Seviye Belirleme ve Yeterlik Kitabını Hediye Ediyoruz!!!
Diyanet Haberler
GÜVENLİK SİSTEMLERİ
Son Dakika
İmama Cehalet Yakışmaz! Binlerce memuru rahatlatacak düzenlemede ışık göründü Başörtülü karaktere dizilerde yer yok İmamların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Bünyamin TURGUT'u Tanıyalım Yazmak, şifa getirir! ATM'ler eksik para veriyor Kamu kurumlarında kaç memur çalışıyor? Bandırma'da Camiler Engelsizleşiyor Kamer Genç yine ipin ucunu kaçırdı.
İmama Cehalet Yakışmaz!
 
Binlerce memuru rahatlatacak düzenlemede ışık göründü
 
2012 Yılı Yaz Kuran Kursları Uygulama Esasları Belli Oldu
 
Fahirilere Bir Müjdeli Haber Daha!
  Yrd. Doç. Dr. Zeki TAN
 
Din Dersinde Din Düşmanlığı!
Yrd. Doç. Dr. Zeki TAN
zekitan64@windowslive.com / Iğdır İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
20 Şubat 2012 Pazartesi 15:41
Facebook
Google
Twitter
Yazdır
İlkokuldan sonra Ortaokulu Hakkâri Lisesi orta kısmında okudum. Yıl, 1975-1977. Anarşinin zirvede, sokağa çıkmanın zor olduğu sıkıntılı yıllar. Türkiye’nin batısında da dönemin hükümetinin beğenmediği “sol görüşlü” öğretmenlerin sürgün yıllarını Hakkâri’de geçirdiği dönemdir. Hakkâri Lisesi orta kısmında Din derslerine giren Mustafa isminde bir öğretmenimiz vardı. Kendi branşı değildi. Asıl branşı Türkçe idi. Fakat din derslerine girmesi için görev vermişlerdi. Din derslerinde “din düşmanlığı” dersleri verirdi. “Kur’an’ın Muhammed’in uydurması!” olduğunu söylerdi. Yasin süresinin içeriği ile alay ettiğini hiç unutamıyorum. Dinsizlik namına ne varsa öğrencilere aktarırdı. Dindar ailelerden gelen öğrenciler ne kadar itiraz bile etse çok anlamlı olmuyordu.  Ortaokul öğrencilerinin sınıfta fazla etkili olması söz konusu değildi. Materyalizmi çok iyi bilen biriydi. Sahip olduğu fikri çekinmeden pervasızca anlatırdı. Başka bir şey anlattığı da yoktu zaten… Dinin din düşmanından öğrenildiği bir insanın dine ve kutsala bakışı nasıl olur. Bu toprakların çocukları dini, din düşmanında öğrendi!

Fen Bilgisi dersine giren Yılmaz hoca çok rahat bir şekilde diyalektik materyalizm dersleri verir olmuştu. Dersin birinde okulun yatılı öğrencilerinden Mardin’li olan Rıdvan isimli öğrenci Kaway’ı anlatmıştı. Öğretmenlerimizin çoğu fikirlerinden dolayı sürgün edilenlerdi. Zamanın milliyetçi hükümetleri beğenmediğini Hakkâri’ye sürerlerdi. Buraya gelenler de sahip oldukları materyalist fikirlerini genç beyinlere enjekte ederlerdi. Hakkâri insanı sol görüşle çok sonraları tanıştı ve tanıştırıldı. Sol fikirlerin Hakkâri’ye taşınmasında o dönemde görev yapan sol görüşlü öğretmenler yüzünden oldu. Bugün de ekilen “rüzgâr”, “fırtına”  olarak biçiliyor.

Yine bu öğretmenlerinden biri Irak sınırındaki bir köye sürgün olarak gönderilir.  Öğretmen ders namına hiçbir şey öğretmez. Sahip olduğu fikirleri yıllarca öğrencilere aktarmaktan da çekinmez. Yolun, elektriğin, telefonun, suyun olmadığı dönemlerde kendi davasına inanmış bir öğretmen. Yıllar sonra bir müfettişin yolu köye düşer. Müfettiş okulu ziyaret etmek ister. Fakat eğitim, öğretim adına hiçbir şeyin olmadığını görür. Öğretmene bir şey söyler ama hepsi nafile. Öğretmen sandalyeye oturur ayaklarını da öğretmen masasının üstüne koyarak “Müfettiş Bey! Müfettiş Bey! Şu gördüğün tepe Irak sınırıdır,  buraya sadece beş kilometre uzaklıktadır. Oradan ötesi başka bir ülkedir.  Oraya gönderemeyeceğine göre, buradan sonra nereye gönderirsen benim için kazanç sayılır” müfettiş de neye uğradığını şaşırır.  Yılar önce kendisine “Kendi inançlarını anlatmak için zafere en yakın olanların kaybedecek bir şeyleri olmayanlardır” söylenen sözü hatırlar. Gerisin geriye döner. Raporunu yazar fakat bu memlekette hangi rapor işe yaradı ki!

