Modern Çağda İrşadın Hususiyetleri
İbrahim MEMİŞ ibrahimmemis28@hotmail.com22 Şubat 2012 Çarşamba 03:42
İlk bölümde ‘’Din Görevlilerin Nitelikleri‘’ konusunu içeren makalemizin ikinci kısmı din görevlisinin asli görevi olan ‘’İrşad’’ kavramı hakkındadır.. İrşad; ‘‘Doğru yolu bulup onları kararlılıkla benimsemek’’ anlamındaki ‘’rüşd’’ kelimesinden mastardır. Aslına baktığımızda tebliğ görevi her insanın bir görevidir. İrşad ile eş anlamlı kullanabileceğimiz kelime ise tebliğ’dir. İnsanları İslam’ın güzelliğine ve hidayete davet etmektir. İrşad’ın inzar, tebşir, tezkir boyutu vardır. Bununla alakalı olarak Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin görevlerinin irşad olduğu ve insanlara Allah’ın mesajını ilettikleri sık sık vurgulanır.[3]
Bir ayette mürşid ismi dolaylı biçimde Allah'a izafe edilirken diğer bir ayette doğru yolu bulabileceklerin nitelikleri, Allah’ı kendilerine yakın bilip O'na yönelmek, davetine icabet edip inanmak şeklinde ifade edilmiştir.[4]
Doğru yolu bulmuş olanların zikredildiği bir ayette ise bu nitelikler, ‘’Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize sindirmiş, küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir’’[5]ayetiyle belirtilmiştir. Halka ihtiyacı olan dindi bilgiler verilmelidir Allah Resulü bu konuda, ‘’Aşırı gidenler ve ayrıntılarla uğraşanlar helak oldu.’’buyurarak özü yaşamak gerektiğini ifade etmiştir.[6]
Yüce Allah insanları her zaman fıtri olanı tavsiye etmiştir. ‘’Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah’a inanırsınız.’’ [7] ‘’Sizi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerinde adalet örneği ve Hakk şahitleri olasınız.’’[8], ‘’…Allah ve Resulüne inanır, mallarınız ve canlarınızla da Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.’’[9], ‘’ Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah öyle bir cemaat getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı mütevazı, kafirlere karşı ise çetindirler. Allah yolunda müşahede ederler, kınayanların kınamalarından da çekinmezler.’’[10]ayetleri irşad ve tebliğin insanın şiarlarından olduğunu ifade etmesi bakımından önem arz etmektedir. Allah, bu vazifeyi terk edenleri zelil ve helâk etmiştir. ‘’Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.’’[11] İrşad’ın gerekliliği ve önemi konusunda; Hz. Ali’nin, Hayber Kalesi'nin kuşatılması sırasında ‘’Hayber Yahudileriyle bizim gibi müslüman oluncaya kadar savaşmalıyız.’’ şeklindeki önerisi üzerine Resul-i Ekrem'in verdiği cevap irşadın İslam'daki önemini belirtmesi açısından dikkat çekicidir: ‘’Acele etme ya Ali! Hayber toprağına sükûnetle gir, sonra onları İslam'a davet et. Şunu bil ki tek bir kişinin senin irşadınla müslüman olması en değerli ganimet olan kızıl develerin sana verilmesinden hayırlıdır.’’[12]
Allaha ve Resulü’ne imandan sonra(İcmali ve Tafsili) dini değerlerimizi içselleştirirken, kulluk maksadıyla ibadetlerimizi eda ve kaza ederken, kendimizi bir kardeşimize ifade ederken ve bir kardeşimizi ifade ederken dikkat etmemiz gereken en önemli husus; Allah ve onun Resulü’ne olan imani ve ameli boyuttaki yakınlığı olmalıdır. Bizi birbirimize bağlayan ortak değerlerde buluşur ona göre tavır alırsak kardeşlik hukukumuzun arttığını ve sevgi ortamının yayıldığını görürüz. (İslam fıkıh ilmi açısından)şeriatta, mezhebte, meselede müctehid olmayanların hatta bunun ötesinde tahric,temyiz veya tercih ashabı bile olmayan ve sivil toplum anlayışı çerçevesinde hizmet gören güzel müslümanların şahıslarında birbirimizi teraziler ve ona göre değer verip yine ona göre tavır alırsak kardeşlik hukukumuzun zedeleneceği açıktır. Biz farklılıklarımızın güzellik ve İslam’ın engin düşünce hürriyetine sahip bir din olduğunu vurgulayan bir nüve olduğunun yanında; Bazı Müslüman kardeşlerimizin yıllardan beri, ilmi açıdan meseleye tam vukufiyetleri olmadığından ve İslam ilimleri açısında yeterli donanım, bilgi ve usul bilgisine sahip olunmadığından dolayı; (şahıslar merkezli din anlayışına sahip olunduğundan) eleştirirken, kabullenip sahiplenirken hata yapıldığı ve kalplerin birleşmesi gereği yerine ayrıştığı yaşanan realitelerden açıkca görülmektedir. Hatta Resulullah(sav)’in bir hadislerinde, ‘’Allah ilmi aranızdan çekip almaz alimleri aranızdan çekip alır. Sizde cahillere uyar ve yolunuzu sapıtırsınız.’’ buyurduğunu bilmekteyiz.Günümüz modern çağda Müslüman dünyevi meselelerde olduğu gibi dini meselelerde de feraset sahibi olmalıdır.Bu konuda bazı hususlara dikkat çekmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz.
