Kur’ân’ı Anlamada Felsefe ve Geleneğin Rolü Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜVEN mustafaguven2005@hotmail.com12 Şubat 2012 Pazar 22:55
Geçen haftaki yazımda, felsefenin Kur’ân’ı anlamaya olan etkisi üzerinde kısaca durmuş, İslam düşünürlerinin felsefe rüzgârı karşısında nasıl önemli savrulmalar yaşadıklarını anlatmaya çalışmıştım. Bu hafta, aynı konuya geleneği de ekleyerek devam etmek istiyorum.
Her ne kadar felsefe, kısmen kendi içinde geleneği barındırsa da kendisini, modernizmin öncüsü ve temsilcisi gördüğü için, kendi ölçüleri dışında pek otorite kabul etmemekte, kendi ölçülerini temel referans olarak almaktadır. Buna bağlı olarak özellikle dini, bir yandan metafizik alana hapsederek irrasyonel bir zemine oturtmaya çalışmakta; bir yandan da, geleneğin ve kültürün bir parçası sayarak metafizik alandan çıkarmakta, böylece onu tarihselleştirerek güncellemeye çalışmaktadır. Ancak felsefenin kendi içinde ne kadar tutarlı olduğu ve kendisi ile ne kadar barışık olduğu ayrı bir tartışma konusudur.
Diğer taraftan gelenek ise, özünde taşıdığı tarihin zengin mirası ve gücü sayesinde kendisini hayatın merkezine oturtmakta, felsefeyi ise, asi bir evlat şeklinde görmezlikten gelmeye çalışmaktadır.
Din yorumcuları ise, yaşadıkları bölge, aldıkları eğitim ve kültür, karşılaştıkları problemler ve uğradıkları saldırı biçimine göre; yerine göre geleneğe, yerine göre felsefeye sığınarak veya yerine göre bunlardan birine saldırarak kendilerini konumlandırmaya çalışmaktadır. Diğer taraftan birçok İslam düşünürünün, bu akımlar karşısında Kur’ân’dan hareketle daha sağlam bir yerde durmaya ve ilkeli davranmaya çalıştıklarını görmekteyiz, fakat bunda ne kadar muvaffak oldukları da ayrı bir tartışma ve çalışma konusudur.
Ancak İslam düşünce tarihini incelediğimiz zamangelenekçilerle modernistlerin ciddi mücadelesine şahit olmaktayız. Bazı müfessirlerin bu kulvarda yer aldıklarını, moda söylemlere göre Kur’ân’ı yorumlamaya çalışarak gündemde kalamaya çalıştıklarını görmekteyiz. Bütün bu bilginlerin niyeti samimi de olsa, yaptıkları çalışmalar ve yöntemlerinde başvurdukları ilkeler, sürekli tartışma konusu olmuş ve saf zihinler daha da karışmıştır. Daha önceki yazılarımda değindiğim gibi buna bir de bilimsel gelişmelerin ve paradigmaların etkisi ile yapılan çalışmaları da eklediğimiz zaman, müfessirlerin ne kadar zorlandığını görürüz.
Çünkü müfessirler, Allah’ın kelamını anlamaya ve yorumlamaya çalıştıkları için, söyledikleri her şey, büyük önem arz etmektedir. Hatta bu nedenle tefsir ve te’vil tartışmalarının yaşandığını, Kur’ân’ın Kur’ân ile Kur’ân’ın Hadis-i Şerifler ile Kur’ân’ın sahabe sözü ile nasıl tefsir edileceği gibi bilimsel tartışmaların İslam literatüründe önemli yer tuttuğun görmekteyiz.
Buna ilave olarak Kur’ân’ı tefsiri ederken, tarihten, bilimsel gelişmelerden, eski ilahi kitaplardan, mitolojilerden, kültürlerden ve felsefeden ne kadar ve nasıl yararlanılacağı da, ayrı birer inceleme ve tartışma konusu olmuştur.
Felsefenin ve geleneğin Kur’ân’ı anlamada ve yorumlamada ne kadar etkili olduğunu, rivayet ve dirayet tefsir anlayışlarında açıkça gördüğümüzü söyleyebiliriz. Fıkıh ilminde de bunun adının Ehl-i Hadis ve Ehl-i Rey olduğunu hatırlarsak, Kur’ân’ı anlamanın bu iki zıt gibi görünen dünyadan bağımsız düşünmenin mümkün olmadığını daha iyi anlarız.
Bir yandan felsefenin son derece özgürce, dinlerin ve geleneklerin bağlayıcı ve sınırlayıcı kurallarından uzak, ortaya koyduğu tezlerin etkisi ile şekillenen bir dünya düşünün; diğer yandan toplumun ayıp, yasak ve günah gibi sınırlayıcı, bağlayıcı ve etkileyici kurallarının şekillendirdiği bir toplum düşünün. İşte Kur’ân yorumcuları, bu açmaz gibi görünen ve uzlaştırılması zor veya imkânsız kabul edilen bir dünyada, Allah’ın kelamını nasıl doğru ve objektif bir şekilde anlayacak ve yorumlayacakları önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
Piyasada Kur’ân adına yazılan kitaplara, yapılan yorumlara ve ileri sürülen iddia ve tezlere baktığımız zaman, bu işin zorluğu, önemi ve gerekliliği daha iyi anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak: Kur’ân’ı doğru anlamak için ne yapmalıyız, nasıl bir yöntem geliştirmeliyiz ve selefin ortaya koyduğu bu zengin ve kıymetli tarihi mirası güncelleyerek bugüne nasıl taşımalıyız? Diğer yandan felsefenin ve bilimin insanlığa kazandırdığı bir o kadar zengin ve önemli tarihi mirastan nasıl yararlanabiliriz ve bunu Kur’ân’ı anlamada ve yorumlamada nasıl kullanabiliriz? İşte cevap arayan bu önemli soruları, akl-ı selim ile tartışmakta yarar vardır.
Köşe Yazısı Yorumları Yorum EkleBu is ne gelenege bakar nede felsefeye kurani kerimi anlamagi rabbimiz kuaranda bildirmistir Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Elif, Lâm, Râ. Bu öyle kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen tarafından açıklanmıştır. Bu, Allah'tan başkasına kul olmamanız içindir. (De ki,) Ben de onun tarafından size gönderilen uyarıcı ve müjdeciyim." (Hûd 11/1-2) saygilarimla. Necati Özler - 2012-02-12 23:15:25