Seviye Belirleme ve Yeterlik Kitabını Hediye Ediyoruz!!!
Diyanet Haberler
GÜVENLİK SİSTEMLERİ
Son Dakika
İmama Cehalet Yakışmaz! Binlerce memuru rahatlatacak düzenlemede ışık göründü İmamların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Bünyamin TURGUT'u Tanıyalım Yazmak, şifa getirir! ATM'ler eksik para veriyor Kamu kurumlarında kaç memur çalışıyor? Bandırma'da Camiler Engelsizleşiyor Kamer Genç yine ipin ucunu kaçırdı. Çalışmak anneleri yoruyor!
İmama Cehalet Yakışmaz!
 
Binlerce memuru rahatlatacak düzenlemede ışık göründü
 
2012 Yılı Yaz Kuran Kursları Uygulama Esasları Belli Oldu
 
Fahirilere Bir Müjdeli Haber Daha!
 Mehmet ESER
 
Asr-ı Saadetin Müjdesi
Mehmet ESER
mhmeser@hotmail.com
30 Ocak 2012 Pazartesi 22:43
Facebook
Google
Twitter
Yazdır
Âlemlerin rabbi olan Allah, insanı en güzel surette yarattı. Onu, varlık âlemine çıkarttı. İmtihan etmek üzere ona hayat verdi. Hayata tutunması için sayısız nimetler verdi.  Asla insanı başıboş bırakmadı; Peygamberler gönderdi. Peygamberlerle birlikte kitaplar gönderdi. İnsanlara bu dünyada izleyeceği yol haritası verdi. İnsandan ise yalnızca kendisine kulluk etmesini istedi. Hangi insanın daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattığını bildirdi.

İnsana; hakkı-batılı, dostunu-düşmanını, doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini öğretecek vahiy ve bütün bunları anlayacak akıl verdi. Dünya hayatında, insanların tanışıp kaynaşmasını ve birbirlerine üstünlük taslamadan yaşamalarını isteyerek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Gerçekten Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi ırklara, boylara ayırdık. Gerçek şu ki, Allah katında en üstün, en değerli olanınız, takva bakımından en ileride olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdâr olandır.” (Hucurat, 49/13)

Ayette, Allah Teâlâ, insanların birbirileri ile tanışıp kaynaşmaları, bütün iyilik ve güzellikleri bünyesinde barındırarak; huzur, barış ve güvenlik içinde kardeşçe yaşamaları gerektiği mesajını vermiştir. Bununla birlikte, farklı ırk ve boylar halinde yarattığını belirterek, hepimizin Hz. Âdem’in çocukları olduğumuzu söylemiştir. Dolayısıyla herhangi bir ırkın, milletin veya sınıfın diğerlerine karşı bir üstünlüğü yoktur.  Ancak, takva bakımından üstünlüğün olabileceğini bu ayetten açıkça anlıyoruz.

Değer yargılarını Kur’an’dan alan Mü’minler için ırk, renk, soy, zenginlik, güzellik, makam, şöhret gibi özelliklerin hiçbirisi üstünlük ölçüsü değildir. Bu ayete iman ettiğini söyleyen bizler; niçin takvayı üstünlük ölçüsü saymıyoruz? Niye ırkına, rengine, malına-mülküne, makamına-mevkiline göre değer biçmeye kalkıyoruz?

Irklarımızın, renklerimizin, dillerimizin farklı oluşu, kardeş ve ümmet olmamıza engel değildir.

Allah, İnsanları hiçbir imtihana tabi tutmadan, ırklara ve boylara ayırarak; renkleri, dilleri, giysileri farklı farklı yaratmıştır. İnsanların rengi, coğrafyası, soyu, boyu, farklı farklı olabilir. Ancak onların hepsini yaratanın Allah olduğu göz ardı edilen önemli bir nokta oldu.

Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 48/10) buyruğuyla, kardeş olduğumuzu bildirdi rabbimiz. Oysa iman kardeşliği, kıyamete dek sürdürülecek ilahi kaynaklı bir bağdı. Günümüzde ise kardeş olduğumuz unutulmaya yüz tuttu. Kardeşlik bilincimiz yara aldı. Ulusal devletler girdi aramıza. Coğrafi ve siyasi engeller, sınırlar konuldu. Aynı vahyi soluduğumuz, aynı medeniyetin çocukları olduğumuz halde mezhepler, cemaatler, tarikatlar, hizipler, gruplar, taassuplar, farklılıklarımız ön plana çıkarıldı. Ayrılığa düştük… Birbirimize sahip çıkmadık...  Birbirimizden uzaklaştık… Parçalandık…

Hâlbuki aynı vahiy sofrasından beslenmek, aynı memeden süt emen kardeşlerden bile daha fazla kardeş olmak demekti…

Vahyi, imanı, maneviyatı, uhrevi olan her şeyi dışlayan “Batı Dünyası”, bütün gerçekliği maddeye indirgeyerek, insanı dünyevileştirdi. Hesap günü, cennet, cehennem, ahiret hayatı unutuldu. Hayatı, sadece dünya hayatından ibaret zanneden insanlar çoğaldı. Ve insanlar sadece kendi çıkar ve menfaatini düşünür oldu. İnsanların ruhi yönünü, vicdanını bastırdı. Sonunda bencil bir canavara dönüştü. Gücün/güçlünün sözü geçer oldu. Güçlü ve zengin insanlar, zayıf ve fakir insanları ezdi. Onlara sahip çıkmadı. Savaşlar, işgaller, iktidar mücadeleleri, sömürgeler hiç bitmedi. Yeryüzünün dengesini, tabi düzenini bozdu. Böylece inanmayan insanların, yeryüzünü nasıl fesada boğacağını/boğduğunu vicdanı olan herkes gördü.

