Sanat, Sanat İçindir İbrahim ARPACI ibrahimarpaci@msn.com27 Ocak 2012 Cuma 08:53
Sanat ekmek peşinde koşarsa alçalır. (Aristophanes)
Düşünce dünyamızda önemli bir yer işgal eden: Sanatın, sanat için mi yoksa toplum için mi, yapılması gerektiği konusu üzerine birkaç fasıl… Klasik tabir ile: Sanat, sanat için midir; yoksa toplum için midir? Diye belirtirsek daha uygun olur.
Fransız ihtilalinden henüz çok önce de bu soru tartışılıyordu. Belki de salt olarak bu sorunun cevabını bulmak için Helenistik döneme gitmek gerekiyor. Çünkü o dönemki filozoflarda ki faydacılık anlayışı kendinden sonraki halefler üzerinde aynı fikriyatı oluşturmamıştır. Bu nedenle faydanın, görsel, işitsel, duyusal ya da sezgi, vehbi, her şekilde sağlanabileceği konusunda sair görüşler belirtilmiştir.
Öncelikle TDK Sanat’ın tanımı için ne der?
Bakalım:
1. Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık
2. Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.
Sanat’ı insan eksenli bir varlığın algı gücü ile tanımlarsak; ancak duyu organlarının algıları çerçevesinde bir tanıma oturtabiliriz.
Bir şeyi güzel diye niteleyebilmek için öncelikle o şeyi algılayabilmeliyiz. Bu da kişilerin duyuları ile mümkündür. Bu halde “Sanat kişilerin duyu yolu ile algıladığı üstün gösteriş” diyebilir miyiz? Makul.
Hâlbuki sanatın kendi menfaatini gözettiğini söyleyenler: “Sanat kendi kendisinin amacıdır. Onu kendisine yabancı başka amaçlara erişmek için araç yapmak bu amaçlar en yüce soydan bile olsa, sanat eserinin değerini azaltır”. Derler.
Derinlikli bir resim çizen ressamın, yaptığı resimden herkes aynı görsel güzelliği almayacağı muhakkak... Ressam, sanatının ustalığı ölçüsünde o resme duyusallığın dışında, kendisinin de belki kavrayamadığı bir ses katar. Kişiler istidatları ölçüsünde o güzelliği fark ederler. Bu ise sezgi ile mümkündür. Sezgi ise insan kabiliyetleri ile orantılı var ya da yok mesabesindedir. Dahası sezgiye, “kesret sonucu varlık bulmayan şey” demek daha uygun olur.
İbni Sina duyusal olarak sezginin, daha hızlı bir bilgiye ulaşma türü olduğunu söyler. Sezgi ise kişilerin yaratılışı ile birlikte gelen farklı bir kabiliyettir. Bir anlamda vehbiyettir.
Bu halde ortaya konan bir sanatın toplum algısı tarafından algılanamıyor oluşu, ya da onu çok az sayıda bir kesimin algılıyor oluşu, o sanatın toplumun menfaatine olmadığı sonucunu doğurmaz.
Nihayetinde “sanat toplum içindir, toplumun menfaati gözetilerek yapılır demek, algının ötesine geçen sanatın önüne set çekmektir.
Bu halde yeni bir tanım yapmamız gerekir. Sanat hayalidir. Hayale gölge giydirip dünyaya düşürmek, ona “Sen bu kadarsın, bundan ibaretsin” demektir. “Olağansın” ki, sanat olağan olmak durumunda değildir. Kişi kendi istidadı ölçüsünde ondan istifade eder; onu algılar ve algıladığı ölçüde bundan menfaatleşmesi gerekiyor ise menfaatlenir.
Sanat toplum içindir fakat yalnız toplumun algısı ile sınırlı değildir. Toplum fehiminin üstünde bir eser ortaya koymak, bir belahatta bulunmak, o şeyin toplumun menfaatinin dışında olduğunu göstermez. Çünkü bugün algılanamayan şeyler zaman ile algı sınırlarımız içine girebilir. Örneğin İsacc Newtonun: “Dışardan bir kuvvet etki etmedikçe hareketsiz bir cismin hareketsiz kalacağı ve düzgün doğrusal hareketli bir cismin de düzgün doğrusal hareketini sürdüreceği” görüşü, kendi yaşamı boyunca kabul görmemiş ve uygulama alanı da bulamamıştır. Fakat kendinden tam 86 yıl sonra doğrusal hareketli bir cismin de düzgün doğrusal hareketini sürdüreceği düşüncesi, uzay araştırmalarında uzaya gönderilecek iletken telin herhangi bir etkiye maruz kalmadan yansız haliyle sinyal alabileceği sonucuna varmasına neden olmuştur; bilim adamları tarafından…
“Sanat, sanat içindir” diyenlerin yaptığı sanat tabiî ki toplumun faydasınadır. Ama sanatın sanat için yapılması gerektiği konusundaki fikri ayrılık faydacılık esasına göre yine bu şekilde düşünen sanatçıların dahi icra ettiği sanatı toplumun menfaatine kıldığı bir gerçek…
Mesela diyebilir miyiz: Romantizm’e tepki olarak doğan Panslavizm akımına mensup edebiyatçıların toplumun hassalarına inmediklerini... Belki de toplumu doyurma kaygısıdır onlardaki ve sanatın sırf sanat için yapılmasını isteme arzularıdır gayeleri…
Bu halde, toplumlar sanatlardan istifade ederler. Fakat sanat kendi bünyesinde sadece toplumu gözetmeyebilir. Bu da sanatın sanat için olduğu tanımını ortaya koyar. Sanatın toplum için olduğu fikrini savunanlar, sanatın sanat için olduğunu savunanlardan daha bir toplumun menfaatine sanat icra ettiklerini söylemeleri bu durumda tutarlı olmayacaktır.
Buna şöyle bir ekleme yapmak gerekir ki, felsefenin birincil konusunu oluşturan metafizik; duyular üstü bir âlemdir. Metafizik alanında ortaya konulan her fikri düşünce, onun yalnız o şey için yapılması lazım geldiğini gösterir. Fizik ötesi bir düşünce ortaya koymak, uygulamada şu an mümkün olmayan bir teori geliştirmek, yani ilginin dışında bir ilgi ortaya koyabilmek; yapılan şeyin toplumun menfaatini gözetmediği anlamına gelmez.
Sanat’ı, toplumun algısına sığdırmak sanata yapılacak büyük haksızlıktır. Çünkü “sanat toplum içidir” dendiğinde sanat, sanat için olmamış olur. Fakat sanat, sanat içindir dendiğinde aynı zamanda bu ifade sanatın toplumun menfaatini de içine aldığı bir tanım halini almaktadır. Çünkü neyin ne zaman hangi durumda toplumun menfaatine dönüşeceği muğlâk bir durumdur. Örneğin bir devirde yazılan roman o devirde ilgi görmemesi, halkta karşılık bulamaması, bunun daha sonraki zamanlarda da böyle olacağı anlamına gelmez.
Bu durumda her sanat toplumlara hizmet eder; sanatın da sanat için olması toplumun menfaatine noksanlık getirmez ve toplumun faydasını da eksilmez. İşte bunun sonucudur ki, toplumlar sanatlardan istifade ederler fakat sanat toplumun kendisi ile sınırlı değildir.
Albrecht Dürer’in dediği gibi: Sanat doğada gizlidir; Onu oradan çıkarabilecekler ona sahip olurlar.