1-Muhatabın Yapısına ve İhtiyaçlarına Göre İrşat
Din Görevlisi öncelikle toplumu oluşturan insanların karakteri, mizaç, bilgi ve kültür gibi özelliklerini göz önünde bulundurarak tebliğini yapmalıdır. Güncel konulara değinmenin yanında, sosyal olaylara paralel konular seçilmelidir. Vaaz kürsüsünden sansasyonel konulara değinilmemelidir. Muhatabımız yerine göre çocuk, genç, yetişkin olabilmektedir. Bunların her birinin psikolojileri, problemleri farklıdır. Onun için Yüce Allah, ‘’Eğer biz bu Kuran’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.’’ [13]ayetiyle sorumluluğumuzun ağır olduğunu bildirir. İnsanların hangi problemlerle boğuştuğu, dini konuda ne tür bir açlık içinde oldukları iyi tespit edilebilirse bu şekilde yapılan irşad daha etkili bir sonuç ortaya çıkarır. Bizim görevimiz sadece tebliğ etmektir. “Sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah istediğini hidayet eder.”[14] ayeti bize en büyük düsturdur. Peygamberler de sıkıntılı zamanlarında insanlara, “Ey kavmim! Bende beyinsizlik yoktur. Fakat ben, Âlemlerin Rabbi’nin gönderdiği bir peygamberim. Size, Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”[15] şeklinde hitap etmişlerdir.
Bir gün Kureyş kabilesinden bir genç Hz. Peygamber(sav)’in huzuruna gelerek “Ya Resulallah! Zina etmem için bana izin ver” dedi. İslâm terbiyesiyle bağdaştıramadıkları bu teklif karşısında Ashab-ı Kiram “Sus...” diye bu genci azarlamak istediler. Hz. Peygamber(sav) bu esnada gayet sakindi. Delikanlıya; “Yanıma gel, otur” diye yer gösterdi. Sonra onunla sohbet etmeye başladı. “Söyle bakayım. Bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?” diye sordu. Delikanlı: “Hayır! Anam babam sana feda olsun, Vallahi istemem.” dedi. Bu sefer Hz. Peygamber(sav): “ kızınızla, kız kardeşinizle, hala ve teyzenizle bir başkasının zina etmesini ister misiniz?” diye sordu. Hepsine hayır cevabını aldı. Genç artık hatasını anladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber(sav). “Allah’ım bunun günahını affet, kalbini temizle ve iffetini koru” diye dua etti.’’[16] Demek ki muhatabın içinde bulunduğu durum ve yanlış anlayışı iyi bir tahlille bertaraf edilebilir. Peygamberimiz(sav)delikanlıya sormuş olduğu sorularla yaptığının yanlışlığını ona öğretmiş ve onu bir günahtan engellemiştir. Bu olay ayrıca insana şuur ve duyarlılık kazandırmayı amaçlayan bir tutumdur. Din Görevlisi problem çözerken herkese aynı metodu uygulamamalıdır.
Hz. Peygamber(sav), insanlara akıllarının alabilecekleri ölçüde hitap ederdi. Çünkü muhatabımızın aklının ermediği konuşmalar yanlış anlamalara sebep olur. Bu konuda Hz. Peygamber(sav)’in,“Cahillere hikmetten bahsetmeyin!” 17,“Bir kavme akıllarının kavrayamayacağı bir söz söylemen doğru olmaz. Eğer böyle yaparsan onlardan bir kısmı için mutlaka fitne olur.” 18 hadisi insanlara anlayacakları şekilde konuşmanın irşadın Hz. Peygamber(sav)’in eğitiminin en önemli ilkelerinden biri olduğunu görmekteyiz. Eğer bu prensibe riayet edilmezse, Allah ve Resulü’nün sözlerini anlamak güç olur. Kültürlü bir insanı cahil gibi kabul ederek konuşmak, zekâ seviyesi düşük bir kimseye zeki bir insana hitap eder gibi söz söylemek, inanan birisine inkâr durumunda olan birisine anlatır gibi anlatmak yahut aksini yapmak hiç bir zaman müspet sonuçlar doğurmaz.
Hz. Peygamber(sav), insanlara içtimaî seviyelerine, muhatapların durumuna göre davranırdı. Nitekim Hz. Aişe’nin anlattığına göre,’’ Peygamberimiz(sav) yatağında dizleri açık vaziyette yatmakta iken Hz. Ebu Bekir (içeri girmek için) izin istedi. Peygamberimiz(sav) o hâlde iken ona izin verdi ve konuştu. Sonra Hz. Ömer izin istedi. Yine aynı hâlde ona da izin verdi ve konuştu. Sonra Hz. Osman izin istedi. Peygamberimiz(sav) hemen oturdu ve elbisesini düzeltti. Hz. Osman girdi onunla da konuştu. O çıktığı zaman Hz. Aişe şunları söyledi: Ebu Bekir girdi ona güler yüz gösterdin ve aldırış etmedin. Sonra Ömer girdi ona da güler yüz gösterdin aldırış etmedin. Sonra Osman girdi hemen oturdun ve elbiseni düzelttin. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav) “kendisinden melekler utanan bir zattan ben utanmayayım mı?” buyurmuştur. 19 Muhatabımızın sosyal konumu statüsü her zaman dikkate alınması gereken bir husustur. Bu olayda Hz.Peygamber(sav) muhatabının özelliğine göre tavır takınmıştır.
İbadethanelerde mekânın ruhunu tam olarak kavrayamayan veya nasıl davranılması gerektiği konusunda yetersiz bilgiye sahip olan birine karşı tutumumuzu Peygamberimiz(sav)’in şu uygulamasını örnek alarak çözmeliyiz. ‘’Mescide bevleden bir şahsa karşı sahabenin göstermiş olduğu tepkiye karşı, Hz. Peygamber araya girerek ‘’Bırakı onu bevlinin üstüne su dökün dedikten sonra, sizler zorlaştırı olarak değil kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz.’’ diyerek ortalığı yatıştırdıktan sonra bedeviyi yanına alıp şöyle demişti: “Bu mescitler ne bir bevl, ne de başka bir pislik için uygundur. Buralar Allah’ı anmak, namaz kılmak ve Kur’an okumak için yapılmıştır.” 20 Bizim yöntemimiz de farklı olmamalıdır. Yanlışlarını gördüğümüz insanlara işin doğrusunu söylemek suretiyle onları eğitmeliyiz.