O yıllarda ekilen tohumlar yıllar sonra yeşerdi. Medeniyete, İslam’i ilimlere beşiklik yapmış Hakkâri sol ile anılır oldu. Bütün bunların o dönemde sürgün olarak gönderilen öğretmenlerin yetiştirdiği nesiller ellerinden silahla dolaşır oldu. Hatta yıllar sonra İlahiyat Fakültesini bitirip Müftü olduğumda kimse inanmazdı. İşin daha da garibi şudur. Yol kontrollerinin yoğun olduğu dönemlerde Hakkâri’ye gittiğimde hanıma derdim “Bak şimdi ne olacak”. Yol kontrolü yapan görevliye “Müftü” kimliğimi gösterdiğimde kesinlikle “Lütfen aşağıya inin bagajınıza bakacağız” demezlerdi bile. Kendi nüfus cüzdanımı gösterdiğimde ise doğum yeri hanesinde Hakkâri yazıldığını gördüklerinde ise hiç tereddüt etmeden “lütfen aşağıya inin” demekten çekinmezlerdi. Bu kadar tehlikeli hale getirilmişti. Bunların sol düşüncenin eseri olduğundan hiç şüphem olmadı.


Abdulkadir’i GEYLANİ’NİN neslinden gelen bir ailenin çocuğu dine hakaretler yağdırıyor. İslam’ın aleyhine sözler sarf edebiliyordu. Diyeceksiniz ki çok mu önemlidir. Peygamberin kendi amcası Ebu Leheb’te inanmadı. Doğrudur. Ebu Leheb Hz. Peygamber (s.a.v.)’in amcasıydı iman etmek nasip olmadı.

Fakat yıllar sonra dine yamuk bakışın değiştiğini görmek gerçekten çok güzeldir. Dinin bu toprakların “kurucu” bir unsuru olduğunu kabullenmek en azından zihniyet algısının değişmesi iyiye işarettir.

Yılmaz Erdoğan’ı bu ülkede yaşayan hemen hemen herkes tanır. Kendi felsefesi istikametinde kendince sanatını icra eden biri. Bu topraklarının çocuğunun kendi dinine bu kadar yabancı olduğunu göstermek için iyi bir örnektir. Yaptıklarını tasvip etmem mümkün değildir. Çünkü Vizontele filminde Gevaş’taki camide çektiği bölümün imamının özellikle itici, kekeme, bir karakter olarak seçmesi çok şık değildi. Ben o sahnenin tamamen dine olan yabancılığın bir ifadesi olarak gördüm.  Ama yıllar sonra şunları söyleyecekti. “…Açılım sürecini baltalayacak her türlü söz ve eylemi 'provokasyon' olarak nitelendirdi. "Bu sefer çok ciddi bir irade görüyorum. Bu iradeyi gösteren kim olursa olsun sonuna kadar desteklerim." diyen Erdoğan, zorlu süreçte din adamlarına daha çok iş düştüğünün altını çizdi. Bu konuda Latin Amerika örneğine dikkat çeken Erdoğan, "Din adamları daha aktif olabilir. Bu süreçte onların doğal sakinliğine ihtiyaç var. Örneğin Latin Amerika'da pek çok kilise insan hakları derneği gibi çalışmıştır" diye konuştu. Toplumun inşasında manevi dinamiklerin olması gerektiğine dikkat çekmesi güzeldir. Keşke manevi dinamiklerin toplumu inşasındaki rolünü anlatan senaryo yazıp film yapsa…

Yine Türkiye’de solun teorisyenlerinden biri de Zülfi DİCLELİ şunları söyleyecekti: “…Türkiye’de toplumun ikinci yaşam tarzı da İslam kültürüdür. Sol baştan beri, Fransız Devrimi’nden beri, din düşmanı oldu. Dini, gericiliğin kaynağı olarak gördü. Elbette gericiler dini hep kullandı o ayrı bir sorun ama... Bu ülkede halkın yaşadığı bir din, bir İslam kültürü var. Bu, onun yaşam tarzı. Sol bunu karşısına almak yerine, onunla temas içinde olmak zorunda.  Sol dinle ilişki kurmak için ne yapmalı? İlk önce dinin gericilik kaynağı olduğu saçmalığından vazgeçmeli. Din bir yaşam tarzıdır. İslam kültürü bizim kültürümüzdür. Halkın diniyle, yaşam tarzıyla arana mesafe koyduğunda, halk seni ciddiye almıyor. Sol bugün namaz kılanı, türban takanı, oruç tutanı gerici görüyor. Oysa bunlar insanların sosyal ilişki biçimleridir, ritüellerdir. Bunların karşısına geçmenin anlamı yok…” Anlaşılan tarih ve zaman bize çok şey öğretecektir. Günümüz olaylarının sebebini geçmişte aramanın yanlış bir yanılgı olmasa gerektir. Ahmet Altan’ın bir yazısında dediği gibi:”Din bu toplumun varoluş temellerinden biri ve belki de en önemlisidir.”

