ sözüne karşı ‘’Varlığımız Allahın sınırsız varlığına armağan olsun’’ dersek sistem bizi falakaya yatırmaz değil mi?
Türküm dayatmasına karşı:
''Ben şüphesiz Müslümanlardanım deyip dürüstlükle çalışarak Allah'a davet eden kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?'' (Fussilet 33)
Yol ve hedef dayatmasına karşı:
‘’İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.’’(En’am 153)
Irka adanmaya karşı:
‘’De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.’’(En’am 163) demeliyiz.
Müslümanlara ‘’dogmatik’’ diyenler andımız metnine bakarak kimin dogmatik olduğunu yeniden sorgulayabilir. İslam da bir çocuk, ergenlik çağına gelmeden bir ibadetten sorumlu tutulmazken, sistem çocuklara resmi ideolojiye kulluk yemini içtirebilecek kadar baskıcı olabiliyor.
Şuan Türkiye dışında Kuzey Kore de uygulanan bu tarz yeminlerin varlığı faşist prangalardan daha kurtulamadığımızı gösteriyor.
1933 yılında tek parti ideologlarından Reşit Galip tarafından yazılan bu andın acilen kaldırılması gerekiyor.
Buraya kadar anlayacağımız gibi resmi ideoloji, yaşayabilmek için çocuk beyni yemeye devam ediyor. Çocuklarımız her gün zehirli bir andı içmek zorunda kalıyor.
Her sabah ballı sütünü içip zihni açılan, bunun üstüne zehirli bir ant içip, zihni kapanan çocuk, ne zaman içtiği zehri kusacak, merak ediyoruz doğrusu…
Köşe Yazısı Yorumları Yorum Eklesedat bey çok teşekkür ederim gercekten yıllardır karşı olduğumuz bir konuya işaret etmişsin tebrik ederim fakat devletin korumunda memurların yaptığı yemine de bir değinseniz çok iyi olur saygılarımla bedrettin - 2012-02-29 18:37:22çok doğru katılıyorum.amaç kurana ve dine karşı gelmek bence samet - 2012-02-26 01:34:21haberi çok beğendim andımız hakkında hiç böyle düşünmemştm doğruluk payı var gül - 2012-02-20 12:35:56