2-Empati Yapabilmek
Empati(Duygudaşlık) yapabilmek de din hizmetinde etkili bir yöntemdir. Empati, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Empatinin zıt anlamlısı antipatidir. Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Empati sayesinde insan ilişkileri gelişir. İnsanlar arasındaki kavgalar azalır ve zamanla yok olur. Aile içi empati ise aile bireylerinin karşısındaki insanı kendi yerine koymasıdır. Bu sayede bireyler karşındakinin ne tepki vereceğini bilir ve ona göre davranır. 21 Buna göre insanın kendini başkasının yerine koyması onu tam olarak anlayabilmesi için zorunludur. Bu şekilde düşündüğümüz zaman olaylara vakıf olmamız ve çözüm üretmemiz etkili bir irşad için gereklidir.
Konumuza ışık tutması açısından şu hadisleri misal olarak vermemiz mümkündür. ‘’Müminler birbirlerini sevmek, acımak ve şefkat göstermek hususunda bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olursa diğer uzuvlarda ateş ve uykusuzluk ile kendilerine eşlik ederler.’’ 22, ‘’Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir.’’23 , ‘’Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna ikram etsin.’’ 24, ‘’Sizden biri¸ kendisi için istediğini kardeşi içinde istemedikçe gerçek imana eremez.’’25 Bu hadisler bize Müslümanların birbirlerine empati içinde olmaları gerektiğini tavsiye ettiği açıktır. Ayrıca bencil davranmamamızı ve sadece kendi menfaatimizi düşünmememiz öğütlemektedir. ‘’Müslüman elinden ve dilinden başkasının zarara görmediği kimsedir.’’ 26 Bu hadiste birbirimize güven duymamız ve emin olmamız tavsiye edilmektedir ki bu imanın gereğidir. Çünkü iman güven vermek güven duymak ve güven içinde olmaktır.
İnsanlar arasında sağlam ilişkiler kurulabilmesi için bu tavsiyelere uyulmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İnsanların içinde bulunduğu durumu hesaba katarak onları ümitsizliğe sevk etmemeliyiz. ‘’De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan çok esirgeyendir.’’ 27ayeti ümit vermek olmalıdır. Hudeybiye’nin ertesi yılında İslam’ın gündeme daha çok geldiği ve insanların daha çok İslam’a katıldığı gözden kaçmamalıdır.
Allah Resulü, kendisinden bir şey sormak için gelen ama korkudan titreyen bir zata verdiği ‘’Arkadaş titreme! Ben kral değilim. Ben güneşte kurutulmuş tuzlu et yiyen bir kadının oğluyum‘’28 cevabı önce muhatabı rahatlatmamız ve ona değer vermemiz gerektiğini, ‘’eğer biz durumda olsaydık bize nasıl davranılmasını isterdik’’ şeklinde kendimize bir soru sormamız gerektiğini öğütler.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de, ‘’Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve:’’Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et’’ diyerek dua et.’’ 29 Bu ayet kendimizi anne ve babamızın yerine koymamız gerektiğini ve bir gün bizimde anne ve baba olacağımızın hatırlatılması açısından önemlidir.
Başkalarına empati duygusu içinde yaklaşan bir insan bencillikten uzaklaşmayı ve sosyal ilişkilerimizi daha faydalı bir hale sokmamızı sağlar. Peygamberimiz(sav)’in tebliğ sırasında uygulamış olduğu yöntemler bize en büyük referanstır. Muhatabımız bizdeki bu duyguyu gördüğü zaman bize verdiği değer artacak ve sözümüzün tesiri daha etkili olur. Samimiyetimiz duygusal açıdan daha önemli noktalara gider. İnsanlar hakkındaki önyargılarımız azalır. Önyargılarımız azalır¸ herkesin anlaşılabilir olduğunu fark ederiz. Yaptığımız irsat tam olarak amacına ulaşmış olur.
3-Vaaz ve İrşad’ın Asıl Kaynaklara Dayalı Olarak Verilmesi
Vaaz ve hutbelerde veya cami-dışı din hizmetlerinde ve vaaz edebiyatında kullanılan hadislerin senet ve metin açısından ilmi problemi olmayanlar arasından seçilmesi son derece önemlidir. Sahih olmayan ve rivayetinde şaz olan hususları barındıran bir hadisi kullanmak yerine sika(güvenilir) raviler tarafından rivayet edilmiş olan ve sıhhatinde problem olmayan hadisleri tercih etmemiz lazımdır. İrşad’da mesnetsiz ve gelişigüzel olmamalıdır. Kur’an-ı Kerim’de bu durum ‘’Recmen bi’l-Gayb’’ olarak ifade edilmektedir. 30 Eğer kıssa anlatacaksak Kur’an’da mükemmel teşbih ve temsillerin olduğunu görürüz. “Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bir kısmı (önce gürleşip) birbirine karışmış, arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir.” 31(). Çünkü dinin asıl kaynaklarıyla insanları buluşturmak gerekir. Allah Resulü kendi hava ve hevesine göre konuşan bir insan asla olmamıştır. ‘’O, nefis arzusuyla konuşmamaktadır.’’ 32 ayeti bu konuda referanstır.
Özellikle cemaatin sevdiğini varsayarak ayet ve hadislerle onları buluşturmak yerine olabilirliği üzerinde şüpheler olan gönül okşayıcı hikâyeler ve kıssaların fazlaca kullanılması insanların imanının tahkiki seviyeye çıkmasına engel teşkil olabilir. İslam’ın va’z etmediği bir hususu veya kendi görüşümüzü din gibi sunmak dine ve din görevlisine ait itibarı zedeler. Bu hususta Başkanlığımız tarafından ülkenin her tarafında uygulamaya koyulan gündüz ve akşam cami dersleri uygulaması bu amaca matuf bir gayrettir.
