“Can bula cananını, bayram o bayram ola
Kul bula sultanını, bayram o bayram ola
Hüzn-ü keder def ola, dilde hicâb ref ola
Cümle günah aff ola, bayram o bayram ola…

                                           (Erzurumlu İbrahim Hakkı)

Yunus Emre  -   (1240 – 1320)

Bir Türkmen köylüsü, ünü dünyaya yayılmış şair, düşünür ve yetmiş iki millete aynı gözle bakabilen bir mutasavvıf olan Yunus Emre, on üçüncü asrın son yarısında Sivrihisar çıvarında yaşamıştır.

Yunus’un felsefesinin, çiçek gibi açılıp kokusunu ve rengini verdiği muhit, XIII. asır Anadolu’sunda Selçuklu Türklüğü’nün en buhranlı ve çetin devreler geçirdiği bir coğrafyadır. Siyasi, ekonomik ve sosyal problemlerle sıkıntılı günler yaşayan insanlara, onun uyarıcı sesi şifa olmuş, deva olmuş, karanlıkları yırtan bir şimşek gibi, etrafına ışık ve aydınlık salmıştır.

Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının ilk ve önemli temsilcilerinden olan Yunus Emre, tasavvufî ve insanî fikirleriyle evrensel bir şöhrete ulaşmıştır. Yunus Emre, sade fakat derin ifade gücüyle kaleme aldığı şiirlerinde Türkçeyi edebîleştirmiş ve kendine has bir varlık, tevhîd, bilgi, aşk ve ahlâk felsefesi oluşturmuştur. Büyük mürşid, insanoğlunun bazen beşerî, bazen manevi cephesine sihirli eliyle hitap ederek, toplumları düşünmeye, duymaya, empati yapmaya ve bilhassa kendi kendileriyle hesaplaşmaya çağırmış, tıpkı Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşi Veliler, Mevlânâ Celaleddini Rûmiler gibi tasavvuf ruhunu kalıplardan çıkararak yaşanan gündelik hayatın içine katmayı başarmıştır.

            Yunus Emre’nin tarihi kişiliği menkıbeler içinde kaybolup gitmiştir. Kaynaklar ondan bahsederken daima rivayetleri aktarmaktadır. Bu sebeple, Yunus’un hakiki kimliğini araştırırken menkıbelerden hareket etmek kaçınılmazdır.

            Yunus’un destani hayatıyla ilgili en geniş bilgi Firdesî’nin “Velâyet-nâme-i Hacı Bektaş-ı Velî’”sinde ve XVIII. asır sûfi tezkirecilerimizden İbrahim Hâs’ın “Tezkire” adlı eserlerinde kayıtlıdır.

            Velâyet-nâme ve bazı kaynaklarda; Yunus Emre’nin Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Sarıköy adlı bir köyünde doğduğu belirtilmiştir. Yunus, ilk gençlik yıllarında çiftçilikle uğraşan fakir bir Anadolu çocuğuydu. Yağmurun az yağdığı bir kıtlık yılında, ihtiyaçları ve fakirliği had safhaya ulaşan Yunus, Horasan’dan gelip Anadolu’ya yerleşmiş, veliliği ve kerametleri ile ünlü Hacı Bektâşı Velî’nin Dergâhına başvurup yardım istemeye karar verdi. Zira bu velî zatın cömertliğini duymayan kalmamıştı. Yunus, bu yüce makama eli boş gitmemek için dağdan bir miktar alıç (yemiş) toplayıp Karahöyük’teki Hacı Bektâş Velî Dergâhına ulaştı. Hediyesini takdim edip ihtiyacını belirtti ve buğday talep etti. Dergâhta üç dört gün misafir edildi.

Ayrılacağı gün, Hacı Bektaş’a haber verdiler. O da: “Sorun bakalım ne ister?” dedi, Buğday mı, himmet mi?”.