Yine Nabi YAĞCI şunları söylüyor:”…Yaklaşık 15 yıldır Anadolu düşünce tarzını, tasavvuf öğrenmeye çalışıyorum. En çok ilgimi çeken Anadolu Selçukluları oluyor. Hani denir ya Anadolu mozaiktir. Ben diyorum ki, hayır değildir, ebrudur. Anadolu'daki büyük uygarlıkların biri öbürlerini asimile edememiştir.

Solun dine olan mesafesi yüzünden halkı kaybetti. Kaybetti demek doğru değil. Bulmadı ki kaybetsin. Oraya ulaşamadı bile. İnançlar bir kimlik oluşturuyorsa, halkla temas kurmak o kimliği bilmeden mümkün olmaz. Ama din afyondur dediğin andan itibaren bu teması kuramıyorsun. Üstelikte din sadece Allah'a inanmak meselesi değil, edebiyata kadar uzanan bir kültür. Aynı zamanda toplumun bir harcı da. Sen bu kültüre vâkıf olamazsan bir defa dilin kopuk oluyor halktan. Ayrıca insan makine değil. Manevi değerleri, inançları var. İşte adalet duygusu bir bakıma bir vicdan hareketi olarak ortaya çıkıyor. Buralara inebilmek için de vicdan diye bir kategorinizin olması gerekir ki onunla da insana, hayata bakasınız. Mesela vicdan sözcüğü de bizim için kullanırlığı olan bir kavram değildi. Bugün pozitivist modernizmin yitirdiği insanı, insanın manevi dünyasını ve aradığı hoşgörüyü ve hatta çok kültürlülüğü bulabilmek için Batı'nın bize ihtiyacı olduğunu düşünüyorum…” Anadolu topraklarındaki problemin çözüm adresini başka nasıl anlatsın.

Mütefekkir:”…Bizde halkı harekete geçiren kaynaktaki kutsiyettir. Kutsi bir kaynağa dayanmayan, Din’le teması olmayan hiçbir akım Türkiye’de başarılı olamaz” der. Bu tespit bu toprakların problemlerinin çözüm adresini göstermektedir.  Sol düşüncenin bu toprakların problemlerine çözüm üretemeyip kendisinin problem haline gelmesinin muhasebesini yaparlar inşallah! Hiçbir evrensel değer üretmeyen bir gençliğin verdiği zararı önce onları bu hale getirenlerin çekeceğinden hiç şüphe edilmesin.

Haberi Paylaş
Köşe Yazısı Yorumları
Yorum Ekle
S'a hocam size bir sorum olacak ben bu sene dgs ye girdim Iğdır ilitam ve örgün de okumak üzere dgs ye girerek tercih yaptım buna rağmen tercihte hayal kırıklığı yaşadım. Hal böyle olunca acaba çok mu talep mi var Iğdıra veya Kontenjanlar bu sene full doldu mu hocam . Soruma yanıt verirseniz çok memnun olurum teşekkür ederim..
Mevlüt Güler - 2012-02-21 00:34:52
istifade eilecek mümtaz hocalarımızdan biridir. rabbim kalemine kuvvet versin
Abdulgani Yaşaroğlu - 2012-02-21 00:14:00
denizliden selamlar sayın hocamızı çok iyi tanırım benim eski müftümdür.kendisine derin saygılar.
Ismail Güçlü - 2012-02-21 00:13:40
Sayın hocamızı tebrik ediyorum.müslüman bir halkın değerlerinden nasıl çirkin yöntemlerle uzaklaştırıldığı noktasındaki tesbitlerine destek veriyorum.ancak bu açıklamaları yetersiz gördüğümü de söylemeliyim
Mahir Araboğa - 2012-02-21 00:10:35
benim eski müftüm ya.....üniversiteye geçmeden önce bitlis in adilcevaz ilçe müftüsü idi....hoş gelmiş sefa getirmiş zevkle okuyacağız yazılarını
Müslüm Almaz - 2012-02-21 00:09:54
 
 
DİYANET'İN 2012 YILI SINAV TAKVİMİ
 
 
 
 
Yazarlar
 
Şam: Musa'nın Duasına Harunların Amin Dediği Yer
 
 
 
Dr.İhsan ŞENOCAK
 
Alıntı Yazarlar Misafir Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Fotogaleri
Videogaleri
Çok Okunanlar
Sitene Ekle | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Dinihaberler.com hiçbir resmi kurum ve kuruluşa bağlı değildir, tamamen özerk bir sitedir.
Yazılım: Haber Sitesi Kur