Vaaz ve hutbelerde insanlara hitap ederken yeminlerle anlattığımız şeylerin doğruluğunu vurgulamak kanaatimizce faydalı bir yöntem değildir. Hurafeden uzak, asli kaynaklara dayalı yani ilmin rehberliğinde yapılan bir irşadın zaten ispata ihtiyacı yoktur. Yeminlerle hitap şekli muhatabın konuya şüpheli yaklaşmasına sebep olur.
İrşad hizmetlerinde, hikmetle davet metodunun etkili bir şekilde kullanılması gerekir. Kuran’ın tavsiye etmiş olduğu hikmet, kişinin vahyi anlama ve yaşama yeteneğidir.33 Allah hakkında hikmet, eşyayı bilip tam yerinde ve amaca göre yaratmaktır. İnsan hakkında hikmet, varlıkları bilmek iyi ve güzel şeyler yapmaktır. İnsan hakkında hâkim ise hikmetli bilgi sahibi demektir. 34 Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlar.35 Bu ayette hikmetin en geniş anlamı ile Kur’an, peygamberlik, ilim ve amel, sözde ve işte isabet, eşyanın manalarını idrak, Allah’ın emirlerine uygun salim akıl, fıkıh, ince marifet, icad, eşyayı tam yerine ve mertebesine koymak, doğru işlere ikdam, ilahi huylarla huylanmak, ilahi emirleri tefekkür, Hikmetin aracı akıldır. Kuran-ı Kerim’de yer alan hükümleri, sırları bilip selim aklı ile ümmete sağladığı hayırlarıyla, infak edene sağladığı pek çok sevaplarıyla infakın faydalarını idrak eden bir kimse, şeytanın vesveselerinden etkilenmez, Allah yolunda harcamakta ve infak etmekte tereddüt göstermez.36 ‘‘Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.’’37 Bu ayette insanlara, kendilerini kötülükten önleyici haberler, çok değerli bir hikmet geldiği, fakat uyarıların bir yarar sağlamadığı belirtilmektedir.
Benzer anlam yakınlığını başka ayetlerde de görmekte mümkündür ‘Allah’ın size olan nimetini ve size öğüt vermek için Kitap ve Hikmet'ten size indirdiklerini düşünün…’ 38, ‘’Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti.’’39 , ‘’Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.’’ 40, ‘’And olsun biz Lokman'a, ‘’Allah'a şükret!’’ diye hikmet verdik.’’ 41 Burada geçen hikmetten kasıt ilim, diyanet ve isabeti fikir kabiliyetidir.42 ‘’Ey Yahya, Kitabı kuvvetletut (Onun emirlerini uygula dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.’43 , ‘‘İşte onlar, kendilerine Kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir.’’ 44 ayetlerinde geçen hikmet yine benzer manadadır. ‘‘Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et. Kuşkusuz Rabbin, işte yolundan sapanları en iyi bilen O'dur ve O, yola gelenleri de en iyi bilendir.’’ 45, ‘’Oysa biz İbrahim soyuna da Kitabı ve hikmeti vermiş ve onlara büyük bir mülk vermiştik.’’ 46, ‘’Allah ona (Dâvûd'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti.’’47 ayetinde belirtildiği üzere Davut (as) hükümdarlığın ve peygamberliğin birlikte verildiği ilk peygamberdir. ‘’Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik.’’48 , ‘’…Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah’ın sana lütfu, cidden büyüktür.’’ 49 Hikmet konusunda merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinde hikmet kavramına 22 tane anlam yüklemiştir. 50
Hikmetin başı tefekkür ve tezekkürdür. Bunun ferd ve cemiyet hayatına en güzel yansıması, iman, salih amel, takva, hak ve adalettir. Bu cihetle hikmet bir düşünce tasavvur ve düşünce bütünlüğüdür. Gelip geçici bir bilgi veya davranış değil, daimi bir bütünlük yani kalıcı davranışlardır. Her bilgi hikmet değildir. Varlığın özü ve içyüzündeki gerçeği, her nesneye ait ayrı ayrı hususiyetleri; bunların arasındaki münasebetleri ve varlıktaki fayda ve maslahatları tanımak hedeflenen gayeleri idrak etmek gerekir.
Yüce Allah, insanları Allah yoluna hikmetle davet etmeyi, faydalı şeylerle insanları davet etmeyi emretmiştir. Hikmet, her toplumda sayıları fazla olmayan âlim ve düşünürlere hitap eden kesin delillerden oluşur. Güzel öğüt, psikolojik faktörlerin kullanılması başta olmak üzere çeşitli vesilelerle ikna etmeyi amaçlayan bir irşad yolu olup kalabalık kitlelere yöneliktir.
4-Medya ve İnternet Ortamında Yanlış İmajın Giderilmesi ve Doğru Kullanımı İrşat
İnternet ve tv medyası, din hizmetleri için çağdaş insana geniş imkânlar sunmaktadır. Kendisine ait bilgisayarı veya televizyonu bulunan bir kişi, günün ve gecenin her saatinde, hafta sonlarında, tatillerde dini hizmetlerden faydalanabilecektir. Bireye herhangi bir zaman sınırlaması getirilmeyecektir. Öğrenme yaşı bakımından ve belli bir takım eğitim kurumlarından mezun olma şartı konusunda da bir sınırlılık söz konusu değildir. Din eğitimi programlarını izleyen birey, evinde, otelde veya tatilde, kısacası her yerde dini hizmetlerden yararlanabilir.
Medyadaki din görevlisi imajına ilişkin yaptığı çalışmada dini ibadetlere karşı ilgisizliğin sebebini sorduğu soruya verilen cevap ilginç bir sonucu ortaya koymaktadır. Katılımcıların % 19.62’si ilgisizliğin sebebini basın-yayına bağlarken, % 16.67’si bu ilgisizliğin nedenini din görevlilerinin tutum ve davranışlarına bağlamaktadırlar.51 Bununla alakalı olarak yapılan bir başka ankette, din görevlilerinin özellikle mesleğini temsil etmede ve eğitim-öğretim faaliyetlerinde yetersiz kaldığını, din görevlilerinin çevrelerindeki insanlarla diyaloglarının zayıf olduğunu ve kendilerini caminin dört duvarı arasına hapsettiğini belirtmektedir.52 Televizyon programlarında olumsuz din adamı imajının ön plana çıkmasında medyanın ve din görevlilerinin belirli oranda sorumlulukları vardır. Yayıncı kuruluşlar yaptıkları programlarda gerek ticari, gerekse ideolojik kaygılarla din görevliliği gibi kutsal bir görevi olumsuz yapıtlarla özdeşleştirmek suretiyle bireylerin hafızalarında dini değerlere ve din görevlilerine karşı olumsuz bir kanaatin oluşmasına neden olurken, diğer taraftan din görevlileri de kendilerinden kaynaklanan bazı eksiklikler neticesinde bu tür yapıtların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadırlar.
Milli mücadele yıllarını konu alan Ateşten Gömlek adlı filmi ile Vurun Kahpeye adlı filmde din adamları vatan haini veya mücadelenin önünde engel teşkil eden tipler olarak gösterilmişlerdir.53 Oysa milli mücadele döneminde din adamları büyük bir rol üstlenmişlerdir. Örneğin Mehmet Akif Ersoy’un, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin vb. birçok din adamı milli mücadelede aktif rol aldıklarını, milletimizin milli ve manevi duygularının imarında önemli görevler üstlenmiş olduklarına şahit olmaktayız.54 Bir gazete yazarı köşesinde, “Batı’daki ‘toplum sorunlarını’’, ‘’insanların kişisel dramlarını’’ çözmeye çalışan barışçı rahibin, İslam’da bir karşılığı olamadı. Onun yerine camilerde, İslam’ın çok geri ve çağdışı yorumunu benimsemiş “İmam” profili ön plana çıktı. O yüzden Türk filmlerinde ve romanında çok az sayıda, batıdakine benzeyen ‘olumlu imam’ tipi görebildik.” demektedir. 55 Bu anlayışta olanlar memleketimizde maalesef azımsanmayacak derecedir. Dini, dini değerleri ve din hizmeti sunan kesimleri marjinal(uçbirim)olarak sunmaya çalışan insanların hedefi, dini toplumdan ve ferdi tecrübelerden soyutlayıp tamamıyla dünyevi bir anlayışın tezahürünü görmek istemelerindendir. Ama bizim topluma karşı sorumluluklarımız vardır ve bunu, modern tebliğ yöntemlerini kullanarak insanlara sunmalıyız. Bu hem topluma hem de Allah’a karşı bir sorumluluktur. Çünkü dini tebliğ konumunda olan bizler için araçlar değil varılması istenen amaçlar önemlidir. Allah Resulü’nün veda hutbesindeki,‘’Burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın.’’ cümlesindeki mesajın insanlara ulaşmak olduğunu vurgulaması tebliğin amacı bakımından önemlidir.
Bugün medyadaki din hizmetleri tam bir kargaşa yaratmakta, her kanal kendince bir din yorumu yapmaktadır. Bunun yerine iletişim araçlarında dini konuların, araştırmalarıyla tanınan ve geniş kabul gören, akademik unvana sahip, uzman kimseler tarafından anlatılması, kabul düzeyini arttırıcı bir etki meydana getirmektedir. Buna karşılık, farklı yorum ve değerlendirmelere açık, ya da ancak uzman kişilerin içinden çıkabileceği bir kısım teknik ve ayrıntılı konuların ilahiyatçılar tarafından geniş halk kesimleri önünde tartışılmasının kafa karıştırıcı, şüphe uyandırıcı, güven azaltıcı bir etki meydana getirdiği de bir gerçektir. Bu bakımdan ilim adamlarımızın öncelikle kendi aralarında uzlaşmaları gereken meseleleri halkın huzuruna taşımamaları, hem kendilerinin saygınlığı hem de samimi bir dini yöneliş içerisindeki kişilerin ruhi ve manevi sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca dini inanç ve değerlere art niyetle yaklaşan kimselerin haksız tenkit ve karalamalarının da önüne geçilmiş olur. Kendisine Türkçe Kur’an ve ibadet konusunda sorular sorulan bir ilahiyatçının, ‘’Şimdi bana ağzımı bozduracaksın’’, ‘’Dilimde tüy bitti bunu anlatmaktan.’’, ‘’Yobaz kafalar oldukça bu meseleler çözülmez’’türünden cevaplar verip İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin geçici bir süre olarak ilk fetva kavli olarak söylediği ama daha sonra aslından okumasını tavsiye ettiği olayı hükme delil gibi sunmak ve bunu kabul etmeyenleri ‘’baskıcı ve zorba İslam anlayışının tezahürü, Emevi zihniyeti’’ olarak ortaya koymak üslup açısından bizce yanlıştır. Farklı görünmek adına yapılan bu çabaların tek sonucu, insanların beyninde istifham oluşması ve ortak aklın dışında kalan farklı görüşlerin ortaya çıkmasıdır.
Buradan da anlaşılacağı üzere bu tür yıpratıcı faaliyetler son dönemde meydana gelen olayların bir sonucu olarak değil, batıda öteden beri süregelen İslam karşıtlığının bir uzantısı olarak ortaya çıkmakta ve bireylerin kendi dinlerine karşı olumsuz bir tutum içerisine girmesinde ve kendisi ile içsel bir çatışma yaşamasında yönlendirici birer unsur olarak kullanılmaktadır. Batılı ülkeler bu tür programları bazen kendi ülkelerindeki kanallardan uydu vasıtasıyla dünyaya gösterirken, bazen de o ülkelerin ulusal kanallarını kullanmaktadırlar. Bu durum bizim ülkemiz için de geçerlidir.
