“Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)
 
”Allah-u Teâlâ’nın:
 
“Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır.” (Maide: 51)
 
“Her kim mü’minleri bırakıp Yahudi ve Hristiyanları dost edinirse o kimse onlardan olur. Mü’minlere karşı Hristiyan ve Yahudilere yardımcı ve dost olursa bu kişi artık Yahudi ve Hristiyanların dinlerine ve milletlerine tabi olmuştur. Çünkü bir kişinin bir kişiye dost olması ve ona yardım etmesi; ona, dinine ve içinde bulunduğu duruma razı olduğunu gösterir ki böylece ona muhalif olan dine düşman olmuştur. Bu kimsenin hükmü bundan böyle dost olduğu kişinin hükmü gibidir.” (Taberi Tefsiri c:6 s: 277)
 
Bu ayette kesin bir hüküm vardır.
 
Miladi yeni bir yıla girme aşamasında Müslümanlar olarak bizler nasıl hareket edeceğimizi düşünmeliyiz. Rabbimizin buyruklarına dikkat ederek mi, yoksa Yahudileri taklit ederek mi? Bunlar önemli mevzular Müslüman itikadı doğrultusunda yaşar. Onu bunu taklit ederek değil aksi takdirde ilelebet kaybedenlerden oluruz. Eğer bu gece sırf birileri yılbaşı kutluyor diye biz de mukallitçi olur, içkili-sazlı, sözlü eğlencelerle sabaha kadar” vur patlasın çal oynasın” dersek yukarıdaki ayeti anlayamamış veya anlamak istemiyoruz demektir.
 
Sadece bu ayet mi? Bu hususta yirmi bire yakın ayet-i kerime mevcut.
 
Aynı zamanda bu kâfirler birinci dereceden akraba dahi olsa sınır bellidir.
 
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah’a ve Peygamberine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.” (Mücâdele: 22)
 
Onlarla dostluk kurmak, küfre sevgi göstermektir. Küfre muhabbet ise iman ile bir arada bulunmaz. Bu gibi kimselere sevgi göstermek, Allah’a ve ahirete imanın gerekleriyle taban tabana zıttır.
 
“Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin.
 
Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir.” (Tevbe: 23)
 
“Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile hiç bir dostlu“)ğu kalmaz.” (Âl-i imran: 28)
 
Bu Âyet-i kerime bile bir Müslümanın kafirlerle olan çizgisini netleştirmeye kafidir. Âyet-i kerimenin tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır şöyle söylemektedir:
 
“Müminler iman hasletine küfür hasletini karıştıracak, müminlere şimdiki zamanda veya gelecekte zararı dokunacak, İslâm’a zarar verecek ve ters düşecek bir surette kâfirlerle dostluk ilişkilerine girmesin.”
 
Allah ile dostluğun kesilmesi durumu var ortada bundan dolayı çok dikkat etmeliyiz. Düşüncelerimize, tavırlarımıza hal ve kalimize.
 
Rezilliklere yelken açmamalıyız. Haramlara asla…
 
O güne özel yapılan yemeğimiz dahi olmamalı. Hindi kesmek, çam süslemek bunlar tamamen Hıristiyanların yaptıkları bizleri de sürüklediği düzmecelerdir.
 
Kurban bayramında ibadet maksadıyla, Allah’a yaklaştırması fakirlerin rızıklanması için tekbirlerle kesilen hayvanlara katliam diyenler nedense yılbaşında kesilen hindileri görmezden gelirler. Birkaç ağaç için eylem düzenleyenler o kadar çam ağacı yıkımını görmezler.
 
Niçin? Çünkü nefislerine hoş geliyor. Batıdaki yandaşları yapıyor doğal olarak cazibe alanlarına giriyor.
 
“Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin! Allah’ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)
 
“Onlardan bir çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendi önlerine sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve azapta ebedi kalıcıdırlar.” (Mâide: 80)
 
Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan dolayı, Peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösteriyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur. (Mümtehine 1)
 
Onlar sizi ele geçirseler, size düşman olurlar, size ellerini, dillerini kötülükle uzatırlar ve inkar etmenizi isterler.(Mümtehine 2)
 
“…İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri bulursun.” (Mâide: 82)
 
Onlar İslâm’ın ve Müslümanların düşmanıdırlar, Müslümanların başına daima bir problem çıkarmaktan ve kötülük etmekten başka bir şey düşünmezler. Dinini terk edip kendilerine tâbi olmadıkça, hiçbir Müslümandan memnun olmazlar.
 
“Sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar.” (Bakara: 120)
 
Müslüman dininden taviz vermez. En ufak bir taviz verdiği zamanda artık önünü alamaz çünkü taviz tavizi doğurur. Müslümanlar olarak bizlere Allaha kul, habibine ümmet olmak yakışır. Müslüman olarak doğduk ahrete varışımızda dinimizle, imanımızla, sadakatımızla olmalıdır. Hem ben ne diye bir kâfir yılbaşını kutluyor diye ben de ona tabi olayım.
 
Sonuç olarak yılbaşı Hıristiyanların şiarıdır, bayramıdır Müslümanlar bunu asla kutlayamaz.
 
"Kim herhangi bir gruba benzerse o da onlardandır.” Buyuruyor sevgili peygamberimiz.
 
Yine Efendimiz (sav), bu konu da bizleri net bir şekilde uyarıyor:
 
“Siz karış karış, adım adım sizden öncekilerin (Yahudi ve Hıristiyan’ların) yoluna uyacaksınız. O kadar ki; onlar bir keler deliğine girecek olsalar, siz de (modadır düşüncesiyle) onları takip edeceksiniz...” ( Mişkâtü’l-Mesâbîh, 5361.).
 
“Suçlular, cehennem azabında ebedi kalacaklardır. Kendilerinden (azab) hafifletilmeyecektir. Onlar azab içinde ümitsizdirler.
 
Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendileri zalim idiler.” (Zuhruf: 74-75-76)
 
“Onlara o kimsenin haberini anlat ki, kendisine ayetlerimizden vermiştik. Fakat o bunlardan sıyrılıp çıkmıştı. Derken şeytan onu arkasına takmış, nihayet azgınlardan olmuştu.
 
Dileseydik elbette onu ayetlerle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü.
 
Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur.
 
İşte ayetlerimizi yalanlayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat. Belki üzerinde düşünüp ibret alırlar.” (A’raf: 175-176)
 
“Onların kalpleri vardır, fakat anlamazlar. Gözleri vardır, fakat görmezler. Kulakları vardır, fakat işitmezler.” (A’raf: 179)
 
Ey Müslüman! Yoksa seninde mi gözlerin görmez ve kulakların işitmez Noellere ve Hıristiyan Oyunlarına kurban gidersin.
 
Yazıklar olsun! Vay halimize…
 
Arif Nihat Asya yılbaşını ve Noel’i ne güzel açıklamış:
 
Yılbaşı neyimiz olur? Ramazan Bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban Bayramımız mı?
 
Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.
 
Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba'ya geliyorum: Memleketimize, herhalde, Beyoğlu'ndan giren, Haliç'i atlayarak Fatih'lere, Aksaray'lara, sonra Rumeli'ye ve Boğaz'ı aşarak önce Kadıköy'lere, Moda'lara ve sonra Üsküdar'lara ve oradan Anadolu'ya geçen
 
bu bunak, neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?
 
İstanbul'un Tepebaşı'ndan Adana'nın Tepebağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?
 
Bir resmine bakarsanız Havarîlere, öteki resmine bakarsanız Rasputin'e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda neyin nesidir, bunu merak etmediniz mi? Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu:
 
O,Haçlı Seferleri'nden kalma bir kılıç artığıdır. O zaman silâhla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.
 
O,evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir... Kardeşlerini Mukaddes Savaş'a hazırlamaktan geliyor.
 
O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, kılığını değiştirmiş ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan çocuklarımızdan başlamıştır. Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi?
 
Bırakın, onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz... Sakalı elimde kaldı ve altından Lücifer (şeytan) çıktı.
 
Bilirsiniz ki, casuslar da kıyafetlerini ekseriya değiştirirler. Bu, mezar beğenmeyen hortlağa ya mezarını gösterin yahut bırakın: Haç'ın da çarmıha gereyim onu!
 
Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak, bir şeyinizi çalmıştır!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol