Soğuk… Sabah perdeyi aralayıp rüzgârın çatılardan, balkonlardan, ağaçlardan ve yerlerden uçurduğu akşamdan kalma karlara bakarak soğuğu kestirmeye çalışıyorum. Elimle bir taraftan kalorifer peteğine dokunup perdeyi çekerken oğlumun üzerindeki battaniyeyi biraz daha çekiyorum omuzlarına. Bugün giyeceği kıyafetlerin üzerine bir de hırka ekleyip evden çıkıyorum. Hazırladığım kıyafetlerin üzerine küçük bir not mu yazmalı, yoldayken telefon açıp annemi uyarmalı mıyım soğuğa dair? Gardırobu iki kez gözden geçirip bugün beni en sıcak tutacak şeyleri seçmeye çalışıyorum. Sıcaklık eksi yedilerde seyrediyor son birkaç gündür. Dışarı çıktıktan on-on beş dakika sonra ayak parmaklarımı hissetmez hale geliyorum. İki saati bulan yolculuğumdan sonra eve yahut kursa girdiğimde tırnaklarımın sızladığını acı ile hissediyorum. “Soğuk, çok soğuk.” diyorum kendi kendime. Çok soğuk Rabbim.  İş dönüşü kreşe uğrayıp oğlumu alıyorum. Atkı, bere, eldiven, hırka, mont… Evle kreşin arası on dakika bile yokken eğilip soruyorum “Üşüdün mü annecim?” Akşamüzeri annemle telefonda konuşuyoruz, onlara uğramam gerekiyor. “Tamam, anne, yarım saat sonra gelirim.” diyorum. Arkadan babamın sesini duyuyorum ”Hava çok soğuk çıkma dışarı, ben arabayla gelir alırım seni.”

Gün boyu soğuk kelimesi dilime bir bıçak gibi sürülüyor. Her soğuk dediğimde çocukluk yıllarımdan kalma eski bir siluet beliriyor gözümde, karların ortasında kırmızı montlu bir kız çocuğu, arkada büyük puntolarla Çeçenistan yazısı. Çok soğuk derken fark ediyorum artık o çocuğun bana Çeçenistan kadar Suriye’yi hatırlattığını. Suriye… Hafızamı yoklamam lazım savaşın kaçıncı yılı için? Suriye kaçıncı kışı görüyor açlık, sefalet ve zulüm altında?

Kar gören şehirlerimizden mutlu resimler paylaşılıyor, mutluluk paylaşıldıkça artan bir şeydi değil mi? Peki görmek istemediğimiz acı, biz başımızı o yöne çevirmeyince diniyor mu?Görmedim, duymadım, bilmiyorum Rabbim mi diyeceğiz ruz-i mahşerde? Bir hocamız şöyle diyor tam da bu noktada”Sıcak olan her şeyden hesaba çekileceğiz.” El hak doğrudur. Kalbi rikkat sahibi olan ancak bunu bilir, bunu söyler yanı başında kardeşi donarken. Her gün birçok resim paylaşıyor arkadaşlar sosyal medya aracılığı ile bense ısrarla bu fotoğrafları görerek vicdanlarımızı soğuttuğumuza inanıyorum hala. Kutu içinde küçücük bir çocuk cesedi ve altında bir cümle ard arda ekrana düşüyor: “Her şeyi Allaha diyeceğim.” Paylaşınca görevimizi yerine getirmiş mi oluyoruz şimdi? Sorularla dolu bir zihinle günü akşam ediyorum. Akşam bir dostun vesilesi ile İHH’nın kampanyasından haberdar oluyorum. Adı:Kardeşlik Örgüsü. (kardeslikorgusu@gmail.com)

Sınır şehirlerinde kamplarda soğukla mücadele eden ve Suriye’de kalıp hem savaşa hem soğuğa göğüs germeye çalışan kardeşlerimize en çok da kadınlara ve çocuklara gidecek kışlık örgü kampanyası kısaca. Geçen kış da benzer bir kampanyayı ilimizde Akp hanımlar komisyonu yürütmüştü, ne de bereketli olmuştu. Paylaşan arkadaş yünler benden diyor, olur mu olur, hadi bismillah diyelim diyorum.

Ertesi sabah kursta ilk ders konumuz bu oluyor. Ben sınıfa girince bir mucizeye bakar gibi bana bakıyor teyzelerim. “Nasıl geldin bu soğukta?” diye soruyorlar. “Geldim işte ama Suriye daha soğuk. Sandıklarınızdaki yeleklerinize, patiklerinize, torunlara ördüğünüz atkılara talibim bugün.” diyorum. Hepsi kabul ediyor. Teneffüs oluyor bu sefer kursun tüm hanımlarına anlatıyoruz, herkeste bir heyecan.

-Hocam battaniye olur mu?

-Giyilmemiş çamaşır da getirsek?

-Çocuklarımızın giymediği kıyafetler var, hepsi yeni, onları da getirelim mi?

Onlara Habil ile Kabil’i anlatıyorum kısaca, en güzelini vermenin güzelliğini ona anlatırken kendi nefsime de sesleniyorum bir taraftan. Teneffüs bitip sınıflara girerken gözleri ışıl ışıl parlıyor, dillerinde dualar.

Bugün Cuma ve namaz vakti köyün hanımlarına sohbetimiz var. Cemaatimiz aşağı yukarı yüz kişiyi buluyor, bazen geçiyor da. Bir de Cuma sohbeti sonrası onlara duyuru yapıyoruz. Organizasyonu duyuran hoca hanımla yün işini konuşmak kalıyor geriye. Görüyorum ki bizim yünler çoktan gitmiş, kursa gelen hanımlardan para toplamak bana hoş gelmiyor kaldı ki sene başında oturup kurs olarak böyle bir karar da aldık. Şehirde bildiğim ilk ipçiye ders çıkışı gitmeyi kafaya koyuyorum. Yol boyu yoğun bir telefon trafiği, kim indirim yapar, para veren çıkar mı, olur mu olmaz mı konuşmaları yapılıyor ama konuştukça ümitsizlik kaplıyor beni. Görüyorum ki insanın sözü cebindeki paradan başka bir şeye geçmiyor. Bu trafik esnasında bir başka hocamızın toptancıya gidip ay sonu olmasına rağmen hazır atkı, bere, çorap vs aldığını öğreniyorum. Ha gayret diyorum kendime usulca, gayret… Hayır için diyerek sabahtan akşama kırk kişinin çaldığı esnaf kapısından bir şey istemek de olur bir iş gelmiyor bu saatte.

“Tevekkeltü alallah.”deyip giriyorum eski dükkâna. Kasada yaşlıca bir amca oturuyor. Ben kendimi bildim bileli orada. Cebimdeki tüm parayı çıkartıp koyuyorum “Ben atkı bere için ip alacağım bu parayla ama örülenler Suriyeli kardeşlerimize gidecek bana indirim yapacak mısınız?” diyorum. “Geliş fiyatından karsız vereceğim kızım sana.” Diyor yaşlı amca, bende bir sevinç ki sormayın.

 

Kız çocukları pembe sever, kırmızı da olsun, erkek çocuklarına şu mavilerden, yeşillerden koyalım, dört çift yok altı derken masanın üstü yığılıyor yünlerle.Bir poşetten biraz daha fazla yün almış olacağım şimdi ama amca masanın üzerine bakıyor, “Ekleyin oraya biraz daha.” diyor. Ama param bu kadar… Diyecek oluyorum “Tamam bu da bizden.”diyor. Allah… Rabbim bu nasıl bir sevinç şimdi, nasıl bir mutluluk. Kalplerimize merhameti koyduğun için hamdolsun Rabbim…

Yün poşetleri benim gücümü aşınca onları eve getirmek ablamla enişteme kalıyor, pazartesi kursa götürmek eşime, örmesi hanımlara, araç temini bana. Bir cümle ile İstanbul’da başlayan bir hareket birkaç saat içinde onlarca kişinin katıldığı bir amele dönüşüveriyor böylece. Bir adım atıp kardeşlik için bir ilmek dokumuş oluyoruz fark etmeden. Hani sıradan bir gün geçirmiş olacaktık işte bir anda günümüzün çehresi değişiveriyor. Konya’da benim üşüyorum diye mırıldandığım soğuk vicdanımıza rahmet oluyor, bereket oluyor.

Soğuk, gerçekten çok soğuk, ısınalım diyorum, ama nolur vicdanlarımızı soğutmayalım ne dersiniz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.