Gerek İslâm ve gerek Hıristiyan tebliğinde medya ve internet özel bir rol oynar. Uydudan yayın yapan bir TV kanalı gün boyunca insanları konsillerle kabul edilmiş İncil metinleriyle buluştururken, İslam’ın kaynaklarını ve temel ilim dalarlını insanlara bu yolla anlatmada ne kadar başarılıyız 21.yy teknolojinin imkânlarının kullanıldığı ve insanlara bu yolla ulaşıldığı bir çağdır. Artık binlerce eser bir CD ortamına aktarılabilmektedir. Bizim görevimiz değişmeyen ilahi gerçekleri değişen dünyanın idrakine sunmamızdır. Son zamanlarda insanların kitap okumaya yeterince zaman ayırmadıklarını gören bazı müteşebbisler roman, masal ve şiirleri seslendirerek media ve internet ortamında sunarak faydalanılması konusunda girişimde bulunmuşlardır. Kur’an meallerinin, bazı siret kitaplarının, Buhari ve Müslim’in sahihlerinin medya ortamında veya internet medyası vasıtasıyla istifadeye sunulduğu memnuniyetle müşahede olunmaktadır. Çocuklar, aile ve çevreden edindikleri dinî bilgileri, daha zengin görüntülerle televizyonlardan da edinmelidir. Basın-yayın organları ve radyo ayrıca sinema ve tiyatro çocuklara sağlam ve doğru dinî bilgililer ulaştırması konusunda tutarlı olmalıdırlar. Din Görevlisi bu imkândan faydalanmayı düşünmeli ve medya ile bu konuda güzel bir diyalog içerisinde olmalıdır. Bazı kesimler bu vasıtalardan geniş ölçüde faydalanmakta, toplumumuzu ve bilhassa genç yavrularımızı fazlasıyla zehirlemektedirler. Biz neden faydalanmayalım? “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” 57, “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir. Acelesi de yoktur.” 58 Özellikle ulusal ve mahalli medya, gerek televizyon, radyo ve gerekse gazete ve son zamanlarda oldukça yaygınlaşan internet medyasında dini konularda uzman kişilere ihtiyaç vardır.
Bu durum, din hizmeti sunan insanların gerek ideolojik kaygılarla gerekse maksatlı bir şekilde karalandığı izlenimini vermektedir. Bunun telafisinin yolu bizce yine olumsuz imajla gösterilen din görevlisine düşmektedir. Ülkenin her tarafında hizmet verirken bu yanlış izlenimleri ortadan kaldırabilmek için sunulanın aksine bir hizmet anlayışıyla hizmet vermesi lazımdır ki halk asıl gerçeği bizzat yaşayarak kavrasın.
5- Din Hizmetlerinde Plan, Program ve Değerlendirilebilirlik
Plan, bir işin, “nerede, nasıl, kimlerle, ne kadar süreyle, niçin, kimin için” yapılacağının önceden tasarlanması demektir. Değerlendirme ise yapılan bir işin sonunda, “bu işte neleri iyi yaptık, neler eksik kaldı, bundan sonra ne yapalım ve ne yapmayalım?” sorularının cevaplandırılması demektir. Son yıllarda etkili bir şekilde başka sahalarda kullanılan ‘’toplam kalite yönetimi’’ din hizmetinde de etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Bu yöntemde kalite merkezli ve kuruluşun bütün üyelerinin katılımına dayanan, uzun vadeye yayılmış bir hizmet anlayışıdır. Allah Resulü’nün risalet görevinin 23 senede tamamlanmış olması ve ona tabi olan bütün insanların tam bir teslimiyetle Allah’a ve Resulüne olan bağlılığı yapılan tebliğin amacına uygun bir şekilde tamamlanmasına ve insanların akın akın İslam’a koşmasına neden olmuştur. Allah bunu Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifade etmektedir. ‘’Allah'ın yardımı ve zaferi geldiği Ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit, Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.‘’ 59 Burada Allah Resulü’nü dinleyen sahabelerin ‘’Ey Allah’ın Resulü! İşittik ve itaat ettik.’’tarzında bir ifade kullanmış olmaları yapılan tebliğ ve irşadın ne derece etkili olduğunu göstermek açısından önemli bir unsurdur.
Bugün binlerce mensubuyla İslam dininin güzelliklerini insanımıza anlatma ve irşad etme görevi verilen din görevlilerimizin de bu anlayış ve hedef çerçevesinde hizmet anlayışına sahip olmaları gerekmektedir. Herhangi bir İl veya İlçe Müftülüğünün mensupları, bulunduğu görev yerlerindeki özel problemleri ve halkın beklentilerini dikkate alarak 5’er yıllık planlamalarla yapılan bir hizmet anlayışına sahip olmalıdırlar. Bu beş yılın sonunda müftülükle işbirliği yapılarak başlangıçtaki seviye ile 5 yıl sonraki dini anlama ve yaşama seviyesinin, insanların cemaate ve cami derslerine katılım oranının, Yaz Kur’an Kursları vesilesiyle veya sair zamanlarda Kur’an öğretilen çocukların ve yetişkinlerin oranlarının bilinmesi, gelecekte yapılacak hizmetlere yön verilmesi ve farklı uygulamalara gidilmesi açısından önemlidir.
Bu değerlendirmeler yapıldığı zaman hangi müftülük ne kadar insana ulaşabilmiş, din görevlisi mahallinde ne kadar başarılı olmuş gibi verilere ulaşılabilir. Bu faaliyetleri yaparken Peygamberimiz(sav)’in mes’ul olduğu görevi yaptığımızın şuur ve bilincine sahip olunması başarıya ulaşmada önemli bir unsurdur. Ortak sorumluluk duygusuna sahip olmak etkilidir. Din hizmetini ifa edenler sıfatı ne olursa olsun diğer kurumlardan farklı olarak neyi anlatmakla sorumlu olduklarını ve neye hizmet ettiklerini çok iyi idrak etmelidirler. ‘’Benim başarım yerine bizim başarımız’’anlayışı başarıda temeldir. Dinimizin yenilenmesi söz konusu olmadığına tebliğ yöntemimizi değiştirmeliyiz. ‘’Ben’’yerine ‘’Biz’’duygusunu hakim kılmalıyız.
Her şeyden önce kaliteli bir hizmetin olması hizmet verenlerin kalitesiyle doğru orantılıdır. Sahih dini kaynaklarımıza ulaşılmadan eksik ve toplumunun gerek sosyolojik ve gerekse psikolojik boyutunu iyi tahlil etmeden yapılan irşad, hastalığının ne olduğu bilinmeyen ama ameliyat masasına yatırılan hasta gibidir. Böyle bir durumun nasıl sonuç vereceği de muammadır. Bunun için gerek il gerek ilçe müftülükleri hizmet içi eğitimlere ağırlık vermelidir. Bu kurslar, Kur’an-ı Kerim, Ezan, Hitabet, Diksiyon, Arapça veya bölgemizdeki sosyo-ekonomik inanç yapısı gibi alanlarda olabilir. Konunun uzmanları ve sosyal bilimcilerden bu konuda faydalanmak mümkündür. Din Görevlilerinin İlahiyat Fakültesi mezunları arasından seçilmesi bunun mümkün olmaması halinde mevcut görevlilerin bu yola teşvik edilmesi ideal olan bir hedeftir. İlahiyat Fakültelerinin kemiyet ve keyfiyet açısından artması da tabii ki özlenen bir durumdur. İl ve İlçe Müftülerinin daha verimli ve etkin bir şekilde hizmete yoğunlaşmaları sağlanmalı belli dönemlerde ilmi makaleler sunmaları kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir. Bunların sağlanması tüm görevlilerin ilim halkası içinde olmasını sağlayacak ve araştırma yapmakta iken kendimizi daha da geliştirmiş olacağız.
Cami içi ve cami dışı din hizmetlerinde çok önemli yer tutan unsurda din görevlisinin iletişiminin mükemmel olmasının gereğidir. Yüce bir davanın temsilcisi olduğumuzun şuurunda olan bir insan olmalıyız. Her kademedeki din hizmetlisi temsil ettiği misyon konusunda şuurlu olmalıyız. Bu şuurdan yoksun olarak yapılan bir tebliğ zamanı boşa harcamak ve var olan enerjimizi başka alanlarda faydasız ve boş bir şekilde harcamış oluruz ki bu da asli görevimizin sekteye uğramasına sebep olur.
Halkımızın nasıl bir din hizmeti beklediği veya Diyanet İşleri Başkanlığı ve hizmetleriyle alakalı olarak konunun uzmanlarınca veya din görevlileri marifetiyle görüşler ve beklentiler alınırsa daha verimli bir hizmetin ortaya çıkacağını düşünmekteyiz.
Verimli din hizmetinde sorumluluk bilinci şarttır. Din görevlisi eleştiriye açık olmalı ve özeleştiride bulunabilmelidir. Kendisine, ‘’Ben hizmet kulvarının neresindeyim. Bugün, bu hafta, bu ay, bu yıl camiye, cemaate ve insanlara ne verdim, ne kazandırdım.’’ sorularını sor malıdır. Bu davranış görevlinin sorumluluk bilincini artırır. Görevlinin aksiyonu ve diksiyonu mükemmel olmalıdır. Günümüzde imaj ön planda tutulduğu için görevlinin giyim kuşamı düzgün, saçı sakalı bakımlı olmalıdır. ‘’İnsan giyimi ile karşılanır, konuşmasıyla uğurlanır.’’ imaj ve konuşmanın önemini belirtmektedir. Görevinde başarılı olan personelin değişik yollarla ödüllendirilmesi.
Tebliğ ve davette ilkeler kısaca; zorlamanın olmadığı, açık ve sarih, barışa davet eden, günümüz teknolojisini çok iyi bir şekilde irşadta kullanan yapıda olmalıdır.Her türlü siyasi mülahazalardan ve değişik fırkaların hizipçi görüşlerinden arınmış bir tebliğin amacına daha kolay ulaşacağı muhakkaktır.Çünkü Allah’ın Resulü(sav), herkese eşit mesafede olmuş ve sadece memur olduğu şeyi insanlara tebliğ etmiştir.
Tebliğ görevini yerine getirenlerde bulunması gereken hususiyetler kısaca şu şekilde özetlenebilir: Güzel konuşma becerisine sahip olmak, yumuşak ve tatlı bir üslûp sahibi olmak, yeterli ve doğru bilgi sahibi olmak ve bu bilgiyi uygulamaya geçirebilmek, gerçekleri söyleyebilmek, karşılık beklememek, dünya malına aşırı düşkün olmamak, Muhatapların seviyesine inebilmek, Takva ehli olmak şeklinde özetlenebilir.
Özellikle belirtmek istediğim bir husus da şudur. Toplumumuzda din hizmeti yapılırken camilerimizde kürsü vaizliği çok önemli bir yer tutar. Bunun için Vaizlik görevini tenzili rütbe’’ yapılan bir konumda değil grup ve sınıf hizmetine tabi olan özendirici unsurlara sahip olan bir görev haline getirmeliyiz. Vaizlik hem ekonomik yönden hem de diğer açılardan layık olduğu şekilde değerlendirilmelidir.
Din görevlisi kendinden emin ve güvenilir olmalıdır. Sahiplendiği görevin idrakinde olan, medeni cesaret sahibi olmalıdır. Toplumun gerisinde kalan değil daima toplumun önünde ve peşinden sürükleyen olmalıdır. Hayatını boş şeylerle heba eden değil toplumun sıkıntılarını içinde bir dert edinerek faydalı şeylere yönelen ve yapılan insandır. İradesini güçlü tutarak öncelik sahibi olmalıdır.