 

Sordular… Yunus: “Ben himmeti neyleyeyim, bana şimdi buğday lazım” diye cevap verdi. Tekrar soruldu:

“Eğer isterse getirdiği alıçların çekirdekleri sayısınca himmet edilecektir; himmet ister mi?”

Yunus, tekrar buğday istedi. Bunun üzerine Hacı Bektaş, istediği kadar buğdayın verilmesini söyledi, öküzüne yüklediler. Aldığı buğdayla köye dönmek için yola çıkan Yunus, yolda hata yaptığını fark etti. Zira buğday bir süre sonra bitecek, ama teklif edilen himmet (dergâhta verilen manevi eğitim/ruh eğitimi) hiç bitmeyecek bir servetti. Acele geri döndü, dergâhta kalmak için başvurusunu yaptı. Hacı Bektaş:

“Onun kilidi artık Tapduk Emre’ye verilmiştir. Gidip ona başvursun, varsın nasibini ondan alsın” dedi.

Yunus, Tapduk Emre’nin dergâhına varıp başından geçenleri anlattı. Tapduk Emre, “Safa geldin, hâlin bize malum olmuştu; hizmete başla, emek ver, nasibini al” dedi. Dergâhta kalmasına izin verilen Yunus’a odunculuk görevi verildi.

Dağdan yıllarca odun kesip getirdi, rivayetlere göre kırk yıl bu şekilde hizmet edip manevi olgunluğa erişmek için uğraş verdi.

Bir gün şeyhi Tapduk Emre, Yunus’un getirdiği odunların hepsinin kuru ve düz olduğunu görünce: “Dağda hiç eğri odun kalmamış mı?” diye sordu, Yunus:

“Dağda eğri odun da çok; lâkin şeyhimin kapısında odunun bile eğrisi yakışmaz” cevabını verdi.

Bir ara Yunus, bunca yıl geçmesine rağmen manevi yönden mertebe kat edemediği, rûhi olgunluğa eremediği düşüncesiyle dergâhı terk etti, dağlara ve kırlara düştü. Bir gün bir mağarada yedi erene/dervişe rastladı, onlarla arkadaş oldu. Yolculuğunu onlarla birlikte sürdürürken bu erenlerden her akşam birinin el açıp dua ettiğine ve duanın bereketi sonucu gökten özel sofra indiğine şahit oldu. Sıra Yunus’a geldiğinde o:

“Allah’ım! Bu insanlar kimin adını vererek, kimi vesile ederek nasıl Senden istiyorlarsa, ben de Senden onların istediği gibi istiyorum…” diye duasını yaptı ve o gün gökten iki sofra birden geldi.

Dervişler de hayret içinde kaldılar. “Kimin adını vesile ederek, nasıl istedin, nasıl bir dua ettin?” diye merakla sordular. Yunus, bir süre sustu, cevap vermedi ve “önce siz söyleyin” dedi.

Bunun üzerine erenler; “Tapduk’un kapısında kırk yıldır hizmet eden bir derviş Yunus varmış. Onun adın adı vesile ettik, onun hürmetine istemiştik…” dediler.

Yunus hiç beklemediği bu cevap karşısında son derece şaşırdı, etkilendi, utandı ve hiçbir şey söylemeden grubu terk ederek hızlıca dergâha geri döndü. Ana Bacı’yı aracı ederek yeniden dergâha kabulünü istedi. Ana Bacı Yunus’a:

“Sabah namazında başını eşiğe korsun. Tapduk: ‘Kim bu?’ der. Ben de: ‘Yunus’ derim. ‘Hangi Yunus? derse, bil ki seni gönlünden çıkarmıştır. Şayet, Bizim Yunus mu? derse, seni gönlünden çıkarmamıştır, o zaman dergâhta kalabilirsin” dedi.

Ertesi sabah söylenenleri uygulayan Yunus, Tapduk’un; ‘Bizim Yunus mu?’ diye sorması üzerine sevindi, rahatladı ve kaldığı yerden eğitimine, mücahedesine, manevi terbiyesine devam etti.