Müslümanların bütün bu yaşananlara kayıtsız ve sessiz kalması anlaşılacak bir durum değildir.

Müslümanlar, batı dünyasının düştüğü hatayı anlamadan onların yolunu izlemeye başladılar. Hala onları taklit edip duruyoruz. Hala onlara benzemeye çalışıyoruz: Eğitimde, siyasette, ekonomide, hukukta, teknolojide, edebiyatta, kültür ve sanatta, tüketimde, giyimde ve kuşamda, yaşantıda...

İnandığımız gibi yaşamazsak; en sonunda yaşadığımız gibi inanmamız kaçınılmaz olacaktır.
Bugün bizler, kardeş ve ümmet olduğumuzun şuurunda değiliz. Öyle olsaydı hangi kâfir tek bir Müslümanın canını yakabilirdi? Öyle olmasaydı kardeşlerine katliamlar yapılırken Müslümanlar seyrederler miydi?…

Hani kardeşliğimiz? Hani yardımlaşma ve dayanışmalarımız? Bölük pörçük olan İslam dünyası ne zaman tek vücut olduğunu hatırlayacak? Hâlbuki Rabbimiz şöyle buyurmuştu:

Mü'min erkeklerle Mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri yardımcıları, destekleyicileri ve Allah için dost ve yakınlarıdırlar. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar.”[1] (Tövbe, 9/71)

“Ey iman edenler! (…) Ahlâkî değerleri yeniden yücelterek iyilikleri yaygınlaştırma ve zulme karşı tek yumruk olarak kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlıkları körüklemek amacıyla yardımlaşmayın.”[2] (Maide, 5/2)
Hani iyilikleri yaygınlaştırıp, kötülükleri engelleyecektik? Hani birbirimizin yardım ve destekçisiydik? Ne oldu bize? Yoksa zayıf mı düştük? Gücümüzü/kuvvetimizi mi yitirdik? Oysa rabbimiz bizi uyarmamış mıydı?

“Allah’a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle sürtüşüp çekişmeyin/tartışıp bölünmeyin. Sonra içinize korku düşer ve (birbirinizle uğraşmaya başlarsınız, en sonunda da) gücünüz/kuvvetiniz elden gider. (Zayıflarsınız; sözünüz, etkiniz kimseye işlemez, darmadağın, bölük pörçük olursunuz.) Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

Ümmet olduğumuz, kardeş olduğumuz bilincini kuşanarak tarih sahnesinde özne olma vakti gelmedi mi? Bizi esir eden, bizi bağlayan; dünyevileşme, lüks ve konfora düşkünlük, servet yığıp sayma hastalığından kurtulma vakti gelmedi mi? Bize verilen para, mal-mülk, servet vb. bütün zenginlerimiz imtihan edilmek üzere emanet olarak verilmemiş miydi? Oysa sahip olduğumuz zenginliklerden diğer kardeşlerimizin de hakkı vardı ve onlara da vermemiz gerekiyordu.
Maddi ve manevi olarak onların yanında olmalıydık. Onları çaresizliğe, yalnızlığa, kan ve gözyaşlarıyla baş başa kalmaya terk edemezdik… Onlara yapılan zulümlere dur demeliydik? Onların safında yer almalıydık… Çünkü kardeş olmanın zorunluluğuydu bu…

Allah Teâlâ: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, korunabilesiniz.” (Bakara, 2/21) buyurarak kendisine kulluktan başka ateşten korunma yolu olmadığını gösteriyor.
Kulluğu en güzel şekilde yapmanın gereğidir ümmet olmak. Kulluk etmenin gereğidir kardeş olmak… Kulluk etmenin mayasıdır biz demek. Çünkü her namazımızda, hep birlikte “biz” diyerek aynı kıbleye yöneliyoruz…

Bugün dünya çapında yapılmakta olan yardımlaşma ve iyilik hareketleri tarihin derinliklerinde kalan ümmet ve kardeşlik bilincinin (Ensar ruhunun) yeniden filizlenmesidir. Sönmeye yüz tutmuş ve küllenmiş olan İslam nurunun yeniden kıvılcımlar saçarak dünyayı aydınlatmaya başlamasıdır. Ümmetin yetim çocuklarının gülümsemesi, kardeş ailelerin çoğalması, insan haklarını koruyan iyilik hareketlerinin artması; kimse yok mu diyenlerin, yardım elinin, veren ve dost ellerin, mazlumlara sahip çıkanların çoğalması, kardeşliğin canlanması ve ümmetin tek vücut olarak dirilip ayağa kalkması, Asrısaadetin müjdesidir…
[1] Mahmut Kısa, Kısa Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali, 3. Baskı, Konya: Armağan Kitaplar, 2009 [2] Kısa, a.g.e.
Haberi Paylaş
Köşe Yazısı Yorumları
Yorum Ekle
s.a sayın hocam yeni yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum
veysel tekçe - 2012-02-22 11:19:56
 
 
DİYANET'İN 2012 YILI SINAV TAKVİMİ
 
 
 
 
Yazarlar
 
Şam: Musa'nın Duasına Harunların Amin Dediği Yer
 
 
 
Dr.İhsan ŞENOCAK
 
Alıntı Yazarlar Misafir Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Fotogaleri
Videogaleri
Çok Okunanlar
Sitene Ekle | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Dinihaberler.com hiçbir resmi kurum ve kuruluşa bağlı değildir, tamamen özerk bir sitedir.
Yazılım: Haber Sitesi Kur