Ayrıca din görevli bid’at ve hurafelerden arınmış bilgi hazinesine sahip olmalıdır. Bunun için Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz(sav)’ın hayat mücadelesini çok iyi bilmelidir. Zira Kuran’ın en büyük müfessiri olan Peygamber(sav)in hayatını bilmek, Hem Kur’an’ın sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını hem davet ve irşad görevinin en iyi şekilde ifa edilmesini sağlayacak, hem de mükemmel bir yaşantının nasıl olması gerektiğini gösterecektir.60 Tebliğ görevi günümüz toplumunda zaruret haline gelmiş dini bir görevdir. ‘’Emr-i bi'l-maruf, nehy-i ani'l-münker" yapmak, sadece din görevlisinin görevi değildir; her mü’minin imanından kaynaklanan görevidir.
Camilerimizin sosyal açıdan daha verimli hale getirilmesi için camilerimiz bünyesinde cemaati kültürel ve sosyal açıdan zenginleştirmeye matuf olan sosyal faaliyetlerle cemaatimizi aydınlatmalıyız.
1-Edirne İl Müftü Yardımcısı - S.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Felsefesi Doktora Öğrencisi imemis@diyanet.gov.tr; ibrahimmemis28@hotmail.com 2-II.Ulusal Din Görevlileri Sempozyumunda Sunulmuş Tebliğ Metni(II.Bölüm) 3-Bkz: Âl-i İmrân, 20; Mâide, 92,99; Ra'd,40; Nahl,35,82; Nûr, 54; Ankebût, 18; Yâsin, 17; Şûrâ, 48; Tegâbün, 12 4-Bakara 2/186 5-Hucurat 49/7 6-Ahmet b.Hanbel, Müsned, 2/219 7-Âl-i Imran, 3/110 8-Bakara, 2/143 9-Saff, 6/10-11 10-Mâide, 5/54 11-Hûd, 25/102 12-Buhari, ‘’Cihad’’, 102; Müslim, ‘’Fezai'ilü's-Sahabe’’ 2, 34 13-Haşr,59/21 14-Kasas, 28/56 15-A’raf, 7/67-68 16-Ahmet b. Hanbel, Müsned, V, 256-257. 17-Darimî, “Mukaddime”, 34. 18-Müslim, “Mukaddime”, 3. 19-Müslim, “Fedailu’s-Sahabe”, 3. 20-Buhari, Vudu’, 58-57; Müslim, “Kitabu’t-Tahare”, 100 21-http://tr.wikipedia.org/wiki/Empati_(psikoloji) 22-Buhari, Edeb,27; Müslim, Birr ve Sıla, 66 23-Buhari, Edebü’l-Müfred, 61 24-Buhari, Edeb, 31 25-Buhari, İman,7; Müslim, İman , 71-72 26-Buhari, İman, 4-5 27-Zümer, 39/53 28-İbn-i Mace, Et’ime,30 29-İsra, 17/23-24 30-Kehf,18/22 31-Ankebut, 29/45 32-Necm,53/3 33-Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, s.171, Ankara-1998 34-Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, c.8, s.367, İstanbul-1997 35-Bakara 2/269. 36-Vehbe Züheyli, Tefsir-ul Munir, c.2 s.63, İstanbul-2003 37-Kamer 54/5 38-Bakara 2/231. 39-Nisa 4/113. 40-Al-i İmran, 3/164 41-Lokman, 31/12 42-Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, C.II, S.697, İstanbul-1957 43-Meryem, 19/12 44-En’am, 6/89 45-Nahl, 16/125 46-Nisa, 4/54 47-Bakara, 2/251 48-Bakara, 2/151 49-Nisa, 4/113 50-M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C.II, s.394, İst-trs 51-Hamdi Uygun, Halktaki Din Adamı İmajı ve Din Görevlilerinden Beklentileri, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), OMU S.B.E, s. 54, Samsun-1992 52-Ramazan Buyrukçu, Din Görevlisinin Mesleğini Temsil Gücü, s. 271, Ankara, 1995 53-İbrahim Turan, Medyadaki Din Adamı İmajı Üzerine Bazı Düşünceler, Din Bilimleri Dergisi, s.295 54-Bknz. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, I II, Ankara-1997. 55-Ertuğrul Özkök, “Laikliğin Anavatanında Bir Manşet”, Hürriyet Gazetesi, 21.01.2003 56-Hayati Hökelekli
Köşe Yazısı Yorumları Yorum EkleÇok güzel.Konu her yönüyle ve somut önerilerle değerlendirilmiş.Hepsi güzel, en beğendiğm ve muhtaç oldğumuz satırlar şunlar; Empati sayesinde insan ilişkileri gelişir. İnsanlar arasındaki kavgalar azalır ve zamanla yok olur. Aile içi empati ise aile bireylerinin karşısındaki insanı kendi yerine koymasıdır. Bu sayede bireyler karşındakinin ne tepki vereceğini bilir ve ona göre davranır. Arkadaşın - 2012-03-10 06:07:37hocam genç yaşınıza rağmen bu kadar güzel konuyu işlemeniz çok güzel devamı gelir inşallah. metin - 2012-03-10 01:45:54hocam emeğinize ve bilginize sağlık çok güzel olmuş.tebrik ederim sizi.KIRCASALİH MERKEZ CAMİİ İMAM HATİBİ. musamettin türkşen - 2012-03-03 06:54:38Hocam Anneniz vefat etmiş Rabbim rahmetiyle muamele eylesin,size de sabırlar versin. Ebutaha - 2012-02-28 04:37:10"Modern çağda ihlası hususiyetleri "konusunu bir tesbihin taneleri gibi dizmişsiniz.elinize dilinize beyninize sağlık.Biraz uzunca olmuş ama güzel işlenmiş.İnsanımız kısa ve öz olsun istiyor,fazla okumadan kaçıyor.bunun için yazdıklarınız uzunmuş gibi gelir ve okumadan kaçarlar.Selimiye kürsüsünden de sizi dinliyoruz.Söylediklerinizi orada da uyguluyorsunuz tebrik edirim.Allah adetlerinizi artırsı edirnevi - 2012-02-24 22:50:46