Bir müddet sonra…

Tapduk’un kapısında, Yunus’un dergâhta geçirdiği son günlerinde, şöyle bir hadise cereyan etti:

Tapduk Emre’nin huzurunda erenler/dervişler toplantı halindeydi. Mecliste oduncu Yunus olduğu gibi, güzel sesli, gönül yakıcı ilahiler söyleyen Yunus isimli başka bir kimse de bulunmaktaydı.

Aşka gelen Tapduk Emre:

Şevkimiz vardır, Yunus söyle!” dedi. Üç defa tekrar etmesine rağmen, ilahiler söyleyen güzel sesli Yunus’tan hiçbir ses çıkmadı. Bunun üzerine Tapduk Emre:

“Haydi, bizim Yunus! Artık senin kilidin açıldı. Hacı Bektaş emri yerine geldi, durma sen söyle!” dedi.

İşte o an, izin çıktı, Yunus’un dili açıldı ve mecliste bulunan insanları duygudan duyguya, heyecandan heyecana taşıyacak olan şiirlerini ve ilahilerini söylemeye başladı.

           

            Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni

            Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni

            Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim

            Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni

            Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem

            Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni

            Cennet cennet dedikleri birkaç köşk birkaç huri

            İsteyene ver onları bana seni gerek seni

            …………………..

            Canlar canını buldum bu canım yağma olsun

            Assı ziyandan geçtim dükkânım yağma olsun

            Yûnus ne hoş demişsin bâl ü şeker yemişsin

            Ballar balını buldum kovanım yağma olsun

Bundan sonra…

Şeyhinin izniyle dergâhtan ayrılan Yunus, ilahileri, manileri, şiirleri, hizmetleri, sohbetleri ile yıllar yılı insanları, toplulukları, üstün ahlaka, erdeme, kâmil insan olmaya, barışa, kardeşliğe, ilahi aşka, insan ve Allah sevgisine çağırmış ve çağları aşan haklı bir ün ve şöhretin sahibi olarak en büyük mutasavvıfların ve şairlerin başında yer almıştır.

Risâletü’n-Nushiyye” ve “Dîvân”, onun bilinen en meşhur iki eseridir.

Yunus, eserleri, fikirleri, manileri, şiirleri ve menkıbelerde anlatılan sade, mütevazı ve yol gösterici kimliği, sevgi, barış ve kardeşliğe çağrı yapan felsefesi ile bugün hâlâ Anadolu’muzda, halkın gönlünde bizden biri olarak, “bizim Yunus” olarak yaşamaktadır.

Bu yüzden 1320’lerde vefat eden Yunus Emre’nin Anadolu’da 14 civarında kabri/türbesi bulunmaktadır.

Bunun sebebi: Her şehir ve kasabamız halkı, onun, kendi topraklarında medfun olmasını arzu etmiş, onu sevmiş, onu kendinden bilmiş, ya da herhangi meçhul bir mezarın onun mezarı olabileceği vehmine kapılmıştır. Yani, Anadolu insanı ve Anadolu şehirleri onu paylaşamamıştır. Bu yüzden hiç kimseye nasip olmayacak kadar çok sayıda Anadolu’da onun adına yapılmış türbe, makam ve namazgâhlar vardır. (Karaman, Bursa, Isparta, Aksaray, Sandıklı, Ünye, Sivas, Erzurum ve üzerinde, ‘Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz!’ dizelerinin yazılı olduğu türbenin bulunduğu Kula’nın ‘Emre Sultan Köyü’, Yunus’u sahiplenen adreslerin başında gelir. Anadolu’nun paylaşamaz olduğu ve memleketin dört bucağında kendisine makamlar lâyık gördüğü Yunus, dünya durdukça anılacak, onun yüreğindeki aşk ve şevk ve nice yüzyılların üstüne ışık tutacak renkli, vecdli, heyecanlı, samimi mısraları en umutsuz zamanlarda dahi insanoğlunu teselli eden, mes’ud ve bahtiyar eyleyen bir tılsım ve iksir olacaktır.

Şu bir gerçektir ki, Yunus Emre gibi şahsiyetler, şu veya bu şehrin değil, bütün dünyanın hatta bütün insanlığın malıdır. Yunus, ilahileri, şiirleri, fikirleri ile bütün insanlığın Yunus’udur ve o halkın gönlünde taht kurmuştur. Yunus, insanoğlunun şuur altını fethederek ruh ve mânâ medeniyetinin burçlarında hikmet ve irfan sancağını dalgalandıran büyük sanatkârdır.

Artık Yunus’un şiirlerine ve nasihatlerine geçmeye ne dersiniz?

Paradigma değişimine hazır mıyız?

unus Emre’den Nasihatler, Öğütler, Şiirler

        

  • Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.
  • Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi, MaI da yaIan, müIk de yaIan, var biraz da sen oyaIan.
  • ZuIüm iIe abad oIanın akıbeti berbad oIur.
  • Ete kemiğe büründüm, yunus deyu göründüm.
  • DervişIik oIsaydı tâc iIe hırka biz dahi aIırdık otuza kırka..
  • Derdi dünya oIanın, dünya kadar derdi vardır…
  • Ey hayat ırmağından şu içenIer! GeIin soraIım canIara ki güzeIIiği ne oIdu da gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buIdu da gidiyor?
  • Hoştur bana senden geIen. Ya gonca güI, yahut diken. Ya hayattır, yahut kefen. Nârin da hoş, nurun da hoş. Kahrın da hoş, Iütfun da hoş.
  • Az söz erin yüküdür, çok söz hayvan yüküdür.
  • OIsun be aIdırma yaradan yardır.. Sanma ki zalimin ettiği kârdir. Mazlumun ahi indirir sâhi Herşeyin bir vakti vardır.
  • SeveIim, seviIeIim, bu dünya kimseye kaImaz.
  • Beni bende demen bende değilem, bir ben vardır bende benden içeri.
  • Elif okuduk ötürü, pazar eyledik götürü, Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü.
  • Dağlar nice yüksek ise, yol anın üstünden geçer.
  • Dervişlik dedikleri, hırka ile taç değil. Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.
  • Ya Rabbena hayreyle, Muhammed’e yâr eyle, Kabrimizi nur eyle, Kabre vardığım gece.
  • Sabır saadeti ebedi kalır Sabır kimde ise o nasip alır.
  • Ana rahminden geldik pazara, bir kefen aldık döndük mezara.
  • Okumaktan murat ne ? Kişi Hak'kı bilmektir. Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru ekmekti.
  • Geldi geçti ömrüm benim, Şol yel esip geçmiş gibi. Hele bana şöyle gelir, sol göz yumup açmış gibi.
  • Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek; Derviş gönülsüz gerek, sen derviş olamazsın.
  • Nefistir eri yolda koyan, yolda kalır nefse uyan.
  • Dünya işi bir kış imiş vefası yok cefası çok; kim dünyayı terk eylerse dostu bulup oynayıser.
  • Kime ki dost gerek ise ben diyem ne kılasını; terk eyleye kend’özünü hiç anmaya n’olasını.
  • Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi; hele bana şöyle geldi bir göz açıp yummuş gibi.
  • Bu dünyada bir tek şeye yanar içim, göynür özüm; yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.
  • İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur; bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi.

  • Gündüz olalım sâim, gece olalım kâim

 .Allah görelim dâim, Allah görelim neyler.

  • Müselmanım diyen kişi, şart nedir bilse gerek

  Tanrının buyruğun tutup, beş vakit namaz kılsa gerek.

  • Her kim ki Kur’an bilmedi

      Sanki cihan gelmedi.

  • Yetmiş iki millete kurban ol âşık isen

      Tâ âşıklar safında imam olasın sâdık.

  • Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan

            Halka müderris olsa hakîkatte âsîdir.

  • Âşık bu yola ere, Dost’un yüzünü göre;

      Dost yüzünü görmeye, ölüme kanat gere.

            Biz o yolda ölelim, sonra Dostu görelim.

  • İlim ilim bilmektir

            İlim kendin bilmektir

            Sen kendini bilmezsin

            Ya nice okumaktır

            Dört kitâbın mânâsı

            Bellidir bir elifte

            Sen elifi bilmezsin

            Bu nice okumaktır

           

            Yiğirmi dokuz hece

            Okursun uçtan uça

            Sen elif dersin hoca

            Mânâsı ne demektir

            Yunus Emre der hoca

            Gerekse bin var hacca

            Hepisinden iyice

            Bir gönüle girmektir

  • Bir kez gönül yıktınısa

      Bu kıldığın namaz değil

      Yetmiş iki millet dahi

      Elin yüzün yumaz değil

      Bir gönülü yaptın ise

      Er eteğin tuttun ise

      Bir kez hayır ettin ise

      Binde bir ise az değil

      Yol odur ki doğru vara

      Göz odur ki Hakk’ı göre

      Er odur alçakta dura

      Yüceden bakan göz değil

  • Hak cihana doludur

      Kimseler Hakk’ı bilmez

      O’nu sen senden iste

      O senden ayrı olmaz

      Dünyaya gelen geçer

      Bir bir şerbetin içer

      Bu bir köprüdür geçer

      Cahiller onu bilmez

      Gelin tanış olalım

      İşin kolayın tutalım

      Sevelim sevilelim

      Bu dünya kimseye kalmaz

      Nazar eyle itiri,

      Bazar eyle götürü,

      Yaradılanı hoş gör,

      Yaradandan ötürü.

  • Ak sakallı pir koca

      Bilinmez hali nice

            Emek vermesin hacca

            Bir kez gönül yıkar ise

           

            Gönül Çalabın tahtı

            Çalap gönüle baktı

            İki cihan bedbahtı

            Kim gönül yıkar ise

                 

            Sen sana ne sanırsan

            Ayruğa da onu san

            Dört kitabın mânâsı

            Budur eğer var ise

  • Bir söz diyeyim sana, dinle canın var ise

      Kem tamahlık eyleme, aklın sana yar ise

      Manadan getirmişler, kardeşten yâr yeğrektir

      Oğuldan daha tatlı, eğer doğru yâr ise

      Gördün yârin eğridir, neyin varsa ver kurtul

      Atalardan öğüttür, işittiğin var ise

      Yârin sana sadıksa, köle ol kapısında

      Çıkar ciğerin yedir, eğer çaren var ise

  • Bir hastaya vardın ise

      Bir içim su verdin ise

      Yarın anda karşı gele

      Hak şarabın içmiş gibi

      Bir miskini gördün ise

      Bir eskice verdin ise

      Yarın anda karşı gele

      Hak libasın biçmiş gibi

  • Biz kimseye kin tutmayız

      Ağyar bile dosttur bize

      Kanda ıssızlık var ise

      Mahalle vü şardır bize

      Adımız miskindir bizim

      Düşmanımız kindir bizim

      Biz kimseye kin tutmayız

      Kamu âlem birdir bize

  • Sözü bile kişinin

      Yüzünü ak ede bir söz

      Sözü pişirip diyenin

      İşini sağ ede bir söz

      Söz ola kese savaşı

      Söz ola kestire başı

      Söz ola ağulu aşı

      Yağ ile bal ede bir söz

  • Benim burada kararım yok

      Ben buradan gitmeye geldim

      Bezirgânım metaim çok

      Alana satmaya geldim

      Ben gelmedim davi için

      Benim işim sevi için

      Gönüllere dost evi için

      Gönüller yapmaya geldim

________________________

     Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, c, 1, sh, 276-280       

            Ayverdi, Samiha, Âbide Şahsiyetler, Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, İstanbul 1976

            Tarhan, Nevzat, Yunus Terapi, Timaş Yayınları, İstanbul 2013

            Tatçı, Mustafa, Yunus Emre Dîvânı -İnceleme- , H Yayınları, İstanbul 2008     

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.